ABD ve Çin aralarındaki gerilimi çözmenin yollarını arıyor. ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Cinping’in bir araya geldiği zirvede “stratejik istikrar” sıkça vurgulandı. Görünen o ki, iki ülke arasında bundan sonraki ilişkiler bu kavram etrafında şekillendirilecek. Fakat bu kavramın altı dolu değil
Uzun süredir merakla beklenen, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasındaki zirve geçtiğimiz günlerde gerçekleşti. Hürmüz’deki savaşın gölgesinde kalan zirve, sonuçları itibarıyla beklenenden sönük geçti. Trump açısından zirvenin en somut çıktıları, Çin’in 200 uçaklık Boeing siparişinin yanı sıra 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü alma taahhüdü oldu. Beyaz Saray, yaptığı resmî açıklamada bu siparişleri Amerikalı işçiler, çiftçiler ve şirketler için büyük bir kazanım olarak ilan etti. Trump, bu tür ticari gelişmeleri abartarak pazarlamayı seviyor. Yoksa, iki ülkenin toplam 50 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü içinde bu denli küçük hacimli satışların lafı edilmez.

TİCARET VE YATIRIM KURULU
ABD ve Çin, stratejik açıdan kritik olmayan ürünlerin ticaretini daha sorunsuz yönetebilmek amacıyla bir Ticaret Kurulu kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Bu kurulun temel amacı, hassas nitelik taşımayan ürünlere ilişkin iki ülke arasındaki ticaret diplomasisini kolaylaştırmak olacak. Ancak çipler, yapay zekâ ve savunma sanayi teknolojileri gibi kritik alanlar bu kapsamın dışında tutuluyor. İki ülke arasında asıl gerilim yaratan teknolojik başlıklar da bunlar. Bu nedenle, kurulun daha tasarım aşamasında kırılgan bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. Bunun yanı sıra, bir Yatırım Kurulu oluşturulması da planlanıyor. Söz konusu kurulun, yatırım anlaşmazlıklarının çözümünde hükümetler arası bir platform işlevi görmesi öngörülüyor.

KÜRESELLEŞME YERİNE JEOEKONOMİK PAZARLIK
Buradan, ABD ve Çin’in uluslararası anlaşmalar ve kurumlar yerine sorunlarını pazarlıklarla çözme yoluna iyice yöneldiklerini görüyoruz. Bu girişimler, iki ülke arasındaki sorunların yapısal olarak çözülmesine katkı sağlayamaz. Bu kurulların birer kriz yönetimi aracı olarak kullanılacağı çok net. Bu durum, küreselleşme gerilerken jeoekonomik pazarlıkların ön plana çıktığının bir göstergesi.
Donald Trump ve Şi Cinping zirvesinde dikkat çeken bir diğer unsur, görüşme metinlerinde sıkça vurgulanan “stratejik istikrar” kavramı oldu. Görünen o ki, iki ülke bundan sonraki ilişkilerini bu kavram etrafında şekillendirmeyi hedefliyor. Fakat bu kavramın şu an için altının çok dolu olduğunu söylemek güç. Nitekim tarafların bu kavrama farklı anlamlar yüklediği anlaşılıyor.
Trump, kasım ayında ABD’de gerçekleşecek ara seçimlere kadar Çin ile gerilimi artırmak istemediği izlenimi veriyor. Bu nedenle Washington yönetimi, “stratejik istikrar” kavramını, ticaret ve teknoloji savaşlarını tamamen sona erdirmese de korumacılığı ve rekabeti kontrol altında tutacağı, böylece piyasalara belirli ölçüde sakinlik ve öngörülebilirlik sağlayacağı bir çerçeve olarak yorumluyor. Savaştan dolayı sarsılan piyasaların gerçekten de dinginliğe ihtiyacı var.
Pekin tarafı içinse “stratejik istikrar”, ABD’nin Çin’in kırmızı çizgilerini dikkate alarak rekabetin araçlarını ve sertlik düzeyini ayarladığı bir anlayışa karşılık geliyor. Bu bağlamda Çin, ABD’nin insan hakları, özgürlükler ve demokrasi üzerinden ülkenin kalkınma sürecine dışarıdan müdahale etmesiniistemiyor. Ayrıca Tayvan’ın Çin’in ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmesini talep ediyor. Özetle Pekin yönetimi, ABD’nin Çin’i küresel sistem içerisinde eşit bir ortak olarak konumlandırmasını sağlamayı hedefliyor.
“Stratejik istikrarı” şu anda herkes kendi işine geldiği gibi yorumlayıp anlatmaya çalışıyor. Trump döneminde olmasa da ilerleyen yıllarda bu kavramın altının doldurulup kurumsallaştırılması, iki süper güç arasındaki ilişkinin kodları açısından son derece kritik olabilir.


















