15 Temmuz Zaferinin Kodları – HAMİT EMRAH BERİŞ

spot_img


Son on yıldır dünya, belki de insanlık tarihindeki en geniş kapsamlı dönüşüm süreçlerinden birinden geçiyor. Dünyanın her yerinde millî devletlerin güçlendiği, güvenliğin birinci dereceli öncelik seviyesine çıktığı ve liderlik faktörünün giderek önem kazandığı bir süreç yaşanıyor. Söz konusu zaman dilimi, neredeyse tüm devletler açısından zorlu sınavlarla geçti. Covid19 pandemisi, göç olayları, iç savaşlar, işgaller ve soykırımlar devletlerin güvenlik paradigmasını değiştirdi. Teknolojideki değişim, özellikle endüstrisini yenileyemeyen devletlerin ekonomik ve sosyal açıdan sorunlar yaşamalarına neden oldu. Bu sürecin Türkiye için anlamı daha büyük.

Türkiye, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle hayata geçirilmeye çalışılan darbe tehlikesini atlattıktan sonra hem demokrasisini konsolide etmek hem de devlet kapasitesini güçlendirmek için adımlar attı. Bu çabalar, Türkiye’nin dünya genelinde yaşanan değişim dalgasını yakalaması açısından oldukça önemli. Türkiye, son on yılda karşılaştığı tüm krizlerden süreci doğru yöneterek çıktı. 15 Temmuz 2016 tarihi milat kabul edilirse söz konusu süreci anlamak için birkaç parametre üzerinden hareket etmek gerekiyor. Bu anlamda liderlik, demokratik dirençlilik ve devlet kapasitesi darbe girişiminin bastırılmasının, ardından da içte ve dışta yaşanan krizlerden başarıyla çıkılmasının anahtar kavramları olarak görülebilir.

Türkiye’nin gerek 15 Temmuz darbe girişiminden gerekse sonrasında yaşanan travmatik hadiselerden selametle çıkabilmesinin ardındaki en önemli faktör Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sergilediği etkili ve güçlü liderlik. Henüz 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmadan önce Erdoğan, vesayet odaklarıyla mücadele açısından toplumda bir hassasiyet oluşmasını sağlamıştı. 15 Temmuz 2016 gecesi, milyonlarca insanın sokağa çıkmasının altındaki en önemli nedenlerden biri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzunca süredir toplumu bir bakıma darbeye karşı teyakkuzda tutması oldu. O gece televizyon ekranlarına telefon uygulaması aracılığıyla bağlandığında Erdoğan’ın kararlı tutumu ve özgüvenli duruşu, halkın darbecilere karşı direnme iradesini güçlendirdi. 15 Temmuz sonrasındaki süreçte de Erdoğan, vesayetle mücadele ve sistemin restorasyonu açısından kararlılıkla reformların hayata geçirilmesini sağladı. 2017 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra başkan seçilen Erdoğan, içten ve dıştan gelen meydan okumalara karşı topluma liderlik yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin etki alanının da yalnızca bölgesinde değil, dünyanın pek çok yerinde genişlemesini de sağladı. Erdoğan’ın bu süreçteki en önemli etkilerinden biri toplumun demokratik siyasete güveninin kaybetmemesini sağlamak oldu. Gerçekten de vesayet mekanizmalarının topluma ve siyasete nüfuz etmek için yararlandığı en önemli boşluk, toplumun demokratik siyasete olan güveninin zayıflamasıdır. Siyasetçilerin sorun çözme kabiliyetlerinin yok olduğunun düşünüldüğü yerlerde boşluğu vesayet mekanizmaları doldurur. Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasî alanda böyle bir boşluk oluşmasına asla izin vermedi. Toplumun siyasetten umut kesmemesi gerektiğini, krizlerin demokratik yöntemlerle işbaşına gelen siyaset kurumu tarafından çözülebileceğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplum ve siyaset ilişkisine yönelik bu yaklaşımı, demokrasinin dirençliliği bakımından da önem arz ediyor. Türk demokrasisi, 27 Mayıs 1960’tan başlayarak neredeyse onar yıllık aralıklarla bir dizi darbe yaşadı. Sonuncusu 28 Şubat Süreci olan bu askerî müdahaleler, demokrasiyi kesintiye uğrattığı gibi toplumla siyaset kurumunun arasındaki güven ilişkisini de zedeledi. Bu durum, bazı kesimlerde Türk demokrasisinin fazlasıyla kırılgan olduğu yönünde bir kanaat doğurdu. Muhtemelen FETÖ militanı darbeciler de bu algıyla toplum tarafından ciddi bir tepkiyle karşılaşmayacakları yönünde bir yanılgıya kapıldılar. Buna karşılık 15 Temmuz gecesi, toplumun canı pahasına kendi iradesine sahip çıktığı görüldü. Milyonlarca insan, daha darbe girişimi anlaşılır anlaşılmaz sokağa dökülerek demokrasilerini her şartta koruyacaklarını gösterdiler. Böylece Türk demokrasisinin direncinin darbeler başta olmak üzere dışarıdan müdahalelere karşı sanılandan çok daha yüksek olduğu anlaşıldı. Başbakan Adnan Menderes’in iki bakanıyla birlikte darbeciler tarafından idamını engelleyemeyen toplum, 15 Temmuz gecesi direnişiyle toplumsal hafızada yer etmiş bu hadisenin bir benzerine bir daha izin vermeyeceğini gösterdi.

Darbenin başarısız olmasına neden olan faktörlerden sonuncusu ise devlet kapasitesinin gücü şeklinde gösterilebilir. FETÖ’nün her ne kadar Silahlı Kuvvetlerin içine sızıp darbe yapacak bir cunta gücüne ulaşsa da örgütlü bir azınlığa dayandığı, çoğunluğa hâkim olamadığı görüldü. 15 Temmuz’dan önceki süreçte kolluk güçleri ve yargıda ise FETÖ militanları tasfiye edilmeseler de pasif görevlere atanmışlardı. Darbe girişimi ortaya çıktıktan sonra kolluk ve yargı kısa sürede harekete geçtiler. Ankara ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından darbeciler hakkında resen soruşturma başlatıldı. Kolluk birimleri gözaltı kararlarını derhal uygulamaya geçirdiler. Bunun yanında, darbeciler ulaşım ve iletişim hatları başta olmak üzere devlet kurumlarının sorumluluğunda bulunan hemen hiçbir yeri tam olarak ele geçiremediler. Aynı şekilde darbe gecesinde de sonrasında da elektrik, su, ulaşım, iletişim gibi en temel kamu hizmetlerinde herhangi bir aksama yaşanmadı.

Darbe girişiminin ardından FETÖ’yle aktif mücadele başladıktan sonra da kurumların faaliyetlerinde kesinti ve duraklama görülmedi. Bu durum, FETÖ ile iltisaklı kamu görevlilerinin ihraçlarından sonra da aynı şekilde devam etti. Hatta darbe girişiminden kısa süre sonra başlayan sınır ötesi operasyonlar aracılığıyla Silahlı Kuvvetler kendi iç yapısında herhangi bir zaaf yaşamadan görevlerini tam anlamıyla yerine getireceğini gösterdi. Teröre karşı iç güvenlik operasyonları devam etti; adlî suçlar, pek çok ülkede kriz zamanları yaşandığının aksine artmak bir yana azaldı. İhraç edilen kamu görevlilerinin yerine yenileri atandı. Dolayısıyla ordudan ve diğer kamu kurumlarından tüm ihraçlara rağmen devletin gücünde ve kapasitesinde bir eksilme olmadı.

Diğer taraftan Türkiye, son on yıllık süre zarfında dünyada yaşanan ve en başta kısmen değindiğimiz değişim dalgasına uyum sağlamakta fazla zorluk çekmedi. Mesela Covid19 pandemisinde sağlık sistemi, çok sayıda ülkenin yaşadığı kötü tecrübelerin aksine dezavantajlı gruplar başta olmak üzere farklı toplumsal kesimlerin ihtiyaçlarına büyük oranda cevap verdi. Sosyal yardımlar aracılığıyla pandemi nedeniyle fiilen çalışamayan vatandaşlara destek sağlandı. Tam tersine özellikle savunma sanayiinde Türkiye, hem yeni teknolojiyi hem de dünyadaki eğilimleri yakalayarak ciddi bir ivme kazandı. Özellikle savunma teknolojilerinin üretiminde ülke kısa sürede ciddi bir başarı yakaladı.

Ülkenin diplomatik alandaki gücünün artması, savunma ve güvenlik alanındaki yüksek teknoloji üretimlerinin pazar bulmasını da sağladı. Bu noktada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslâm ülkeleri ve neredeyse tüm mazlum milletler üzerindeki etkisini de kaydetmek gerekir. Üstelik 2023 yılının 6 Şubat günü Türkiye, on bir ili derinden etkileyen, elli binden fazla insanın hayatını kaybettiği, yüzbinlerce evin kullanılamaz hâle geldiği, şehirlerin harap olduğu bir deprem hadisesi de yaşadı. Depremin yaraları kısa sürede sarıldı ve bölgedeki yerleşim yerleri adeta yeniden inşa edildi. Bu süreci mümkün kılan başlıca faktörün Erdoğan’ın liderlik becerileri olduğunu söylemek mümkündür.

Erdoğan, tüm kriz anlarında ve olağanüstü durumlarda tüm manipülasyon ve dezenformasyonlara rağmen toplumu ikna ederek sorunun çözülmesini sağladı. Bunun yanında, toplumun devlete ve siyaset kurumuna duyduğu güvenin de 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere farklı krizlerin atlatılmasında büyük etkisi olduğunu söylenebilir. Son olarak devlet kapasitesinin gelişmişlik seviyesi, karşılaşılan krizlerin travmaya dönüşmeden atlatılmasını sağladı. Buradan hareketle 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasının darbecilerin taktik ve strateji hatalarıyla açıklanamayacağını, gerçek nedenin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etkili liderliğinin, milletin iradesine sahip çıkmasının ve devlet kapasitesinin olduğunu söylemek mümkün.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img