2026: Hız Değil, Güç ve Dayanıklılık Dönemi

spot_img


2026 yılına girdiğimiz ilk günlerde enerji gündemi netlik kazandı; artık Dünya “en ucuz kim üretiyor” yarışından çıktı, “kim tedariki yönetiyor, şebekeyi ayakta tutuyor ve teknolojiyi elinde tutuyor,” yarışına girdi. 2025 enerji geçişinin hızlandığı ama aynı zamanda kırılganlıkların da arttığı bir yıl oldu. 2026 bu yeni gerçekliğin ilk ciddi sınavına sahne olacak.

2025’te Dünya: Enerji güvenliğinin geri dönüşü

2025 yılında tüm dünyanın gözleri önünde en büyük sınamalardan biri şu oldu; yenilenebilir büyüyor, evet. Ancak sistemin geri kalanı buna uygun olacak şekilde dönüştürülmediği sürece enerji güvenliği sorunu artarak devam ediyor. Yalnızca güneş ve rüzgar enerjisine dayalı kurulu güç 2025 yılının ilk yarısında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 60’tan fazla artış kaydetti. Bununla birlikte, bağlantı kapasitesi, iletim hatları ve depolama sistemlerinin bahse konu hıza yetişebilecek ölçekte geliştirilmemesi nedeniyle yenilenebilir kaynaklardan elektrik enerjisi üretiminin yıl boyunca 7/24 sağlanması sınavı başarısızlıkla sonuçlandı.

Hidrokarbonlar tarafında LNG, 2025 yılında doğal gaza verilen “geçiş yakıtı” unvanını hakkıyla yerine getirdi. Çok sayıdaki ülke için LNG bir kriz yönetim aracı olarak kullanıldı. Bu durum, karar alıcılar için “spot piyasalar mı, uzun dönemli kontratlar mı” tartışmalarını beraberinde getirdi. Petrol cephesinde ise arz yönetimi ve jeopolitik gelişmeler risk primlerini etkileyerek fiyatlardaki oynaklığı besledi. OPEC+ uzun süredir uyguladığı “fiyatları desteklemek için arzı kısma” yönündeki tutumunu “pazar payını korumak/geri almak için kademeli olarak arzı artırma” şeklinde değiştirdi. Yani kesintiler açıkça, kalıcı değil, piyasa koşullarına göre değiştirilebilir bir enstrüman olarak kullanıldı.

Nükleer enerji, 2023 tarihli COP28’de 30’dan fazla ülkenin imza attığı Küresel Nükleer Enerji Kurulu Gücünün Üç Katına Çıkarılması Deklarasyonu ile resmi bir şekilde düşük karbonlu ekonomilere geçişte kilit bir pozisyon elde etmişti. Yenilenebilir enerjinin kesintili üretimi ile ortaya çıkan baz yük sorunu ve arz güvenliği ihtiyacı “nükleerin rönesansı”nı resmen tescillemiş oldu. Büyük ölçekli reaktörlerin yanında küçük modüler reaktörler (SMR) de artık kağıt üzerindeki bir hedef olmaktan çıkarılıp takvim, finansman ve lisans adımları ile resmi bir icraat alanına dönüştü.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının katlanarak artan kurulu gücü, depolama sistemlerine yönelik hızla gelişen talep ve dünya genelinde artan elektrikli araç üretim ve satışları temiz enerji teknolojilerinin üretiminde nadir toprak elementleri ve kritik madenlerin önemini net bir şekilde ortaya koydu. Enerji güvenliği için artık yalnızca kaynağa sahip olmanın yetmediği ve teknoloji ve sanayi kapasitesinin geliştirilmesinin bir zorunluluk haline geldiği tecrübe edildi.

2025’te Türkiye: Birden çok kulvarda koştu

2025’te Türkiye tek bir kulvarda değil, birden çok kulvarda kendisiyle mücadele ederek rekor tazeledi. Yerli üretim, yenilenebilir enerji kurulu gücü, altyapı çalışmaları ve diplomasiyi aynı anda götürdü. Böylelikle ülke, tek bir başlığa yaslanmak yerine çok ayaklı bir strateji izledi. Hidrokarbonlar alanındaki artan üretimi dışarıda elini güçlendirirken içeride de enerji faturasının azaltılmasına katkı sundu. Yalnızca Sakarya Gaz Sahası’ndan doğal gaz üretimi günlük 10 milyon metreküpe yaklaştı. Bu sayede toplam doğal gaz üretimi bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 40 artarak 3,2 milyar metreküpe ulaştı. Gabar Sahası’ndaki petrol üretimi de artışı sürdürerek yaklaşık 80 bin varil/gün olarak kayıtlara geçti. Bahse konu üretimin de katkısıyla toplam petrol üretimi yüzde 26’lık artışla 47,9 milyon ton oldu.

Yenilenebilir enerjide ölçek, rüzgar ve güneş enerjisi ile büyümeye devam etti. 2024 Kasım ayında 19.530 MW olan güneş kurulu gücü 2025 Kasım’ında 24.669’a, 12.591 MW olan rüzgar kurulu gücü ise 14.546 MW’a ulaştı. Bu sürede toplam yenilenebilir kurulu gücü de 68.168 MW’tan 75.393 MW’a yükseldi. Gelinen noktada, yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı yaklaşık yüzde 62’ye ulaşarak Türkiye’yi çok sayıdaki ülkenin önünde konumlandırdı.

Gaz ticaretinde merkez ülke olma çalışmaları kararlılıkla sürdürüldü. Depolama kapasitesi, kontrat esnekliği ve şeffaf piyasa koşullarının sağlanması için önemli adımlar atıldı. Kasım ayı itibariyle depolama kapasitesi 6,3 milyar metreküp olurken Sakarya Gaz Sahası’ndan üretilen gazın ihraç edilmesine yönelik yasal zemin oluşturuldu. Dahası, gaz sıvılaştırma terminalleri kurulması için de gerekli düzenlemelerin yapılması Sakarya Gazı’nın LNG formunda uluslararası piyasalara ulaştırılmasının önünü açtı.

Nükleer enerji alanında Akkuyu NGS’nin ilk ünitesinin devreye alınması çalışmalarında sona yaklaşılırken diğer üç reaktörün de inşa süreçleri sürdürüldü. Bunun yanında, SMR alanında ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerle iş birlikleri müzakere edilirken içeride de yerli reaktör üretilmesi için teşvik çalışmaları başlatıldı.

Enerji diplomasisi Türkiye’nin en güçlü olduğu alanlardan biri; 2025 yılında, önceki son birkaç yıla benzer şekilde, Asya’dan Afrika’ya, ABD’den Avustralya’ya, Avrupa’ya çok sayıdaki ülke ile temaslar kurarak iş birlikleri anlaşmaları imzaladı ve çeşitli ortaklıkları masaya yatırdı.

2026’da Dünyada ve Türkiye’de neler olacak?

Yenilenebilir kurulu güçleri artırılırken şebeke ve alt yapı geliştirme faaliyetleri hızlandırılmazsa arz güvenliği ve dolayısıyla fiyat istikrarı riske girebilir. Bunun için çok sayıdaki ülkede iletim ve depolama yatırımlarının hızlandırılacağı öngörülüyor. Batarya ve depolama sistemleri gibi temiz enerji teknolojilerinde kilit rol oynayan NTE ve kritik madenlerde de yerli üretimin ve tedarik zincirleri oluşturulması çalışmalarının öncelenmesi planlanıyor. LNG ve petrol tarafında ise bolluk beklenirken jeopolitik risklerden mümkün olduğunca az etkilenmek için portföyünü akıllıca yöneten ülkeler kazanacak.

Türkiye için 2026 yılının sınavı şu olacak; yerli ve yenilenebilir üretimdeki artış ivmesini sistem kalitesini artırmaya yönlendirmek. Denizlerde keşif çalışmaları sürdürülürken 2025 yılında Karadeniz’de gerçekleştirilen ilave 92 milyar metreküplük gazın üretime alınması, yerli üretimdeki sürekliliğe ve fiyat ve tedarik risklerinin azaltılmasına katkı sunacak. Kurulu güçteki artışı desteklemek için bağlantı, iletim ve depolama için izin süreçlerinin yatırımcı dostu hale getirilmesi ve netleştirilmesi bekleniyor. Bu sayede yatırımların artırılması ve dönüşümün hızlandırılması hedefleniyor. Akkuyu NGS’de ilk reaktörün devreye alınmasıyla nükleer enerjinin elektrik enerjisi üretimine dahil edilmesi için gün sayılıyor. Nükleerin entegre olduğu bir sistem arz güvenliğini artırarak fiyatların da daha öngörülebilir bir seviyeye gelmesini sağlayacak. Diplomaside enerjinin ağırlığının devam etmesiyle de içeride enerji sisteminin güvenliğini artırmanın yanında dışarıda da Somali gibi çok sayıdaki ülkenin kendi kaynaklarının üretilmesine imkan sağlayarak enerji güvenliğinin artırılmasına katkı sunacak.

Enerji artık yalnızca ekonominin bir alt başlığı değil, aynı zamanda milli güvenlik ve dolayısıyla dış politika meselesi. 2026’da kazanan ülkeler yalnızca kapasitesini artıranlar değil, enerji tedarikindeki çeşitliliği artıran, şebekeyi güçlendiren, depolama kapasitesini büyüten, teknolojiyi yerlileştiren, tedarik zincirlerini oluşturan ve piyasalarını öngörülebilir kılanlar olacak. Türkiye bu konuda avantajlı; bir yandan yerli ve yenilenebilir üretimde ölçeği büyütürken diğer yandan teknoloji geliştirilmesine alan açıyor ve enerji diplomasisi ile bunu destekliyor. Artık yapılması gereken elde edilen ivmeyi atılacak akıllı adımlarla kalıcı güce çevirmek.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img