Şerit takip sistemi neden yok?

spot_img


Yazıyı bir yıl önce 24 Ağustos’ta bu köşede “Uyuyan şoförlere önlem” başlığıyla kaleme almıştım:

“Uyuyan ya da direksiyon başında rahatsızlanan şoförlerin sebep olduğu otobüs kazalarının giderek artması, Atv Haber ekiplerini de harekete geçirmişti. Otogarlarda işletmeciler, şoförler ve muavinlerle yapılan röportajlar ise kazaların sebebini en net şekilde ortaya koydu.

4 saatte bir dinlenmesi gereken uzun yol şoförleri daracık bagaja serilen derme çatma şiltelerin üzerinde uyumak zorunda kalıyorlardı. Sıcak ve soğuk havalarda bu bölmelerde uyumanın ise imkanı yoktu. Ayrıca sefer araları da yeterince dinlenmelerine fırsat tanımayacak kadar kısaydı. Belli ki şoförlere işlerini yapacak sağlıklı şartlar sağlanmazsa bu tür kazaların önü alınamayacaktı.

Haberi izlerken düşündüm. Şerit takip sistemi ve yorgunluk alarmı, artık yeni model araçların standart donanımı içinde yer alıyor. Hatta sürücünün gözbebeklerini takip eden programlar bile var. Neden otobüslerin bu sistemlerle donatılmaları zorunlu hale getirilmiyor?”

Evet, neredeyse bir yıl önce yazdığım bu yazı, tehlikeyi öngören ve asıl işi ilgilileri uyararak önemli bir konu üzerinde kamuoyu hassasiyeti yaratmak olan bir gazetecinin görev bilinciyle yazdıklarından ibaretti. Sandım ki bu yazı bir işaret fişeği olacak, şehirlerarası yollarda can taşıyan yolcu otobüslerine söz konusu teknik düzenlemeler yapılarak bu tür kazaların önüne geçilecek. Ama gördüm ki, uyuyan sadece otobüs şoförleri değil…

Şoförü uyaran, bununla da yetinmeyip direksiyona yansıttığı küçük bir düzeltme hareketiyle aracı şeritte tutan bu takip sisteminin otobüslerde zorunlu kılınması için bakalım daha kaç canımızı feda etmemiz gerekecek…

Bu arada yeni bir uyarım var: Yolcu otobüslerinin yapım firmaları lüks ve daha fazla yolcu taşıma kaygısıyla değil, öncelikle yolcuların güvenliklerini sağlamak adına “sağlam” araçlar üretmeli.

Hasta çocuklar için yardım maçı

Okurumuz Serdar Yaşartürk’ten, yardıma muhtaç SMA’lı çocuklarımızın yarınlarını aydınlatacak bir öneri geldi:

“Merhaba Sayın Yüksel Bey. İzninizle sizi hissi olarak kendime yakın hissettiğim için abi şeklinde yazımı devam ettireceğim.

Yüksel abi, Instagram sitelerinde sürekli olarak paylaşılan ve hasta olan çocukları için ağlayan, köprülerde stand açıp yavruları adına para toplamaya çalışan insanları görüyoruz. Bizlerin verdiği küçük paralarla ne zaman toplanır bu kadar para ne zaman tedavi edilir bilemiyorum.

Benim acizane fikrim, büyük futbol kulüplerimiz bu hasta çocuklarımız için yardım maçı adı altında özel maç hatta bir turnuva yapamazlar mı? Hem daha çabuk bu paralar toplanır hem insanlarımızda yardım edeceği düşüncesi oluşacağı için bu maçlara daha istekli gider. Bu fikrimi kaleme alırsanız inanıyorum ki büyüklerimiz elini taşın altına sokacaktır. Saygılarımla…”

HAFTANIN ŞİİRİ

HİROŞİMA

Her gün gibi bir gündü,

Yıl: Bindokuzyüzkırbeş

Gelip kustu zehrini,

o çelik kanatlı kalleş.

Tenim sarıydı benim,

döndü birden kızıla.

Cehennem değil bu yer;

talihsiz Hiroşima.

Denizler, balıklara

ağaçlar, yeşile küstü.

Ceninler, rahime değil

kara toprağa düştü.

Kan çağladı memesinden

anaların süt yerine.

Bebeler sakat doğdu

yıllarca, silsileyle.

Açılan derin yarayı

zaman bile dikemeyecek.

İnsanlık bu utancı

ruhundan silemeyecek.

Yüksel Aytuğ

Aşka ve Ölüme Dair – 2000

Zap’tiye

Bu haftaki Zap’tiye, okurumuz Şükrü Çelik’ten: Olimpiyat kafilemizdeki 5 kadın sporcumuzun adı Busenaz. Bu isimdeki hikmeti anlayamadım ama kız torunum olursa adını Busenaz koyacağım. Başarı neredeyse kesin gibi.

Gaf’let kürsüsü

Muharrem Akduman dostum not etmiş: İki ayrı araca çarpıp insanların yaralanmasına yol açan şoför şöyle diyor: “N’olmuş yahu? Arabada çoluk, çocuk yoktu…”

Ne demiş?

“Fedakarlık, karşılıklı olur. Biri ‘Feda’ ederken diğeri ‘Kâr’ ediyorsa bunun adı başka bir şeydir ve iyi değildir.” (Yazar İbrahim Tenekeci’den)



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img