Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında, ABD‘de Trump yönetimi ile Harvard Üniversitesi arasında “uluslararası öğrenciler” özelinde ciddi bir kriz yaşandı. Süreç, Trump’ın Harvard‘a yönelik sert politikaları ve üniversitenin de buna verdiği hukuki mücadeleye sahne oldu.
Trump’un Harvard Üniversitesi Alerjisi Yeni Değil
Trump’ın Harvard Üniversitesi’ne yönelik olumsuz/eleştirel tavırları ve Harvard’ın karşılıkları yeni değil. “Elitizm”, “liberal akademi” ve yükseköğretim kurumlarının “siyasi eğilimleri” konusunda Trump’ın duyduğu rahatsızlık bağlamında Harvard da zaman zaman Trump’ın özel hedefi olmuş, Harvard kanadından da anında cevaplar gelmiştir.
2015-2016 başkanlık kampanyası döneminde Trump, Ivy Lig üniversitelerini “elitist”, “halktan kopuk” ve “liberal ideolojik merkezler” olarak eleştirince Harvard’dan bazı akademisyenler kamuoyunda Trump’ı eleştirmiştir. 2017’de Trump yönetimi, bazı Müslüman ülkelerden gelenlerin ABD’ye girişini, seyahat yasağı uygulamasıyla sınırlandırmıştır. Harvard yönetimi ve öğrenciler bu göç politikalarına karşı çıkmıştır. 2020’de Covid-19 döneminde Trump çevrimiçi eğitim alan uluslararası öğrencilerin ABD’de kalamayacağını duyurunca Harvard da dava açmış, mahkeme de uygulamayı iptal etmiştir. George Floyd sonrası protestoları küçümsemesi nedeniyle Harvard, Trump’a karşı ırkçılık açıklamaları yapınca, Trump da bunlara karşılık vermiştir. Trump, bu tür açıklamaları “radikal solun ideolojik propagandası” olarak nitelemiştir.
7 Ekim 2023 sonrasında ABD üniversite kampüslerindeki “Filistin yanlısı” eylemler nedeniyle Trump, Harvard’ı ve diğer “elit” okulları “antisemitizme göz yummak” ile suçlamıştır. Süreçte Harvard yönetimi istifa etmiş ve sonrasında yeni yönetim antisemitizm karşıtı adımlar atmıştır. Ve nihayetinde Trump, 2024 seçim kampanyası sürecinde üniversiteleri “Amerikan değerlerine düşman” olduğunu ve sağ görüşlü düşünceleri bastırdığını, özelde de Harvard’ı “radikal sol”un merkezi ilan etmiştir. Ayrıca Trump, Harvard’ın “ahlaki çöküş içinde” olduğunu ve yeniden yapılandırılması gerektiğini savunmuştur. Akademik çevreler bu açıklamalara eleştiriler getirmişlerdir.
Nisan 2025 ile Mesele “Uluslararası Öğrenci” Özelinde Ciddiyet Kazanmıştır
Nisan ayında “eski defterler” açılmış ve Trump yönetimi, Harvard’a resmi bir mektup göndermiştir. Mektup, özetle Harvard’ın uluslararası öğrenci kabul süreçlerini yeniden düzenlemesini talep etmiştir. Taleplerin içinde uluslararası öğrenci adaylarının “Amerikan değerlerine bağlılıkları”nın değerlendirilmeye alınması ve “terörizmi destekleyenler”in kabul edilmemesi gibi şartlar sıralanmıştır. Bununla da yetinilmemiş, Harvard’ın her bölümünde “görüş çeşitliliği”nin sağlanmasının dış raporlar ile denetlenmesi talep edilmiştir. Doğal olarak Harvard yönetimi, bu talepleri “akademik özgürlüğe müdahale” olduğu gerekçesi ile reddetmiştir.
Harvard’ın reddiyeleri sonrasında Trump, Mayıs ayında daha sert bir şekilde karşılık vermiştir. İç Güvenlik Bakanlığı, Harvard’ın “uluslararası öğrenci kabul etme yetkisi”ni iptal etmiştir. Ertesi gün Harvard bu karara karşı federal mahkemede dava açmış, aynı gün üniversitenin uluslararası öğrenci kabul yetkisinin geçici olarak korunması kararı çıkmıştır.
Trump, Harvard’ın direnişine karşı “pes etmemiş” ve 4 Haziran’da yeni bir başkanlık kararnamesi ile “sadece” Harvard’ın uluslararası öğrenci kabulünü 6 ay süreyle durdurmuştur. Gerekçe ikiye indirgenmiştir: “Ulusal güvenlik tehdidi” ve “antisemitizmle mücadele yetersizliği”. Harvard, bu kararı da yine mahkemeye taşımış ve mahkeme tarafından üniversitenin uluslararası öğrenci kabulünü geçici olarak durdurma kararı askıya alınmıştır. Bir sonraki duruşma ise 16 Haziran’da gerçekleşecektir.
Trump’ın Hamleleri ve ABD’deki Uluslararası Öğrencilerin Geleceği
Trump ile Harvard arasındaki bu kriz, “akademik özgürlük/üniversite özerkliği”, “göç politikaları” ve “antisemitizm baskısı” konularında bir dönüm noktası. Zira, Harvard’ın uluslararası öğrenci kabulündeki kısıtlamalar, ABD’deki tüm üniversitelerin ve uluslararası öğrencilerin geleceğini etkileyebilecek boyutlara ulaşmış durumda. Temel risk olarak, mahkemenin nihai kararı, sadece Harvard için değil, tüm Amerikan yükseköğretim sistemi için emsal teşkil edebilir.
Bu risk bir yana, uluslararası öğrencilerin ABD’ye katkısı çok ciddi boyutlarda. Dünyada en çok uluslararası öğrenciye ev sahipliği yapan ülke ABD’de 1.126.690 uluslararası öğrenci ABD’de eğitim görüyor. Uluslararası öğrencilerin Amerikan ekonomisine ciddi anlamda katkısı var ve bu katkı yıllar itibariyle sürekli artıyor. 1999’da bu katkı 12 milyar dolar, 2004’te 14,4 milyar dolar, 2015’te 25 milyar dolar civarlarında, 2020’de 28,4 milyar dolar, 2021’de 33,8 milyar dolar ve 2022’de ise 40,1 milyar dolar olmuşken, (en son verilere göre) 2023’e gelindiğinde ise 43,8 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Üstelik ABD’nin ihtiyaç duyduğu sektörlerde 400 bin uluslararası öğrenci çalışıyor. Sadece Harvard Üniversitesi’nin bulunduğu Massachusetts eyaletindeki 82 bin 306 uluslararası öğrencinin ABD ekonomisine katkısı da 3,9 milyar dolar.
“Gayriresmi elçilik” anlamında uluslararası öğrencilerin/mezunların ABD’ye siyasi-diplomatik katkısı ise ekonomik katkısından çok daha büyük ve çok katmanlı. En son paylaşılan bilgilere göre, ABD’de eğitim gören 54 ülkeden 65 dünya lideri (devlet başkanı, kral, başbakan, meclis başkanı vb.) ülkesinin başında bulunuyor. Hatta bazı ülkelerin en üst yönetimindeki iki kişi birden ABD’de eğitim almış durumda.
ABD’nin bu konundaki potansiyeli ise mevcut durumdan daha büyük. Çünkü halihazırda San Marino, Tuvalu, Karayipler ve Kuzey Kore gibi ülkeler de dâhil ABD’de eğitim gören öğrencilerin geldikleri toplam ülke sayısı 220. Özelde ise; Kanada, Yunanistan, Singapur ve Tayvan da dâhil, sekiz ülkenin başbakanı veya başkanı Harvard derecesine sahip ki, Harvard’ın öğrencilerinin yaklaşık % 27’i uluslararası nitelikte ve 140 farklı ülkeden gelmiş durumda.
ABD genelinde ve özelde Harvard’daki bu “güç”le, Trump’ın gitgel hamlelerle yürüttüğü “didişme politikası” sürdürülebilir değil. Bu didişme nedeniyle ABD’nin “yerleşik politikası”ndan vazgeçeceğini söylemek de zor. Trump’ın “antisemitizm” vurgusu ve elit olarak nitelendirdiği okullara olan antipatisi, Harvard özelinde kendini bir kere daha gösterse de ABD’nin uluslararası öğrenci konusundaki genel tavrında büyük bir değişme mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla Trump’ın Harvard özelindeki hamleleri, istediği gibi neticelenmeyecektir. Zira ABD’de uluslararası öğrenciler, ülke için farklı başlıklarda ulusal çıkarlar için vazgeçilmez değerlerdir. Böyle bir zeminde, Harvard mezunu ABD’li bir siyasetçinin şu söylemi dikkat çekiyor: “Harvard, Donald Trump’tan yüzlerce yıl önce de vardı ve Donald Trump’tan sonra da yüzlerce yıl var olmaya devam edecek.”


















