Moda tasarımcıları rap’çi kreatif direktörlere karşı

spot_img


Bu haftaya damga vuran Paris Erkek Moda Haftası bize son dönemde moda dünyasında yaşanan iki zıt yönelimi bir kez daha göstermiş oldu. Bir yanda yıllardır çalışan moda tasarımcıları, bir yanda popülaritelerini hızla habere ve satışa çeviren rap şarkıcısı kreatif direktörler… Gelin, moda dünyasının iki farklı yüzünü birlikte inceleyelim

Tasarımcılık açısından bakacak olursak moda sanattır. Moda tasarımcıları da sanatçıdır bana soracak olsanız. Ama bugünün gerçekliği üzerinden bakacak olursak: Moda her şeyden çok ekonomiktir! Çok uzun zamandır erkek modası üzerine bir şeyler yazmamıştım.

2026 yılına adım atar atmaz erkek modası açısında çok önemli etkinlikler arka arkaya global ajandada yer aldı. Yıl; 13 Ocak’ta Pitti Uomo erkek giyim fuarı ile başladı. Ardından 16-19 Ocak tarihleri arasında Milano Erkek Moda Haftası (MFW) düzenlendi. Bu haftaya da 21-25 Ocak tarihleri arasında düzenlenen Paris Erkek Moda Haftası damga vurdu. Moda haftalarına katılan kitlenin yeterince etkili ve popüler olması her zaman önemli olmuştur. Ancak öyle bir dönemdeyiz ki markanın kreatif ekibin başındaki kişinin popülaritesi de resmen yaratıcı kimliğinin önüne geçmiş durumda. Paris Erkek Moda Haftası tam olarak bu durumun net bir şekilde gözler önüne serildiği bir etkinlikti diyebiliriz.

YILA HIZLI GİRİLDİ

Paris Erkek Moda Haftası; erkek koleksiyonları Pharrell Williams tarafından tasarlanan Louis Vuitton’un defilesiyle başladı. Louis Vuitton, LVMH lüks grubunun amiral gemilerinden biri… Yani başındaki kreatif direktör ve yansıttığı vizyon biraz da bir lüks devinin hatta tüm bir lüks dünyasının yansıması gibi… Amerikalı prodüktör ve rap yıldızı, Louis Vuitton’da Virgil Abloh’dan sonra boş kalan kreatif koltuğu dolduruyor. Ve kabul edelim onun düzenlediği defile tam olarak müzik dünyasının özellikle rap şarkıcılarının gövde gösterisi alanına dönüyor. Ve tabii ki bu da dünya basının dikkatini çekmesini sağlıyor. Tasarım ekibini ilk defilesinden itibaren onore etse de Williams, bir yandan eğitim almış, yetenekli moda tasarımcılarının günümüz dünyasında karşılık bulamamasının acı bir yansıması gibiydi.

LVMH’nin aldığı bu popülarite kararı doğal olarak tüm moda dünyasını etkisi altına aldı. Mesela Will Smith’in kendisi gibi rap’çi oğlu Jaden Smith, efsanevi ayakkabı markası Christian Louboutin’in erkek giyim kreatif direktörü olarak ilk koleksiyonunu sundu. Kırmızı tonlu etkileyici bir deneyimle, rap’çi-tasarımcı yeni aksesuvarlarla birlikte gerçeküstü bir ayakkabı serisi tanıttı. Kabul edelim niş bir Fransız ayakkabı markası bile ABD’li bir rap’çi ile çalışma yolunu seçerek ayakta kalmaya çalışıyorsa sosyolojik olarak dünyada pek çok şey değişiyor anlamına geliyor.

Geçtiğimiz yıl Jaden Smith’in markadaki yeni görevi çok büyük bir sürpriz olmuştu. Ancak geçen yıl büyük bir markanın yaratıcı yönetmenliğine getirilen tek rap’çi o değil. Travis Scott, Oakley’e ‘baş vizyoner’ olarak katıldı , A$AP Rocky Ray Ban’e ‘yaratıcı yönetmen’ olarak katıldı ve şarkıcı SZA da Vans’e ‘yaratıcı yönetmen’ olarak katıldı.

Yohji Yamamoto defilesi resmen sihirle bezenmiş gibiydi. Japon tasarımcı en son koleksiyonuyla hepimize bir kez daha büyük bir ustalığın varlığını hissettirdi. En önemli unsuru, bir dizi muhteşem paltoydu. Yamamoto her zaman ham kumaşları sevmiştir. Bu sezon yünleri o kadar yoğun ve işlenmemişti ki sanki Brillo pedlerinden yapılmış gibiydiler. Hepsi, Kübist kolajları veya kasvetli soyut ekspresyonizmi çağrıştıran, ustaca harmanlanmış fantastik renklerdeydi.

Dries Van Noten defilesi bu sefer yaklaşık bir yıl önce tasarımın başına geçen Julian Klausner’e emanetti. Tüm dünya basını koleksiyonun başarısını öve öve bitiremedi. Klausner, Van Noten’in farklı kodlarını bir araya getirmeyi başarıyor: Terzilik, sokak stili, egzotik yabancı kumaşlar, parlak renkler ve çiçekli fantezi. Ama tamamen kendi şartlarında. Dries Van Noten’de tasarım direktörlüğünü üstlenmesinin üzerinden bir yıldan biraz fazla zaman geçtikten sonra Julian Klausner, “Herkesi meşgul tutmak istiyorum. Herkesi heyecanlı tutmak istiyorum. Ayrıca kendime meydan okumak istiyorum” diye konuşuyor.

Geçtiğimiz yıl İspanyol lüks moda evi Loewe’den ayrılıp 2025’ten beri Christian Dior modaevinin kreatif direktörlüğü koltuğuna oturan Jonathan Anderson’ın koleksiyonu tüm moda haftası içinde en ilham verici olanlarından biriydi. Bunda dev bir holding çatısı altında olan Dior’un yine de Anderson’ın kreatif vizyonuna ve gerçekçi tasarım bakışına saygı duyması önemli etken. Dior için ikinci erkek koleksiyonunu tanıtan Anderson, yine günlük hayat ile uyumlu, Avrupalı giyim kodlarından ilham alan, gerçekçi, samimi ve eğlenceli bir koleksiyon tanıtarak birçoğumuzun kalbini çaldı. Defileye gelen ünlülerin Dior kıyafetleri içinde defileler arasında bir yerden bir yere yetişmeye çalışan moda editörlerinin gerçekçi giyim tarzından bir farkı yoktu. Uzun bir dönemin ardından Anderson’ın koleksiyonu tertemiz bir nefes gibiydi.

Rick Owens’ın son koleksiyonu dikilmişten çok uzaktı. Neredeyse her kıyafetin yüzeyi yıpranmış, aşınmış hatta silinmişti. Diz hizasına kadar uzanan deri hırkalar, kolsuz yelekler, düşük belli ceketler giymiş mankenlerin hepsi biraz perişan bir halde farklı ve teatral bir moda bakışı sundular. Owens’ın kumaş kaynakları İtalya’dan Japonya’ya ve Hindistan’ın Bikaner kentine kadar uzanıyordu; sonuncusu, işlenmemiş Himalaya yününü demetler halinde tedarik ediyordu.

Paris Erkek Moda haftası; bünyesindeki 35 defile ve 32 sunum ile erkek modasının er meydanı gibi… Issey Miyake koleksiyonu ise resmen modayı güzel sanatlara taşıyor. Deneysel modayı ve entelektüel şıklığı sevenler için, Issey Miyake’nin IM Men defilesi gerçek bir ilham kaynağı. Sen Kawahara, Yuki Itakura ve Nobutaka Kobayashi üçlüsü, markanın kurucusunun yarattığı farklı konseptleriyle oynarken aynı zamanda silüet ve malzeme konusunda yeni ufuklar açıyor.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img