ABD, 1803’te Fransızlardan Louisiana’yı, 1819’da İspanyollardan Florida’yı, 1854’te Meksika’dan Arizona’nın güneyi ile New Mexico’nun güneybatısındaki bölgeleri, 1867’de Ruslardan Alaska’yı, 1917’de ise Danimarka’dan Virgin Adaları’nı satın alarak topraklarını genişletti. Satın alınan bu topraklar, bugünkü ABD’nin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 42’sidir. Amerika’nın “parayla genişleme” modeli, dünya tarihinde en düşük askeri maliyetle en büyük toprak kazanımlarındandır
ABD bağımsız olduğunda yayılmacı değil, aksine korumacı ve savunmacı bir devlet olarak kurulmuştu. Ancak zamanla emperyalist bir ülkeye dönüşüp topraklarını sürekli genişletti. Amerika ilk kurulduğunda yüzölçümü yaklaşık 2.3 milyon kilometrekareydi. Yaklaşık 4.1 milyon kilometrekareyi satın alarak, yaklaşık 3.4 milyon kilometrekareyi ise işgal ederek günümüzde 9.8 milyon kilometrekarelik yüzölçümüne sahip bir ülke olmuştur.
İLK BÜYÜK GENİŞLEME
Amerika’nın bağımsızlığından sonra ilk büyük genişlemesi Louisiana bölgesinin Fransa‘dan satın alınmasıyla oldu. Bugünkü ABD’nin ortasında yer alan Louisiana toprakları (dönemin Fransa Kralı 14. Louis’ye atıfla bu isim verilmişti), Fransız kâşif La Salle tarafından 1682’de keşfedilmişti. ABD kurulmadan önce bu bölge Fransa-Büyük Britanya-İspanya arasında bir mücadele alanıydı. Yedi Yıl Savaşları’nda (1756-1763) Louisiana’nın bazı kısımları İngiltere tarafından işgal edilmişti. Ancak İspanya ve Fransa’nın İngiltere’ye karşı birlikte hareket etmesi ve San Ildefenso Antlaşmaları’yla bu bölge tamamen Fransa’nın kontrolüne geçti.
Fransa’da iktidarı ele geçiren Napolyon Bonapart’ın bu bölgeyle ilgili özel hedef ve planları vardı. Bölgede bir Fransız Amerikası kurmayı planlamıştı. Ayrıca bölgeyi Karayipler’deki sömürgelerinin tahıl deposu yapmayı düşünüyordu. Ancak Haiti’de 1799’da Toussaint Louverture önderliğinde bir köle isyanının çıkması ve bu isyanın ağır maliyeti Fransa’nın planlarını altüst etti. Bölgenin denizle olan bağlantısını artık yeterince sağlayamayacağını ve buranın İngiltere’nin eline geçmesinin mahzurlarını düşünen Napolyon, Louisiana bölgesini gözden çıkardı. Ayrıca Avusturya, İngiltere, Rusya ve Prusya ile aynı anda savaşan Napolyon’un ordusunun paraya ihtiyacı vardı.
ABD başkanı Thomas Jefferson’ın amacı ise Amerika’nın en önemli su kaynağı ve ülke içi ulaşım yolu olan Mississippi Nehri’nin ve bu nehrin denize döküldüğü bölgenin güneydeki en önemli limanı konumunda bulunan New Orleans’ın kontrolünü ele geçirmekti. Amerika’nın iç bölgelerinde üretilen tahıl, pamuk ve tütün, New Orleans Limanı’ndan dünya pazarlarına ulaşabiliyordu.

New Orleans’a ABD bayrağı çekiliyor.
LOUISIANA’YI NAPOLYON SATTI
Thomas Jefferson 10 milyon dolara sadece güney bölgelerini almayı hedeflerken, Napolyon 80 milyon franga (15 milyon dolar) bütün Louisiana bölgesini ABD’ye satmayı önerdi. Thomas Jefferson da bu teklifi kabul etti. ABD, Fransızların ABD vatandaşlarına olan 3.75 milyon dolarlık borcunu ödeyecekti. Kalan 60 milyon frank (11.25 milyon dolar) ABD devlet tahvilleriyle finanse edildi.
Antlaşmayı imzalayan ABD’nin Fransa Büyükelçisi Robert Liwingston, “Uzun bir ömür yaşadık ama bu, bütün hayatımızın en asil eseri. ABD bugün dünyanın önde gelen güçleri arasında yerini aldı” demişti. Bu satın almayla 2.1 milyon kilometrekarelik bir alan Amerika topraklarına dâhil oldu. Bugün 15 eyaletin tamamının veya bazı topraklarının yer aldığı bu bölge Amerika’nın daha da Batı’ya yönelmesine imkân sağladı. Doğu’ya sıkışmış olan ABD’yi Atlantik kıyı devleti olmaktan çıkarıp kıta gücü yaptı. ABD’nin toprakları bir gecede iki misline çıkmıştı.
İspanya ile ABD arasında Louisiana’nın sınırları konusunda kısa sürede bir anlaşmazlık çıktı. Mesele 1819’da Adams-Onis Antlaşması ile çözüldü ve ABD talep ettiği toprakların çoğunu elde etti.
İSPANYA, FLORİDA’YI BIRAKTI
İspanya uzun süre ABD’nin Florida‘yı satın almasına direnmişti. Ancak Napolyon savaşlarıyla İspanya gücünü iyice kaybetti. Amerikan yerleşimcileri de Florida’yı doldurmaya başlamıştı. Seminole Kızılderililerinin kendilerinden kaçan köleleri bölgede barındırdığını savunan ABD’liler, İspanya sömürgesi Florida’ya asker gönderip Kızılderilileri kovalamak bahanesiyle bazı kaleleri ele geçirdi.
Direnecek gücü olmayan İspanyollar, 1819’da Adams-Onis Antlaşması ile Florida’yı ABD’ye bıraktı. Ancak İspanya’nın oyalamaları sebebiyle antlaşmanın onaylanıp yürürlüğe girmesi iki sene sürdü. ABD, Florida için İspanya’ya para vermeyecekti. Fakat antlaşmanın 11. maddesine göre Amerikan vatandaşlarının İspanya’dan alacakları olan 5 milyon doları ABD ödeyecekti. Yaklaşık 170 bin kilometrekarelik bir alan ABD’ye katılmıştı.
GADSDEN SATIN ALIMI
Meksika, 1846-1848 yılları arasındaki ABD savaşında mağlup olmuştu. Savaş bittikten sonra da çatışmalar durmamış, William Carr Lane merkezi hükümete sormadan yapılacak demiryolu güzergâhı için Mesilla Vadisi’ndeki toprakları işgal etmeye başlamış, ancak başkan bu durumu onaylamamıştı.
Meksika hükümeti ekonomik zorluk içindeydi. Amerika’ya karşı uluslararası destek de bulamayınca bölgeyi satmaya razı oldu. Antlaşma, Aralık 1853’te ABD’nin Meksika Büyükelçisi James Gadsden ve Meksika Başkanı tarafından imzalandı. 15 milyon dolara 103 bin kilometrekarelik bir alan satın alınacaktı. İlk taslak kabul edilse ABD’nin bugünkü güney sınırları daha aşağıya inecekti. Ancak ABD senatosu alınacak araziyi 26 bin kilometrekare azaltıp 10 milyon dolar ödenmesini istedi. Kuzeyli senatörler köleliğin olduğu toprakların güneyli eyaletlerin lehine daha da çoğalmasını istemiyorlardı.
Antlaşmanın yeni hâli Meksika’nın da onayından sonra Haziran 1854’te yürürlüğe girdi. Arizona’nın güneyi ile New Mexico’nun güneybatısındaki yaklaşık 77 bin kilometrekarelik bölge satın alınmıştı. Bu hadise Gadsden satın alımı veya La Mesilla satışı diye zikredilir.
Kıtanın bir başından diğer başına ulaşacak demiryolu için bu topraklar gerekliydi. Demiryolunun inşası, yeni alınacak yerler sayesinde daha kısa, daha kolay ve daha düz bir alanda olacaktı. Bu topraklar alınmasaydı demiryolunun inşası daha pahalıya mal olacak ve daha uzun sürede gerçekleşecekti. Ayrıca bu satın almayla Meksika ile sınır problemleri de çözüme kavuşturuldu.

Alaska’nın satın alınmasıyla ilgili bir karikatür.
EN KARLI ALIŞVERİŞ: ALASKA
18. yüzyılın sonunda Alaska‘ya ulaşan Ruslar, burada bazı yerleşimler kurdular. Ancak Kırım Savaşı’nı (1853-1856) kaybedince Alaska’da tutunmakta zorluk çekmeye başladılar. Bölge Kanada’ya da komşu olduğundan Ruslar, Alaska’yı daha tehlikeli bir rakip olarak gördükleri İngiltere’ye kaybetmekten korkuyorlardı. Rus hükümeti bu yüzden Alaska’yı 1867’de 7 milyon 200 bin dolara ABD’ye sattı. Bu satın almayı yapan ABD Dışişleri Bakanı William Seward’dı.
Alaska’nın satın alınmasını Amerika’nın Asya’daki ticaretini genişletmek için üs görevi görecek diye destekleyenler vardı. Ancak bu satın almayı alay konusu yapıp “Seward’ın ahmaklığı”, “Seward’ın Buz Kutusu” diye aşağılayanlar da oldu. Hükümet buzdan ibaret işe yaramaz toprakları satın aldı diye eleştirildi. Bölgenin 1896’ya kadar fazla kıymeti bilinmedi. Ancak 1896-1899 yılları arasında bölgedeki altına hücumun başlaması, 1957-1968 yılları arasında petrol bulunması ve bölgenin stratejik değerinin anlaşılmasıyla tarihin en kârlı alışverişlerinden biri olarak anıldı.
Aslında bölgedeki fok avcılığı, Alaska’nın satın alınmasındaki önemli faktörlerden biriydi. Fok avlama hakkının kiralanmasından bile Alaska’nın satın alınması için ödenen paradan fazlası kazanılmıştır. Alaska’nın alınmasıyla 1.7 milyon kilometrekarelik bir alan ABD’ye katıldı.

Virgin Adaları.
DANİMARKA, VİRGİN ADALARI’NI ABD’YE SATTI
Karayipler’de “Danimarka Virjin Adaları” olarak zikredilen bir Danimarka kolonisi vardı. Danimarka, 1672’den itibaren bölgeye yerleşmeye başladı. ABD, 1860’lardan itibaren adaları hedefine koymuştu. Danimarka, 1867’de adaları 7.5 milyon dolara Amerika’ya satmaya razı oldu. Adada yapılan halk oylamasıyla devir onayladı, ancak ABD Senatosu anlaşmayı onaylamadığı için ada devredilemedi. Sonraki yıllarda adanın ABD’ye devredilmesi devamlı gündemde oldu.I. Dünya Savaşı yıllarında adanın stratejik değeri daha da ön plana çıktı. ABD’nin baskısı üzerine Danimarka, 1917’de 25 milyon dolara adaları ABD’ye sattı. Bu ada topluluğundan olan, ancak Danimarkalı bir şirketin elinde bulunduğu için daha önce ele geçirilemeyen Water Adası ise 1944’te ABD tarafından satın alınarak bölge tamamen Amerika kontrolüne geçti. Adaların alınmasıyla yaklaşık 350 kilometrekarelik bir alan ABD’ye katıldı.


















