Matbaa meğer sayemizde gelişmiş – YÜKSEL AYTUĞ

spot_img


Tarih TV’de yayınlanan Matbaanın Doğuşu: Gutenberg Devrimi adlı belgeseli büyük bir keyifle izledim. Alman mucit Johannes Gutenberg hem ekonomik, hem teknik zorluklara göğüs germeye çalışırken bir yandan da dogmatik alışkanlıklar ve yasakçı kilise ile de mücadele etmek zorunda kalıyordu.

Şimdi size, benim de bu belgesel sayesinde öğrendiğim ilginç bir hikayeden söz edeceğim:

Gutenberg, muhafazakar kiliseyi ikna etmeye çalışırken, dayandığı en güçlü argüman “İncil’in matbaa marifetiyle daha çok ve daha kolay çoğaltılabileceği, böylece misyonerlik faaliyetlerinin hız kazanacağı” savıydı. Kilise önce bu duruma mesafeli yaklaştı ancak 1453’te İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethiyle Hıristiyanların etekleri tutuştu. Zira fetih dalgasının bir sonraki durağı, Venedik, Roma ya da Viyana olabilirdi. Vatikan, Avrupa’daki tüm prensliklerin her yıl düzenli olarak Osmanlı’ya karşı sefer düzenlemeleri için bir tamim yayınlamak ve Avrupa halklarını tehlikenin büyüklüğüne ikna edebilmek için Gutenberg’in yeni icadı matbaaya adeta muhtaç olmuştu. Gutenberg’in matbaasında basılan ilk metin de Vatikan’ın bu bildirgesiydi.

Yani… Matbaayı biz Türkler bulmadık ama hayata geçirilip geliştirilmesine vesile olduk.

Gelin görün ki, Gutenberg’den İbrahim Müteferrika’ya kadar neredeyse 275 yıl kaybettik.

Matbaanın dünyayı değiştirebileceğini Vatikan ile aynı yıllarda kavrayabilmiş olsaydık, belki de şu anda Avrupa’nın tek hakimiydik…

Bir de ilginç not: Gutenberg matbaasında sadece 180 kopya basılan ilk İncil’lerden biri, müzayedede 20 milyon dolara (872 milyon 250 bin lira) alıcı buldu.


Muhabbet Bağı’nın hikayesi

A Haber’de pazar sabahları tiryakisi olduğum Bir Türkünün Hikayesi’nde bu kez Saadettin Kaynak’ın ünlü eseri Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece’nin beni çok şaşırtan hikayesi vardı.

Bestekarı Sadettin Kaynak’ın zamanında camilerde görev yapmış bir hafız ve müezzin olduğunu bilirdim de bu şarkının aslında Peygamber Efendimiz

Hazret-i Muhammed (S.A.V.) aşkına bestelendiğinden habersizdim.

Hafız Ahmet adındaki öğrencisi bir gün Yavuz Selim Camii’nde Sadettin Kaynak’ın hüngür hüngür ağladığını görünce merak edip sorar: “Hayır olsun, ne oldu? Bir derdin mi var?” Kaynak, “Hayır, tam tersi, bunlar sevinç gözyaşlarıdır. Peygamber Efendimiz dün gece rüyama teşrif etti. Onunla uzun uzun muhabbet etme mutluluğuma eriştim. Uyanır uyanmaz da şu besteyi yaptım” diyerek ünlü eserini okur:

“Muhabbet bağına girdim bu gece / Açılmış gülleri derdim bu gece / Vuslatın çağına erdim bu gece / Muhabbet doyulmaz bir pınar imiş…”

Gelin görün ki bu şahane eser, yıllarca meyhanelerde içkinin yanına meze edilmiş… Ne büyük gaflet değil mi?

Programın yapımcısı Burhan Aytekin kardeşime binlerce teşekkür. Hem Ramazan’ın manevi iklimine son derece uygun bir bölüm hazırladığı için hem de bu eşsiz eserin “gerçek yerini yurdunu” herkese hatırlattığı için…


Şeref kürsüsü

Bugün kürsüde bir inek var. Kolombiya’daki sel baskınında çiftlikteki dostlarını sırtına alarak kurtaran kahramana bir alkış da benden.

Zap’tiye

Okan Buruk futbolcularına “Yerden oynayın” demiş, onlar “Yerde oynayın” anlamışlar. (!)

Ne demiş?

ATV’nin sahur programında bir genç, Prof. Nihat Hatipoğlu’na sordu: “Fakirlerin halinden anlamak için oruç tutuyorum ama ben biraz da zenginlerin halinden anlamak istiyorum, ne yapmalıyım?”



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img