Anadan babadan CHP’li bir akrabamla arefe günü ordan burdan laflarken sıra “mutlak butlan” kararına geldi.
Yekten, “Sen gazetecisin bilirsin, Özgür Özel-İmamoğlu ne yapacak?” diye sordu.
Mezkûr ikiliden pek hazzetmediğini biliyordum.
“Ne yapacaksın, peşlerinden mi gideceksin?” diye takıldım.
Yüzünü ekşitti, “Sadece merak ettim” dedi.
“Ayrı parti kuracaklar herhalde…” dedim. “Zor iş” dedi, “Hem partinin amblemini yerleştirene kadar bir seçim geçer hem de benim bildiğim CHP’li seçmen 6 oktan vazgeçmez…”
“Belki giderken 6 oku da yanlarında götürürler” dedim.
Güldü. “Olur mu öyle saçmalık?!” dedi.
“Neden olmasın” dedim, “Koca partiyi yürütüyorlardı, bir amblemi mi yürütemeyecekler?”
***
Kılıçdaroğlu’na yapılanları içine sindiremiyordu. “Kemal Beyi elbirliğiyle kuyuya attılar” dedi.
“Seninkinin hiç mi hatası yoktu?” diye sordum.
“Olmaz olur mu?” dedi ve hemen ardından ekledi: “Boşu boşuna sağ partilere 39 vekil kaptırdı…”
“Sen de birileri gibi adamın CHP adına yaptığı en efektif hamleye kafayı takmışsın!..” dedim.
Bununla da kalmadım:
“Kılıçdaroğlu’nun hata diye tesmiye ettiğin o stratejisi olmasaydı, CHP’nin yüzde 25’lik makus talihi zerre miskal değişmezdi…” dedim.
***
Fatih Altaylıların ya da Özlem Gürseslerin temsil ettiği dar ve seküler CHP’cilik anlayışının, muhafazakâr ve sağ seçmenden oy alma kabiliyetinin olmadığını fehmetmek için sosyolog olmaya gerek yok.
Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin ceberut çeperlerini esneterek açtığı yol, muhalefetin Türkiye genelinde iddia sahibi olabilmesinin tek meşru zemini oldu.
Fakat…
Bu stratejinin de doğası itibariyle bir kusurcuğu vardı: İktidar olma belasına her şeyi mübah görecek kadar çeperleri esnetmek.
Çeperler habire esnetilince parti folloş oldu.
O kadar ki daha dün dağlarda “uluyan” bugün “devrimci” marşlar söyleyen o “eleman” bile kendine CHP’de yer buldu.
Partisinin gırtlağına kadar yolsuzluklara ve ahlaksızlıklara battığı iddiasıyla “arınmaktan” dem vuran Kılıçdaroğlu sanırım şuncağızı hesap edemiyor:
Esnek çeper dikiş tutmaz.


















