Büyük filmler önce yönetmenleri ile hatırlanır. Futbolda da son yıllarda yönetmen sineması gibi teknik adamların imzası olduğu takımları konuşuyoruz. Guardiola’nın City’si, Flick’in Barcelona’sı, Luis Enrique‘nin PSG’si, Deschamps’ın Fransa’sı, Okan Buruk‘un G.Saray’ı, Montella’nın Türkiye’si… Çeyrek asır önce Dünya üçüncüsü olan Milli Takım’ın hocası Şenol Güneş’i bilgeliği ve dinginliği ile Nuri Bilge Ceylan’a benzetirim.. 2008 masalını yazan Fatih Terim ise bambaşka bir karakter, Yavuz Turgul diyelim mi? Vincenzo Montella, Türkiye’yi Uluslar Ligi’nde A grubuna taşırken, Dünya Kupası biletini alırken, oynattığı futbol bir film olsa Cannes‘ta, Venedik’te, San Sebastian’da ödül alırdı. Malum turnuva Amerika’da! Orada Temmuz ayını görebilmek için de Oscarlık performans lazım. Elbette her şey yönetmenle başlıyor ve yönetmenle bitiyor.

Ama iyi bir senaryo ve onu sahneye dökmek de var. Bugüne kadar oynattığı futbolu sadece yürek ve coşku kelimeleri ile açıklayamayız. Elinde iyi bir senaryo var. Şimdi gelelim aktörlere… Gişede büyük iş yapan filmlerin büyük aktörleri vardır. Onlar da bizde var! Star mertebesine erişmiş Arda Güler, Kenan Yıldız, Kerem Aktürkoğlu, Ferdi Kadıoğlu, Barış Alper Yılmaz, Uğurcan Çakır, Orkun Kökçü ve Hakan Çalhanoğlu… Elbette iyi film sadece baş aktörlerle çekilmiyor. Karakter oyuncularına da ihtiyaç var. Merih Demiral, Abdülkerim, İsmail, Yunus ve Zeki Çelik gibi… Yönetmen iyi, oyuncu kadrosu iyi, film platosu hazır, senaryo belli. Beyaz perdeden tek farkı; her sahnenin sadece bir kez çekilebilmesi. Hataya, tekrara yer yok! Yolun sonunda hangi sonla biterse bitsin bize sağlam bir film izleteceklerine yürekten inanıyorum.
Not: Milli Takım kamplarının kimyasını bozan, para ve transfer konuşmaktır. Dünya Kupası’na gidiş primimiz Fransa’nın 2018 Dünya Kupası’nda kazandığı primden 100 bin Euro fazla. Bu kampta prim, para, transfer görüşmesi duymamak dileği ile…


















