“Mavi vatan”da egemenlik haklarımızı yedi düvele karşı sıkı sıkıya koruyoruz.
Uzmanlar, düşmanın Türkleri Ege ve Akdeniz‘de ayaklarını suya sokamaz hale getirmek istediğini anlatıyorlar.
Peki, anlık durum nedir? Yazın ilk ayları itibarıyla mavi vatanın kıyılarında ayaklarımızı suya sokabiliyor muyuz?
Evet, ama öyle elimizi kolumuzu sallayarak değil.
“Anayasal hakkımız…” falan demeyin.
Bildiğiniz üzere Batı‘daki tatil beldelerimizde kıyıların bir kısmı lüks otellerin, “büyükelçiler tatil sitelerinin” işgali altında.
Sahillerimizin geriye kalan bölümünde ise aslan payı beach adı verilen özel işletmelere ait. Sezon dışı yatan belediyeler “İki üç ayda para kazanmalıyım” diyerek sahilleri kiralıyorlar.
Ki “Dünyaya bir daha mı geleceğiz” diyerek paraya kıymaya karar vermeniz de çoğu zaman sıcak denizlere inmenize yetmiyor.
Instagram üzerinden beach’lere rezervasyon yapmanız gerekiyor. Mavi tıkınız ve çok takipçiniz yoksa dikkate alınmanız zor.
Dahası da var; kabul edilseniz bile kapıda sizi mülakat bekliyor. Karşınıza dikilen birtakım adamları ikna etmeniz, gözlerine şirin görünmeniz gerekiyor. Hâlinize hareketinize dikkat edeceksiniz, uysal davranacaksınız.
Tüm bu keyfiyeti gururunuza yedirirseniz, sıcak kumlardan soğuk sulara doğru özgürce kazıklanma hakkını elde edebilirsiniz.
Sosyal medyada kapıdan çevrilen biçarelerin yakarış videoları durumu özetliyor.
Kıyılarımızın kalan kısmı da mafyanın, Ankara ağzıyla “Cellobello” tiplerin egemenliğinde.
Anayolun bir şeridini kapatarak kurulmuş otopark ve Allah’ın sahili için haracını ödemeden güneşli havada su yok halka.
İnönü dönemi İstanbul valilerinden Profesör Fahrettin Kerim Gökay’a atfedilen “Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor” repliğini deforme ederek söylersek:
Bu yaz da vatandaş sahillere akın etti, halk denize giremiyor.
Eloğlundan mavi vatandaki hakkımızı söke söke alan devletimizden mavi kıyılarımızdaki işgale karşı da aynı hassasiyeti ve kararlılığı bekliyoruz.
Altı üstü bir denize gireceğiz.


















