Norveç‘te yaşayan bir Türk kadın, otobüste rastladığı Türkçe konuşan kişilere selam vermek isteyince aldığı tepkiyi gözyaşları içerisinde şöyle anlattı:
“Az önce otobüste Türkçe konuşan insanları gördüm. Selam verdim. ‘Merhaba nasılsınız’ dedim. Verdikleri cevap ne oldu biliyor musunuz? ‘Lanet olsun biz Türkler her yerdeyiz!’
O kadar zoruma gitti ki, bu kadar zor mu merhaba kardeşim demek.”
Yurtdışında Türkçe konuşanları görünce İngilizce, Almanca konuşmaya başlamak ya da Türklerden koşarcasına kaçmak bir yurtdışı klasiği aslında!
Acaba buralara kadar geldim çünkü özel birisiyim, nasıl oluyor diğerleri de gelebiliyor diye mi düşünüyorlar?
“Onca yolu Türk görmemek için gidiyor, ne yapsaydı?” da diyebilirsiniz.

Ancak Bodrum‘a kendisinden sonra gelen İstanbullulara “Her yeri istila ediyorlar” diye kızan İstanbullular da var!
Bu durum Türklere özgü diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!
Örneğin Ruslar, kendi vatandaşlarının yüksek sesli eğlence ve alkol tüketim alışkanlıklarından uzak durmak için özellikle Rusların az tercih ettiği destinasyonları seçiyorlar.
Amerikalılar da yurtdışına çıktıklarında, diğer Amerikalıların büyük porsiyon beklentisinden, yüksek sesle konuşmalarından ve her yerde İngilizce konuşulacağını varsaymalarından utanç duyuyorlar.
Çinli ve Güney Koreli tatilciler de kendi ülkelerinden gelen büyük tur otobüslerini ve rehberli grupları gördükleri an rotalarını değiştiriyorlar. Çünkü Asya kültürlerindeki toplumsal baskı ve hiyerarşiden kaçmak için özellikle yurtdışı tatilleri tercih ediyorlar.
Yabancı bir ülkede kendi vatandaşlarını görmek onlar için özgürleşme hissinin uzaklaşması demek.
Özellikle orta ve üst sınıf İngiliz ve Almanlar da, yurtdışında kendi işçi sınıfı vatandaşlarından kaçıyorlar. Onları aşırı alkol tüketen, taşkınlık yapan kültürsüz insanlar olarak görüyorlar.

Sosyologlar bu durumu ‘ayna etkisi’ diye açıklıyor: Yurtdışında karşılaştığınız vatandaşınız, size ülkenizde sevmediğiniz, kaçmak istediğiniz tüm negatif özellikleri (siyaset, ekonomik kriz, kültürel yozlaşma) tek bir saniyede hatırlatan canlı bir aynadır.
Bir diğer neden ise ‘biriciklik illüzyonu’:
İnsanoğlu doğası gereği kendisini ‘özel ve biricik’ hissetmek ister.
Binlerce kilometre uzağa gidip orada kapı komşunuzla karşılaştığınızda, o seyahat için harcadığınız paranın, emeğin ve yarattığınız ‘farklıyım’ illüzyonunun büyüsü bozulur.
Özetle yalnız değiliz, Çinli de Amerikalı da Alman da vs. yurtdışında kendi vatandaşlarıyla karşılaşmaktan rahatsızlık duyması aslında insani ve küresel bir psikolojik defans mekanizması.
Ne mutlu bu defans mekanizmasını oluşturmayanlara!
***
ESKİ KİRACILARIN DAHA ÇOK ÖDEMESİ
Eski kiracılar yeni kiracılara göre artık daha fazla kira ödemeye başladı!
Özellikle son üç-dört yılda ev kiralayanlar bu durumdan daha çok etkilendi.
Mevcut sözleşmelerde enflasyon farkı ve yüzde 25 sınırının kalkması gibi unsurlar, mevcut kira enflasyonunun yukarıda kalmasına neden oldu.
Bu grup için 2024 başındaki yüksek enflasyon geçse de henüz piyasa rayiçlerinin seviyesine inmedi.

Geçmişte piyasanın çok gerisinde kalan kira bedelleri, sözleşme yenileme dönemlerinde yasal üst sınırlara (TÜFE 12 aylık ortalama) göre güncellendiği için, piyasa fiyatları (yeni kiralar) yatay seyretse bile mevcut kiracıların maliyetleri yükselmeye devam ediyor.
Bu durumda kirası daha düşük başka eve kiraya geçmek daha mantıklı gibi gözüküyor.
Ancak taşınma masrafları, emlakçı komisyonu ve alışılmış bir semtten farklı bir semte geçmenin yarattığı stres gibi nedenlerden dolayı taşınmaktan vazgeçiliyor.
Bu olay bize kriz ortamlarında dahi serbest piyasa kurallarına müdahale etmemek gerektiğini gösteriyor.
***
BEKAR ERKEK İSTEMEYEN OTELLER
Antalya’da “erkek konaklama odalarımız dolu” diyerek erkek müşteriye oda vermeyen otele, ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle 10 bin TL idari para cezası kesildi.
10 bin TL çok olmamış mı? Koca oteli zarara soktunuz!
Bu komik ceza oteli daha da cesaretlendirir.

Bu çağda hala “Damsız girilmez”, “Bekâr erkeğe oda yok” denilmesi kulağa saçma geliyor ama bu sorunun nedeni biraz da kültürel!
Erkek erkeğe tatile çıkıp başta yabancı tatilciler olmak üzere ailesiyle gelenleri rahatsız edenler de olmuyor değil!
Eşi ve çocuklarıyla tatile çıkmış çoğu insan, çevresine rahatsız bakışlar atan, taşkınlık yaratan bekâr erkeklerle aynı otelde konuklamak istemiyor. Otel yöneticileri de en çok harcamayı yapan ailelerin rahatını ön planda tutuyor.
***
İRAN BUNU HAK ETMEDİ
Dünya Kupası’nda İran’ın sağlıklı koşullarda kamp yapmaması için her şey yapıldı.
Takıma sürekli vize sorunu çıkarıldı. Hep uzun mesafelerde seyahat etmek zorunda kaldılar.
Ama İran, siyaseti bir noktaya kadar sahada yendi. Şansını son maça kadar taşıdı.
İran, Mısır karşısında bir penaltı kaçırdı. 90+3’te golleri ofsayttan iptal edildi. 90+7’de şutları direkten döndü.
90+8’de karşı karşıya bir pozisyonu kaçırdılar.

Ne hikmetse VAR, grup maçlarında İran her gol attığında mikroskobik ofsayt ölçümleri yaptı!
Bu şansızlıklara rağmen gruptan çıkmaları için Cezayir-Avusturya maçının berabere bitmemesi de yeterliydi. Cezayir 90+3’te öne geçti.
Avusturya 90+6’da beraberlik golünü attı. Ve İran fazlasıyla hak ettiği halde gruptan çıkamadı.
Yaşatılan onca eziyete rağmen mücadeleyi sürdürmek ve hiç yenilmeden elenmek gerçekten büyük acı.
Şans faktörü bile İran’ın elenmesi için uğraştı!
İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatmasın da ne yapsın şimdi? Adaletin bu mu dünya?
***
Altyazı
“Etrafındaki evlere bak! Herkes hak ettiğinden oturuyor öyle mi? Hiç arak yok yani? Tertemiz! Uyan Süpermen daha uçucan!» (Organize İşler)



















