Çeyrek asırlık bir partinin Türkiye’yi aşan siyasal anlamı

spot_img


Hafta sonu AK Parti, 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nı Sapanca‘da gerçekleştirdi. Agustus’ta AK Parti’ 25 yaşında olacak. Yani Türkiye siyasi hayatında çeyrek asırlık bir parti. Bu siyasi ömrünün 23,5 yılı iktidarda geçti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantının kapanışında “Türkiye’yi dünyaya açtık” dedikten sonra konuşmasında, bu yazının konusu olan şu ifadelere de yer verdi: “AK Parti mensuplarından çok daha büyük bir harekettir. AK Parti kadroları olarak hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz. Ama bu teşkilat, bu parti, bu hareket sadece 86 milyonun değil, aynı zamanda ümmetin de umududur… Unutmayın. Biz sadece kendi insanımızın değil, gönül coğrafyamızdaki yüz milyonlarca kardeşimizin de duasını alan, desteğini alan bir hareketiz.” AK Parti’nin istisnai yönü ve sınır aşan siyasi bir harekete dönüşmesi bu cümlelerin içinde mündemiç. Bu sözler öylesine ifade edilmiş hususlar değil.

Çeyrek asırlık bir partinin Türkiye ve dünya siyasetinde etkisi ve başarısı dikkate alındığında, AK Parti’yi sıradan bir parti olarak değerlendiremeyiz. AK Parti zamanla, kökleri derinlerde olan farklı siyasal geleneklerin değer üreten yönlerini sahiplenerek sentezleyen, toplumun geniş kesimlerini kapsayan bir siyasi hareket haline gelmiştir. Bu siyasi hareket, giderek Türkiye sınırlarını aşan bir mahiyet kazanmıştır. Siyasi parti ile siyasi hareket arasındaki en önemli fark, misyonla ilgilidir. Siyasi hareketin taşıyıcı sembollerinde, kimlik, aidiyet, tarihsel hafıza/iddia ve gelecek tasavvuru merkezi bir yer tutar. Ortak kader duygusu ve kendisine yüklenen misyon ile sorumluluk alanını belirli bir coğrafi sınırla bağlamaz. Siyasi hareketlerin kendisine yüklenen bir anlam vardır. Partinin taşıyıcı aktörleri ve siyaset üreten kadroları bu misyonun farkında olarak siyaset yapar. Tabi ki siyasi hareketin siyasi bir parti olarak, tüzüğü, teşkilatı, adayları, kampanyası, programı ve kurumsal bir yapısı vardır. Bu yapı, ya baştan daha geniş bir misyon üzerine kurulmuştur ya da zamanla partiden harekete dönüşmüştür. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde AK Parti, öncelikle içerde siyasal merkezi inşa etti. İktidara geldiğinde yıpranmış ve meşruiyeti aşınmış olan siyasetin merkezini dönüştürdü. Uzun yıllardır sistemin çeperinde kalan, muhafazakarları, dindarları, Anadolu şehirlerini ve sermayesini, başörtülü kadınları ve en nihayetinde devlete mesafeli geniş toplum kesimlerini AK Parti, merkezin öznesi hale getirdi. İçerde genişleyen, tahkim olan ve özgüven kazanan kesimler, sosyolojik temsili genişleterek AK Parti’nin seçim başarısını sürekli kıldı. Bu iç merkez inşasının ardından, zamanla dışarıya doğru genişleyen siyasal bir perspektif oluşmaya başladı.

AK Parti’nin sınır aşan misyonunda “Erdoğan liderliği” belirleyici bir mahiyet arz etti. Bu bağlamda, Erdoğan’ın konuşmalarında sınır aşan misyonun ilk halkasında gönül coğrafyası yer alır. Balkanlar, Kafkasya, Türk dünyası, Ortadoğu, Afrika ve İslam coğrafyasının sorunlarının çözümüne ve geleceğine yönelik yürütülen dış politika pratiklerini bu halkada zikretmek gerekir. İkinci halkada, “dünya beşten büyüktür” ya da “daha adil bir dünya mümkündür” derken küresel bir adalet iddiası yer alır. Yine bu iddianın merkezinde, küresel düzen tartışmasının ahlaki boyutu öne çıkar. Ama en nihayetinde, tüm bu misyonun ana odağında mazlumların sesi olmayı hedefleyen bir vicdan ve adalet çağrısı yer alır.

Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisinin sınır aşan siyasal anlamı, klasik manada parti diplomasinin ötesine geçmiştir. Erdoğan liderliğindeki AK Parti’nin sınır aşan konumu, Türkiye algısıyla şekillenmiş ve karşılığı olan bir beklentiye de dönüşmüştür. Gönül coğrafyası olarak tarif edilen yerlerdeki toplumlar, AK Parti ve Erdoğan iktidarını Türkiye’nin dönüşümünün, güçlenmesinin, özgüven kazanmasının, bağımsız dış politika pratiğinin ve mazlumlara ses verme iddiasının tezahürü olarak takip etmektedirler.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img