NATO’nun Uluslararası Barış ve Güvenliğin Korunmasına Katkısı

spot_img


Uluslararası barış ve güvenliği korumak için İkinci Dünya Savaşı sonrasında Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması ile kurulan sistem, esasen devletlerin işbirliğine dayanan bir “kolektif güvenlik” sistemidir. Gösterdiği ağır zafiyetlere rağmen hala elimizdeki yegane uluslararası barış ve güvenlik sistemi olan bu sistem BM üyesi tüm devletlerin uluslararası barış ve güvenliği korumak için birlikte hareket etme taahhütlerine dayanır. BM Antlaşması BM Güvenlik Konseyi’ne uluslararası barışı tehdit eden, uluslararası barışı bozan ya da saldırı eyleminde bulunanlara karşı ekonomik yaptırımlar, diplomatik tedbirler ve gerektiğinde askerî güce dayalı tedbirler uygulanmasını kararlaştırma yetkisi vermiştir. Bu kararların gereğini ise üye devletler birlikte yerine getirmek durumundadırlar. BM Kurucu Antlaşması’nın uluslararası sorunların barışçıl yöntemlere çözülmesine verdiği önem gereği de devletlerin birlikte hareket etmesine özel önem verdiği görülmektedir. Antlaşma bunu, “Uyuşmazlıkların Barışçı Yollarla Çözülmesi” başlığını taşıyan VI. Bölümü’nün 33. maddesinin 1. paragrafında dile getirmektedir. BM Antlaşması, meşru müdafaa hakkının daha etkin kullanımının sağlanmasını sağlamada, kolektif (birlikte) meşru müdafaa hakkını tanımladığı 51. “bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına” açıkça yer vermiştir. Bu önemli hükümde meşru müdafaa hakkının “birlikte (kollektif)” olarak da kullanılabileceğinin öngörülmesi, devletlerin saldırılara karşı da örgütlenmelerinin hukuki temelini oluşturmuş olmaktadır.

Görüldüğü gibi BM Antlaşması ile, uluslararası barış ve güvenliğin korunması bağlamında BM Güvenlik Konseyi kararlarının gereklerinin yerine getirtilmesinde, kendine mensup üye ülkeler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların barışçıl yöntemlerle çözülmesini sağlamada ve nihayet meşru müdafaa hakkının daha etkin kullanımının sağlanmasında bölgesel örgütlenmelere önemli işlevler verilmiş durumdadır. Bölgesel örgütler bu işlevleri ile şiddete başvurulmasını önlemede ve saldırganı caydırma ve/veya durdurmada önemli görevler yürüterek uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir. Kuzey Amerika’dan ve Avrupa’dan 12 Batılı devlet 4 Nisan 1949 tarihinde Vaşington D. C.’de Kuzey Atlantik Antlaşması’nı imzalamışlardır. 1949 yılında bu Antlaşma ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) kurulması, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası güvenlik alanında atılmış en önemli adımlardan biri olmuştur.

NATO’nun hukuki dayanağını oluşturan, üye devletlerin amaçlarını ve yükümlülüklerini belirleyen 14 maddeden oluşan Kuzey Atlantik Antlaşması, sadece savaş zamanında değil, askerî yükümlülükler, siyasal danışma mekanizmaları ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü ilkesiyle güçlendiren bir sistem kurgulamıştır. Günümüzde NATO 32 üye ülkeden oluşan ve faaliyetleri ülkesel savunmanın çok ötesine uzanan bir ittifak olmuştur. İttifak, terörle mücadele, siber güvenlik, deniz güvenliği, kriz yönetimi, barışı destekleme operasyonları, afet yardımı, askerî birlikte çalışabilirlik ve üye olmayan devletlerle ortaklıkların geliştirilmesi gibi çok çeşitli güvenlik alanlarında faaliyet göstermektedir.

Nitekim Antlaşma’nın 4. maddesi “Taraflardan herhangi birinin görüşüne göre, Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı veya güvenliği tehdit altına girdiğinde, Taraflar istişarede bulunacaklardır.” demektedir. Bu yükümlülük beraber alınabilecek tedbirlerin ilk önemli adımını oluşturacaktır. Antlaşma’nın 5. maddesi bu süreci daha da ileri götürerek “Taraflar, Avrupa veya Kuzey Amerika’da içlerinden birine veya birkaçına yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yapılmış bir saldırı sayılacağı konusunda anlaşmışlardır; buna bağlı olarak,…Kuzey Atlantik bölgesinin güvenliğini yeniden tesis etmek ve korumak amacıyla, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli gördüğü eylemleri derhal -hem tek başına hem de diğer Taraflarla işbirliği içinde- gerçekleştirerek saldırıya uğrayan Taraf veya Taraflara yardımcı olmayı kabul eder.” hükmünü öngörmüştür.

Burada “gerekli gördüğü tedbirleri” (such action as it deems necessary) ibaresinin taşıdığı esnekliği bir yana koyarsak, ittifaka dâhil üyelerin saldırıya uğrayan üye ya da üyelere uygun gördükleri formatta yardımcı olmayı yükümlendiklerini görüyoruz. NATO’nun önemi, yalnızca üye devletlerin güvenliğini sağlamasından değil, aynı zamanda yetmiş yılı aşkın bir süredir küresel barışın ve güvenliğin korunup sürdürülmesinde oynadığı rolden de kaynaklanmaktadır. Nitekim Kurucu Antlaşma’nın girişinde “Bu Antlaşma’nın Tarafları… Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar ve refahı geliştirmeyi amaçlarlar. Kolektif savunma ile barış ve güvenliğin korunması amacıyla çabalarını birleştirmekte kararlıdırlar.” ibarelerine yer verilmiştir.

NATO kurucu Antlaşması’nın temel hükümlerinden olan 5. madde, kuruluşundan bu yana saldırganlıkları caydırarak uluslararası barış ve güvenliğe ciddi katılar sağlamıştır. NATO’nun bütünleşik komuta yapısı ve Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik askerî kapasitesi, Sovyetler Birliği’nin Batı Avrupa’ya yönelik askerî saldırı ihtimalini önemli ölçüde azaltmıştır. NATO’nun askerî entegrasyonu, ortak planlaması, standartlaştırılmış operasyonel usülleri ve Antlaşma’nın 5. maddesi kapsamındaki güvenlik taahhüdü, Soğuk Savaş boyunca etkili bir caydırıcılık mekanizması oluşturmuştur. NATO’nun caydırıcılığı yalnızca askerî kapasitesine dayanmamıştır. Üye devletler arasındaki siyasi dayanışma, İttifakın taahhütlerinin güvenilirliğini artırmıştır. Bir devlete yönelik saldırının çok uluslu bir karşılık doğuracağına ilişkin kesinlik, stratejik istikrarı önemli ölçüde güçlendirmiştir.

NATO siyasi mekanizmaları ile geleneksel sorumluluk alanının ötesindeki uluslararası sorunların çözümüne önemli katkılar sağlamış hatta askeri kapasitesi ile somut operasyonlarla silahlı çatışmaların ve küresel tehditlerin önlenmesine önemli katkılar sağlamıştır. Bu operasyonlar çatışmaların sona erdirilmesine ve savaş sonrası istikrarın korunmasına önemli katkılar sağlamıştır. 1990’larda NATO, Dayton Barış Anlaşması’nın uygulanmasını sağlamak amacıyla önce Uygulama Gücü (Implementation Force-IFOR), daha sonra ise İstikrar Gücü’nü (Stabilization Force-SFOR) konuşlandırmıştır. Bu operasyonlar çatışmaların sona erdirilmesine ve savaş sonrası istikrarın korunmasına önemli katkılar sağlamıştır. Müdahalenin ardından NATO, bölgesel istikrarın korunmasına katkı sağlamayı sürdüren Kosova Gücü’nü (KFOR) oluşturmuştur. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye yönelik terör saldırılarının ardından NATO, tarihinde ilk kez Antlaşma’nın 5. maddesini yürürlüğe koymuştur. Daha sonra İttifak, tarihinin en büyük operasyonu olan Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’nün (ISAF) komutasını üstlenmiştir.

Günümüzde NATO, yalnızca devletler arasındaki savaşlara odaklanmak yerine giderek artan ölçüde uluslararası terörizm, siber tehditler, hibrit tehditler, dezenformasyon kampanyaları, kritik altyapının korunması, deniz güvenliği, uzay güvenliği gibi günümüzün önemli uluslararası güvenlik tehditleri ile ilgilenmektedir. Bu bağlamda NATO, yalnızca askerî güce dayanmak yerine, üye olmayan çok sayıda ülke ve örgüt ile Barış İçin Ortaklık (Partnership for Peace) programı gibi kapsamlı ortaklık ilişkileri kurmuştur. Birçok Avrupa ve Avrasya ülkesiyle iş birliği yanında Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) güç birliği oluşturmuştur. Bu ortaklıklar; çatışmaların önlenmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, afetlere müdahale ve güvenlik sektörü reformlarının desteklenmesine katkı sağlamaktadır. Terörizmin önlenmesi bağlamında özellikle El-Kaide ve DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadelede istihbarat paylaşımının koordinasyonunu sağlamadaki rolü giderek daha önemli hâle gelmiştir.

Şüphesiz ki hiçbir güvenlik kurumu silahlı çatışmaları tamamen ortadan kaldıramaz. Bununla birlikte NATO uluslararası güvenlik üzerinde derin bir etki yaratmış, her ne kadar çeşitli zorluklar ve eleştirilerle karşı karşıya bulunsa da uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına dair BM kararlarını gereğinin yerine getirilmesinde, saldırganlığın caydırılmasında, üye ülkeler arasındaki sorunların barışçıl yollarla çözülmesinde, üye ülkelerin iç istikrarının korunmasında, üyeleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesinde ve yeni güvenlik tehditlerine uyum sağlanmasında önemli başarılar elde etmiştir. Bu nedenle Kuzey Atlantik Antlaşması, uluslararası güvenlik tarihinin en etkili uluslararası anlaşmalarından biri olmayı sürdürmektedir.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img