Neden bazı ilişkiler yıllar geçtikçe güçlenirken bazıları birkaç yıl içinde yıpranıyor? Bunun cevabı gerçekten daha az hata yapmak mı, yoksa birbirimizin hatalarını farklı görmek mi? University of Utah’ta T. Nathan Story ve arkadaşları tarafından yürütülen “Age, Marital Satisfaction, and Optimism as Predictors of Positive Sentiment Override in Middle-Aged and Older Married Couples” başlıklı araştırma, bu soruya oldukça ilginç bir cevap veriyor. Araştırmacılar orta yaşlı ve ileri yaştaki yüzlerce evli çifti incelediler. Çiftler arasında anlaşmazlık oluşturan konular üzerine konuşmalar yapıldı. Aynı konuşmalar hem bağımsız gözlemciler tarafından değerlendirildi hem de eşlerden birbirlerinin davranışlarını puanlamaları istendi. Ortaya çıkan sonuç dikkat çekiciydi. Uzun yıllardır evli olan insanlar, eşlerinin davranışlarını bağımsız gözlemcilerden çok daha olumlu değerlendiriyordu. Yani dışarıdan bakan birinin olumsuz gördüğü bir davranışı, eşi çok daha sıcak, anlayışlı veya iyi niyetli olarak yorumlayabiliyordu. Araştırmacılar buna “Positive Sentiment Override”, yani olumlu duygu baskınlığı adını veriyor. Aslında bu bulgu bana uzun zamandır düşündüğüm başka bir gerçeği hatırlattı.
KUSURSUZ İNSAN YOKTUR
Belki de güçlü ilişkilerin sırrı, mükemmel insanlarla birlikte olmak değildir. Belki de güçlü ilişkiler, karşımızdaki insanı kusurlarının toplamı olarak değil, niyetinin bütünü olarak görebilmektir. Çünkü aynı davranış iki farklı insan tarafından tamamen farklı anlamlandırılabilir. Eşiniz size beklediğinizden daha kısa bir mesaj yazdı. Bir kişi bunu, “Artık benimle ilgilenmiyor” diye yorumlayabilir. Bir başkası ise, “Muhtemelen şu an çok meşgul, müsait olunca yazar” diyebilir. Durum aynıdır. Değişen yalnızca yüklenen anlamdır. İşte ilişkilerin kaderini çoğu zaman bu görünmeyen anlamlar belirler. Bugün ne yazık ki tam tersini yaşamaya başladık. Sosyal medyanın hızında tüketilen ilişkiler, tahammül eşiğinin giderek düştüğü bir çağda yaşıyoruz. İnsanlar artık birbirlerinin güzel taraflarını keşfetmekten çok kusurlarını yakalamaya odaklanıyor. En küçük hata büyütülüyor, en küçük eksiklik karakter analizi hâline geliyor. Bir yanlış cümle, tek bir unutkanlık ya da kısa bir mesaj bile ilişkinin geleceği hakkında kesin hükümler vermek için yeterli görülüyor. Oysa kusur arayan insan, eninde sonunda kusur bulur. Çünkü kusursuz insan yoktur.

SAĞLIKSIZ DAVRANIŞLARI GÖRMEZDEN GELMEYİN
Huzur arayan insan ise aynı kişinin içinde bambaşka şeyler görmeye başlar. Tasavvufun yüzyıllardır söylediği “Hoş gör.” sözü de belki tam olarak bunu anlatır. Bu ifade çoğu zaman yanlış anlaşılır. Hoş görmek; haksızlığı onaylamak, sınır koymamak ya da her şeye sessiz kalmak değildir. Hoş görmek, insanın eksikliklerinden önce özünü görebilmektir. Bir hatayı bütün kişiliğin önüne geçirmemektir. Bir anlık öfkeyi, yılların sevgisinin yerine koymamaktır. Olumsuzu görmek kolaydır. Olumlu olanı fark etmek ise emek ister. Marifet tam da burada başlar. Yunus Emre’nin, Mevlânâ’nın ve nice gönül insanının anlattığı bakış açısı da budur. İnsan, baktığı yerde neyi büyütürse zamanla onu yaşamaya başlar. Sürekli eksiklere odaklanan bir zihin, en güzel ilişkide bile huzursuzluk üretir. Sürekli iyi tarafları besleyen bir zihin ise kusurların arasında bile sevgiyi koruyabilir. Elbette bu, sağlıksız davranışları görmezden gelmek anlamına gelmez. Şiddeti, hakareti, manipülasyonu ya da sürekli zarar veren davranışları “hoş görmek” değildir. Sağlıklı ilişkilerde de anlaşmazlıklar yaşanır. Kırgınlıklar olur. Hayal kırıklıkları olur. Fakat fark, bu olayların nasıl anlamlandırıldığıdır. Tam bu noktada yıllardır anlattığım DAT Sistemi devreye giriyor.
ANLAM DEĞİŞİRSE DUYGU DA DEĞİŞİR
DAT Sistemine göre bizi en çok etkileyen şey yaşadığımız olaylar değil, o olaylara yüklediğimiz anlamlardır. Eşiniz eleştirdiğinde bunu “Beni değersiz görüyor.” şeklinde yorumlarsanız vereceğiniz tepki başka olur. Aynı davranışı “Beni geliştirmeye çalışıyor.” diye yorumlarsanız tepkiniz bambaşka olur. Durum değişmez. Anlam değişir. Anlam değişince duygu değişir. Duygu değişince davranış değişir. İlişkinin yönü de değişir. Belki de uzun ilişkilerin sırrı tam burada saklıdır. Yıllar boyunca birlikte yaşayan insanlar, zamanla birbirlerinin kusurlarını inkâr etmeyi değil; onları daha geniş bir sevgi penceresinden değerlendirmeyi öğreniyor olabilirler. Bir olumsuzluğu, ilişkinin sonu olarak değil, ilişkinin doğal bir parçası olarak görebiliyorlar. Belki de ilişkileri ayakta tutan şey, her gün yeniden birbirini seçmektir. Ve bazen bu seçim, karşımızdakinin kusuruna değil, içindeki “hoş” olana bakmayı tercih etmektir. Çünkü insan, baktığı şeyi büyütür. İlişkiler de çoğu zaman gördüğümüz kadar değil, görmeyi seçtiğimiz kadar güzelleşir.



















