İnsanlarda görülen kene kaynaklı enfeksiyonlar arasında etki alanı açısından en geniş coğrafyaya sahip hastalıklardan biri olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin (KKKA) güncel rakamlara göre Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da 30’dan fazla ülkede görüldüğü biliniyor. Türkiye’de ise vakalar, özellikle Tokat, Sivas, Yozgat ve Çorum başta olmak üzere İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşıyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, kene kabusuna karşı uyarılarda bulundu.
KİMLER RİSK GRUBUNDA?
Uzm. Dr. Ayan, hastalığın esas olarak ‘hyalomma marginatum’ türü keneler aracılığıyla bulaştığına ve virüsün, kenenin deriye tutunması ya da çıplak elle ezilmesi sonucu vücuda yayıldığına dikkat çekerek, “Bunun yanı sıra enfekte hayvanların veya hastaların kan ve vücut sıvılarıyla temas yoluyla da bulaşabiliyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kasaplar, sağlık çalışanları ile endemik bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat eden kişiler en büyük risk grupları arasında” dedi.
YÜKSEK ATEŞ VE HALSİZLİK
Uzm. Dr. Ayan, kene tutunmasının ardından belirtilerin genellikle 1-5 gün içinde ortaya çıktığını söyleyerek, erken tanı için şu önemli uyarılarda bulundu: “Hastalık yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrısı, bulantı ve kusma, ishal ve karın ağrısıyla başlar. Ağır vakalarda birkaç gün içinde diş eti, burun, mide-bağırsak, idrar yolları ve diğer organlarda ciddi kanamalar oluşabilir. İlerleyen vakalarda ise şok ve çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor. Ölüm vakaları ise çoğunlukla şiddetli kanama, şok ve organ yetmezliği nedeniyle meydana geliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi, hastalığın seyrinde büyük önem taşıyor. Hastalığın tedavisinde etkinliği kanıtlanmış özel bir antiviral ilaç bulunmasa da destek tedavinin zamanında uygulanması yaşam kurtarıcı bir role sahip.”


















