Mevsimin tüm hücrelerime göz kırptığı bir günde kendimi nereye götürebilirdim ki Boğaz‘ın derin mavisinden başka? Özgürlük yanına davet etmişti bir kere… Ne Asyalıydım ne de Avrupalı o anda… Boğazın laciverte çalan sularında, yalılarla, saraylarla, camilerle, hisarlarla süslenmiş, beni kucağına alan derin bir özgürlüğün misafiriydim sadece… İstanbul‘da yaz, sadece bir mevsim değil bir his, bir yolculuk, bir kaçış… Boğaz’ın serinliğinde, tarihin görkemiyle doğanın zarafeti iç içe geçerken, her dalga seni başka bir hikâyeye götürür. Ne tam buradasındır ne de başka bir yerde sadece o anın, o güzelliğin içinde…
ERGUVAN BİR ŞAL
Güneş olanca gücünü yansıtıyor Boğaz’ın laciverte çalan sularına. Güneş ışıkları benim deyimimle “güneşin çocukları” bir parlayıp bir kaybolarak dalgalarla sevimli bir oyuna dalmış. Mor renkli erguvan şalını iki yakasına saran boğaz yaz gelince mor şalını çıkarmış ama yine de olanca güzelliğiyle karşımda… Bir parça deniz, bir parça güneşle nefes almak… Ve hiçbir yere ait olmadan özgürce İstanbul’u seyretmek…
İLK DURAK KABATAŞ
Kabataş İskelesi’nden kalkan teknemiz arkasına taktığı köpüklerle yol alıyor. İstanbul’un sesleri dalga seslerine karışıyor. Martıların bir kanadı denize, diğeri gökyüzüne uzanmış… Rüzgâr, sıcaktan bunaldığımı fark etmiş gibi, tatlı bir serinlikle sarıyor etrafımı.

SARAYLARIN BÜYÜLÜ RAKSI
İlk durak Dolmabahçe Sarayı… Boğazın kurşuni mavi suları, bir ışık huzmesiyle sarayın nakışlı duvarlarında adeta raks ediyor. Bu görüntü insanı düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. Yol aldıkça bu büyü derinleşiyor. 1871 yapımı Çırağan Sarayı, yangınlar ve yalnızlıklar yaşamış olsa da dimdik ayakta… Sanki Boğaz ona hep “kal” demiş gibi… Beylerbeyi Sarayı ise tarihin hâlâ canlı olduğunu fısıldıyor. Mermerleri, ihtişamı ve dinginliğiyle geçmişi bugüne taşıyor.
FETHİN SESSİZ TANIKLARI
Bir anda beliriyor tarihin iki güçlü simgesi Anadolu ve Rumeli Hisarları… Fatih Sultan Mehmet’in fethin öncesinde inşa ettirdiği bu yapılar, sadece taş değil azmin, zekânın ve tarihin sembolü… Rumeli Hisarı’nın 90 günde tamamlanmış olması ise hâlâ hayranlık uyandırıyor.

HİKÂYENİN SESSİZ TANIKLARI YALILAR
Sarayların ardından masalın diğer kahramanları çıkıyor karşımıza yalılar…Kimi ihtişamlı, kimi yorgun ama hepsi hikâyelerle dolu. Hasip Paşa’dan Kıbrıslı Yalısı’na, Kont Ostrorog’dan Şehzade Burhaneddin Efendi’ye uzanan bu zarif yapılar; aşklara, vedalara, sırlarla dolu yıllara tanıklık etmiş. Belki de onları büyüleyici kılan, tam da bu bilinmezlik… Özdemir Asaf’ın dediği gibi: “Bugün biz değiliz bakan yalılara/ Yalılar boynu eğik bize bakıyor…”

ZAMANIN DURDUĞU AN
Dönüş yolunda Ortaköy Camii beliriyor. Boğaziçi Köprüsü ile bütünleşen o eşsiz siluet… Hemen yanında Esma Sultan Yalısı’nın zarafeti… Ve köprünün altından geçerken hissedilen o tarifsiz duygu… Sanki İstanbul seni bir kez daha içine çekiyor.
BİR HİSSE VARIŞ HİKÂYESİ
Tur bitiyor ama his bitmiyor… İstanbul işte… Dünyanın en güzel şehri… Eğer bir gün kendinizi kaybolmuş hissederseniz, ya da hiçbir yere ait olmadığınızı düşünürseniz… Bırakın kendinizi iki kıtanın arasına… Boğazın lacivert suları iyileştirsin sizi.



















