Çocuk merkezli kurulan hayatlar, zamanla eşleri birbirinden uzaklaştırabiliyor. Oysa güçlü bir aile yapısının temeli, sadece iyi annebaba olmak değil; birbirini unutmayan bir çift olarak kalabilmekten geçiyor. Unutmayalım, çocuk mutlu bir evliliğin sebebi değil sonucudur
Eskiden evlilik denince akla iki insanın kurduğu bir hayat gelirdi. Şimdi ise çoğu evde sahne biraz değişti. Artık birçok evlilikte başrolde çiftler değil, çocuklar var. Anne-baba olmak elbette çok kıymetli, çok değerli… Ama bir yerde ince bir çizgi var: Çocuğa odaklanırken eş olmayı unutmak. İşte bugün tam da bunu konuşalım: Çocuk odaklı evlilikler… Çünkü dışarıdan bakınca “ne güzel aile” diye görünen birçok evin içinde aslında sessiz bir uzaklaşma yaşanıyor. Çocuk odaklı evliliklerin en belirgin cümlesi şudur: Biz onun için katlanıyoruz.
Bu cümle ilk duyulduğunda fedakarlık gibi gelir. Ama aslında içinde çok büyük bir kırılma barındırır. Çünkü o cümlede şu gizlidir: Artık eşim için değilim, bu ilişkiyi seçmiyorum, sadece bir görevi sürdürüyorum. Ve bir evlilik görev haline geldiği anda, duygusal bağ yavaş yavaş erimeye başlar. Bir evde çocuk merkez olduğunda, fark edilmeden şu roller oluşur:

Anne, sadece anne olur, baba, sadece baba olur. Kadın ve erkek kimliği geri çekilir.
Ve en önemlisi: Eş kimliği silikleşir. Oysa bir çocuk için en güvenli ortam, sadece iyi anne- baba değil; birbirini seven, saygı duyan bir çiftin olduğu ortamdır. Çocuklar sadece söyleneni değil, hissedileni de alır. Eğer evde sevgi yoksa, çocuk bunu hisseder. Eğer evde temas yoksa, çocuk bunu öğrenir. Eğer evde iki yabancı varsa, çocuk bunu normal zanneder. Birçok çift şunu düşünür: “Artık çocuğumuz var, eski heyecanlar bitti.” Hayır. Bitmek zorunda değil. Ama bu tarz düşünen çiftlerde genellikle şu oluyor: Enerji tamamen çocuğa aktarılıyor, zaman tamamen çocuğa veriliyor, dikkat tamamen çocuğa yöneliyor. Ve ilişki, sulanmayan bir çiçek gibi kuruyor. Unutmayın ki romantizm bir lüks değil. İlişkinin besinidir.
BEN ARTIK İKİNCİ PLANDAYIM
Çocuk odaklı evliliklerde çiftler çoğu zaman kavga etmez.
Ama bu sanılanın aksine iyi bir durum değildir. Çünkü şu sessiz anlaşma yapılır: “Biz artık eş değiliz, sadece ebeveyniz.” Ve bu anlaşma zamanla şunlara dönüşür: Ayrı hayatlar, ayrı duygular, ayrı yalnızlıklar. Aynı evde yaşayan iki yabancı…
Toplumda çocuk bakımının büyük kısmı hâlâ kadına yüklenir.

Kadın: Kendini unutur, bedenini geri plana atar, kadınlığını askıya alır. Ve bir süre sonra şöyle der: “Ben artık kimim bilmiyorum.” Bu noktada erkek de geri çekilir. Çünkü karşısında partnerini değil, sadece anne rolünü görmeye başlar. Ve ilişki tamamen farklı bir kimliğe bürünür.
Erkek çoğu zaman şu cümleyi kurmaz ama hisseder: “Ben bu evde ikinci plandayım.” Ve sonra: Daha az konuşur, daha az temas kurar, daha az paylaşır. Bu uzaklaşma bazen işine gömülerek olur, bazen sessizliğe çekilerek, bazen de başka arayışlarla…
Ama kökü aynıdır: Görülmemek.
HIRÇINLIK VE KAYGI OLUŞUYOR
Çocuk gerçekten merkeze alınmalı mı? Çocuk önemlidir. Ama merkez olmak zorunda değildir. Çünkü merkezde olması gereken şey ilişkidir. Sağlıklı denklem şudur: İlk olarak ilişki güçlü sonra aile güçlü ve en son çocuk güvende. Ama denklem tersine döndüğünde: Çocuk merkez, ilişki zayıf, aile kırılgan hale gelmeye başlar ve bu durum en çok çocuğu etkiler.

Çocuklar sandığımızdan çok daha hassastır. Bir evde: Anne-baba konuşmuyorsa, birbirine dokunmuyorsa, göz teması yoksa çocuklan bu durumu anlar ve etkilenir. Çocuk şunu hisseder: Bir şeyler eksik. Ama bunu ifade edemez. Bunu davranışa döker. Çocukta hırçınlık, kaygı, aşırı bağımlılık, dikkat çekme davranışları oluşur. Aslında çocuk şunu demeye çalışır: Benim yüküm çok ağır. Çünkü o çocuk, ebeveynlerin arasındaki boşluğu doldurmaya çalışıyordur.

ÇOCUK SEVGİYLE BÜYÜMELİ
Birçok çift ayrılmama sebebini çocuk olarak açıklar. Ama şu soruyu sormak gerekir: Gerçekten çocuk için mi? Yoksa: Korku, alışkanlık, konfor alanı, toplumsal baskı mı ön planda? Çünkü mutsuz bir evlilikte büyüyen çocuk, mutlu bir ayrılıktan daha fazla zarar görebilir.
Sağlıklı olan şudur: Çocuk, sevginin içinde büyümelidir. Ama sevginin merkezi olmamalıdır. Anne-baba önce birbirine iyi gelmelidir. Çünkü: Birbirine iyi gelen iki insan, çocuğa zaten iyi gelir.
İLİŞKİYİ YENİDEN HATIRLAMAK MÜMKÜN MÜ?
Evet, mümkün. Ama bunun için şu farkındalık gerekir: “Biz sadece ebeveyn değiliz, biz bir çiftiz.” Bunlar küçük gibi görünür. Ama ilişkiyi yeniden canlandıran şey tam olarak bunlardır. Bir çocuğa verilecek en büyük hediye: Oyuncak değil, kurs değil, mükemmel ebeveynlik değil. Birbirini seven iki insanın varlığıdır. Çünkü çocuk şunu öğrenir: Sevgi nasıl yaşanır, bağ nasıl kurulur, ilişki nasıl sürdürülür. Çocuk odaklı evlilikler dışarıdan çok “doğru” görünür. Ama içten içe ilişkiyi tüketir. Ve en acı olan şu: Çiftler bunu çoğu zaman çok geç fark eder. Ve sonra küçük adımlar:
Haftada bir sadece eş olarak zaman geçirmek
Çocuksuz sohbetler yapmak
Dokunmayı hatırlamak
Göz göze gelmek
UNUTMAYIN
Çocuğunuz sizin hayatınızın merkezi olmak zorunda değil. Ama sizin sevginizin içinde büyümek zorunda. Evliliğinizi yaşayın. Çünkü siz yaşarsanız, çocuğunuz da sağlıklı büyür. Ve belki de en önemli soru şu: “Biz gerçekten aile miyiz, yoksa sadece birlikte yaşayan bir sistem mi?” Cevap sizi biraz rahatsız ediyorsa… İşte değişim tam orada başlar. Ve bir şeyi daha açıkça söylemek gerekir: Çocuklar mutlu bir evliliğin sebebi değildir, sonucudur. Bir ilişki sağlamsa, çocuk o sağlamlığın içinde kök salar. Ama ilişki çatlaksa, çocuk o çatlakları kapatamaz. Hatta çoğu zaman o çatlakların arasında büyümek zorunda kalır. Bu yüzden kendinize şu soruyu sorun: “Biz çocuğumuz için mi yaşıyoruz, yoksa onunla birlikte mi?” Cevap çok şeyi değiştirebilir


















