12 Gün Savaşı‘nda bile İran‘ı aşağılayarak Netanyahu‘nun amacına hizmet edecek duruma düşmeleri üzerine, “Bari İsrail’le savaşırken İran nefretinizi biraz erteleseniz mi?” dedim diye demediklerini bırakmamışlardı.
En yaygın lakırdıları şöyleydi: “Salih Tuna’nın bu İran sevgisi nereden geliyor?”
Gülmeyin, şaka yapmıyorum; gerçekten böyle.
Aynı eşhas, MHP Lideri Devlet Bahçeli‘nin geçen günkü; “İran’daki olaylar emperyalist kumpas ve planlardır… Gezi Parkı ile İran’daki olayların benzerliğine dikkat edilmelidir… Komşu ülke İran’ın huzur iklimi Türkiye için hayati öneme sahiptir…” sözleri üzerine, “Bahçeli’nin İran sevgisi nereden geliyor?” diyecekler mi bakalım?
FETÖ’cüler dönemin Başbakanı Erdoğan‘ı “İrancı” ilan etmişlerdi; mahallenin nevzuhurları da Bahçeli’yi ilan etsin de tam olsun.
Ha, bu arada soru sırası bizde:
Trump ve Netanyahu’yla yarışacak düzeydeki bu İran düşmanlığı nereden geliyor efendiler?
Hadi bakalım, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bugüne sahici bir neden gösterin.
***
Bahçeli‘nin “İran sevgisi” hiç kuşkusuz Türkiye’nin bekasını kendine dert etmesinden kaynaklanıyor. Zira siyonist planın sadece İran’ı değil, tüm bölgeyi ateşe vermeye ve sırayı Türkiye’ye getirmeye kararlı olduğunu görüyor.
Malumunuz, İran’ı, Şah döneminin teslimiyetçi ve Batı eksenli yapısına geri döndürmek istediklerini açık seçik dile getiriyorlar.
Bu da siyonist projenin bekası adına son derece anlaşılır bir stratejidir.
Peki, İran’daki barışçıl gösterileri, Trump’ın malum tehdidini gerçekleştirmesine uygun hâle getirmek için terörize edenlerin üzerinden, “Molla rejimi devriliyor” yollu heyecanlara gark olanlar, hangi stratejiye hizmet ediyor?
Efendim, sevgili Ardan Bey?
***
Siyonistlerin hayali; Tahran‘dan Tebriz’e, Meşhed’den İsfahan‘a kadar uzanan İran halkının tepkisi karşısında şimdilik kursaklarında kaldı.
Bunda Elon Musk‘ın uydu sistemlerinin İran tarafından etkisiz hâle getirilmesinin de büyük etkisi vardır.
Lakin ne siyonistler ne de ABD’nin patronu olduğu dünya sistemine entegre olmak isteyen “Farisi oligarşi” vazgeçer.
İlk fırsatta işbirliği içinde tekrar harekete geçeceklerdir.
Hülasa, İran halkını iyice ekonomik ablukaya alarak “Artık yeter!” diyecek kıvama getirmek için matine-suare çalışacaklardır.
İran düşerse sıranın bize geleceğini, Türkiye’nin paramparça edileceğini tartışamayız.
Temennimiz ve dileğimiz odur ki, Bahçeli’nin de dediği gibi, “İran halkı emperyalizmin köstebek siparişine hizmet etmeyecektir…”


















