
Ele alınan konulara değinen Fidan, gelinen noktada barış anlaşmasının imzalanması durumunda ateşkesin gözetlenmesi, Ukrayna’nın caydırıcı halde tutulması ve ateşkesin bozulması durumunda alınabilecek askeri tedbirlerin neler olabileceğinin görüşüldüğünü dile getirdi. Fidan, kime hangi görevin düştüğünü, ne tür eksikliklerin olduğunu ve ülkelerin görüşlerinin tartışıldığını aktararak, şöyle devam etti: “Baştan beri askeri olarak bu konu için söylemek gerekirse, özellikle Cumhurbaşkanımızın da talimatıyla silahlı kuvvetlerimiz her zaman için bir barış anında oluşturulacak deniz unsurunun Türkiye tarafından sorumluluk üstlenmesi konusunda bizim her zaman bir duruşumuz vardı. Bu konuda çok mesafe katedildiğini düşünüyorum. Karadeniz’in güvenliği, tabii ki Karadeniz’de en büyük filosu bulunan NATO üyesi olarak Türkiye’de sorumluluğun olmasından daha doğal bir konu yok. Bu konuda ciddi mesafe katedildiğini düşünüyorum. Ama inşallah barış anlaşması en kısa sürede imzalanır ve daha fazla insan kaybının önüne geçilir, bölgeye istikrar gelir.”
“YARALARIN SARILMASI KONUSUNDA TÜRKİYE’DEN DAHA MAHİR ÜLKE YOK”
Fidan, bugünkü diğer oturumda da barış anlaşmasının imzalanmasına müteakip Ukrayna’nın ekonomik olarak nasıl ayağa kalkabileceğine ve diğer sorunların nasıl giderilebileceğine ilişkin görüşlerin ortaya koyulduğunu anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda çok hassas olduğunu belirten Fidan, “Yaraların sarılması konusunda Türkiye’den daha mahir bir ülke yok. Hem kendi yaralarımızı hem ihtiyacı olan muhtaçların yaralarını sarmada biz iyiyiz. Ekonomik yatırım, iş adamlarımızın becerisi, özellikle altyapı alanlarında bu fevkalade önemli. Yani barışın inşallah gelmesiyle beraber ekonomik canlanmanın ve kalkınmanın da oluşmasında Türkiye büyük rol oynayacak diye değerlendiriyoruz.” dedi. Fidan, diğer devlet başkanlarıyla görüşmeleri de olduğunu ve önemli konulara değindiklerini aktararak, Avrupa Birliği (AB) yetkilileri ile de gündemi ilgilendiren konuları değerlendirdiklerini söyledi. İsrail’in, Somaliland bölgesini “bağımsız ve egemen devlet” olarak tanımasına ilişkin Fidan, “Biliyorsunuz ilk tanıma olayı gerçekleştiğinde, buna hem Türkiye olarak çok ciddi bir karşı duruş sergiledik, bir de bölgedeki dost ve kardeş ülkelerle bir araya gelerek ortak bir açıklama yaptık. Egemen bir ülkenin toprağını bu şekilde parçalamaya yönelik davranışların kabul edilemeyeceği, bölgemizde ‘böl-parçala-yut veya yönet’ tarzı politikaların artık geride kaldığını, bölge ülkelerinin dayanışma içerisinde buna geçit vermeyeceğini biz ifade ediyoruz.” diye konuştu. Fidan, Somaliland ile Somali’deki merkezi hükümet arasında uzun zamandır iç problemler olduğuna ve bunu çözmeye çalıştıklarına işaret ederek, Türk Dışişleri Bakanlığında da arabulucu olarak bu konudan sorumlu bir büyükelçi bulunduğunu belirtti.
“SOMALİLAND’İ İSRAİL’İN TANIMASI BİR GAYRİMEŞRULUĞU TEMSİL EDİYOR”
Somaliland’in statüsünün Somali içerisinde uzun süredir tartışılan bir konu olduğuna dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti: “Ama biz Birleşmiş Milletler kararları ve kendi politikamız ve diğer uluslararası teamüller çerçevesinde Somali’nin toprak bütünlüğünü her zaman sonuna kadar savunduk. Kendi iç sorunlarını barışçıl şekilde halletmelerini her zaman bekledik. Fakat Somaliland’i tanıya tanıya İsrail’in tanıması, mini minnacık bir hakları varsa da herhangi bir şeyle alakalı, aslında bir gayrimeşruluğu temsil ediyor. İsrail gibi gayrimeşruluğun merkezi olan bir aktör Somaliland’in her tarafına destek verse ne olur yani? Tabii, bu önemli bir şey. Jeostratejik açıdan bir hamle, bir güç ortaya koymaya çalıştıklarını görüyoruz.”


















