Bangladeş Seçimleri ve Cemaat-İ İslami’nin Geleceği

spot_img


12 Şubat Perşembe günü Bangladeş’te oldukça önemli ve tarihi bir seçim gerçekleşti. Küresel siyasette belirsizliklerin ve kırılganlıkların arttığı, Güney ve Uzak Asya’da ilişki biçimlerinin dönüştüğü bir zaman diliminde yapılan bu seçimler, zamanlaması ve sonuçları bakımından yakından takip edilmesi gereken bir gelişmedir. Müslüman dünyanın üçüncü en kalabalık ülkesinde, halkın oluşan yeni siyasal atmosferde sandığa gitmesi, Bangladeş’in uzun yıllardır yüzleştiği kronik sorunlara çözüm bulunup bulunamayacağı kadar ülkenin küresel ve bölgesel siyasette nasıl konumlanacağı ve ne tür ittifak ilişkilerine girişeceğinin görülmesi bakımından da oldukça stratejik bir değere sahiptir. Her ne kadar seçimler ülkemiz gündeminde yeteri kadar yer tutmasa da Türkiye‘nin son yıllardaki Asya’ya yönelik açılım politikaları dikkate alındığında, Bangladeş’teki seçim sonuçlarının ve tesis edilecek yeni siyasal düzenin çok yakından takip edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, ABD, Hindistan ve Çin tarafından Bangladeş’e yönelik yeni projeksiyonların yapıldığı bir zeminde Güney Asya’nın bu önemli ülkesindeki dönüşüm ihtimali yüksek sürece uzak kalması elbette beklenemez. Özellikle Bangladeş’te yükselen yeni genç sosyolojinin eğilimleri ve beklentileri göz önünde bulundurulduğunda, Ankara-Dakka hattında ilişkilerin ivmelendirilmesi ve stratejik bir ittifak seviyesine yükseltilmesi için tüm fırsatların değerlendirilmesi, Bangladeş halkı ile bağların kuvvetlendirilmesi ve ülkedeki demokratikleşme sürecinde Türkiye ile yakın temas kurmak isteyen grupların özgüven kazanması bakımından da hayati önemi haiz bir meseledir.

Temmuz 2024 Ayaklanması ve Halk Devrimi

Ülkenin devrik başbakanı Şeyh Hasina Vecid’in iktidarda kaldığı uzun yıllar boyunca ülkede yürüttüğü baskıcı yönetime karşı üniversite öğrencilerinin ve halkın 2024 Temmuz’unda başlattığı ayaklanma, Bangladeş tarihinin kırılma anlarından biri olarak kayıtlara geçti. Şeyh Hasina’nın her türlü zor aracını kullanarak muhalifleri baskılaması ve “insanlığa karşı suçlar” kategorisinde anılacak eylemleri, Bangladeş’in siyasal ve toplumsal yapısını derinden sarstığı gibi, aynı zamanda, ülkenin bölgesinde etkin bir rol olabilme potansiyelini de ortadan kaldırdı.

Farklı ideolojik arka planlara sahip isimlerin mağdur edildiği ve çok sayıda önemli figürün yurt dışında yaşamak zorunda kaldığı bir ortamda Cemaat-i İslami; kökeni, söylemleri ve benimsediği düzen tasavvuru nedeniyle Şeyh Hasina’nın en fazla ötekileştirmesine maruz kalarak çok ağır bedeller ödedi. Hareketin lider kadrosunda birçok ismin idam edilmesi ve Hasina mensuplarının Cemaat-i İslami’yi sürekli hedef alma girişimleri, Bangladeş yönetiminin sert tutumunun en somut yansımalarından biriydi. Hindistan ile kurduğu derin ittifak ilişkisi neticesinde ülkesinde İslami bir siyasal yapılanmaya alan açmak istemeyen devrik başbakan, Bangladeş’teki hukuk dışı ve demokratik teamül ve normlara taban tabana zıt uygulamalar ile ülkede liderliğini yaptığı Avami Ligi’nin tekelinde bir siyasal düzen tesis etti.

Hasina yönetiminin neden olduğu travmalar karşısında daha fazla sessiz kalmak istemeyen Bangladeş halkı, 2018’den itibaren özellikle üniversite öğrencilerinin inisiyatifleriyle yürüyen protestoların son dalgasında güçlü bir kenetlenme ortaya koyarak, Şeyh Hasina’yı istifaya mecbur bıraktı. Temmuz ayındaki gösterilerde çok sayıda kişi hayatını kaybetmesine rağmen geri adım atılmaması sonucunda 5 Ağustos’ta Şeyh Hasina istifasını sunarak Bangladeş’ten kaçtı. En yakın müttefiki ve hamisi konumundaki Hindistan’a sığınan devrik başbakanın ardından Nobel ödüllü iktisatçı Muhammed Yunus, geçiş hükümetinin başına getirilerek ülkenin normalleşmesi, iktisadi durumun görece dahi olsa iyileştirilmesi ve şeffaf bir seçim sürecinin takvimlendirilmesi için temel bir misyon ifa etti.

Seçim Süreci ve Sonuçlar

Üniversiteli öğrencilerin öncülüğünde gerçekleşen halk devriminin ardından ciddi bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalmamak adına Bangladeş ordusu ve üst düzey bürokrasisi, süreçte büyük oranda sessiz kalarak “bekle-gör” stratejisiyle oluşan yeni dinamikleri gözlemlemeye çalıştı. Mısır’da 25 Ocak 2011’de başlayan ayaklanmaların ardından devrik lider Muhammed Hüsni Mübarek’in 8 Şubat’taki istifası esnasında ordunun ve Mısır müesses nizamının ana unsurlarının kendilerini sürecin dışında tutmasına benzer bir tutum Bangladeşli karar alıcı ve uygulayıcı elitler tarafından da sergilendi. Bir bakıma Muhammed Yunus gibi uluslararası tanınırlığı yüksek bir ismin geçiş döneminin başbakanı olarak tercih edilmesi tam da bu noktada devrim yapan bir halkın öfkesini üzerlerine çekmemek ve bir taraftan da uluslararası aktörlere istikrar sağlama mesajı anlamına gelmekteydi. Bu nedenle, gerçekleşen seçimler öncesinde Bangladeş müesses nizamının daha statükocu bir yaklaşım sergileyeceklerinin emarelerini göstermesi, Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) ve Cemaat-i İslami arasındaki rekabette BNP’den yana bir tavır benimsendiği anlamına gelmekteydi.

Yıllar boyunca her türlü şiddet ve baskıya maruz kalmasına rağmen ülke içindeki mücadelesini kararlılıkla sürdüren Cemaat-i İslami, halk devriminin ardından siyasal ve toplumsal alanda yeni bir inşa çerçevesinde oldukça aktif ve etkili bir stratejiyi uygulamaya koydu. Hasina’nın ve Avami Ligi’nin yasaklanarak seçimlerden menedilmesi, BNP ve Cemaat’e oldukça önemli fırsat alanı sundu. Bangladeş’te Hasina sonrası oluşan yeni gerçeklikte de Cemaat-i İslami, toplumsal alanı hızlı bir şekilde konsolide ederek seçimlere gidilen süreçte güçlü bir aday olduğunu tüm kesimlere gösterdi.

Özellikle seçim öncesi dönemde, ABD ve Hindistan’ın Cemaat-i İslami’nin öncülüğünde bir hükümet kurulabilme ihtimali üzerinden de çeşitli senaryolar ortaya koymaları, Cemaat’in artan etkinliğinin başlıca göstergesiydi. Ayrıca 9 Eylül 2025’te yapılan Dakka Üniversitesi Öğrenci Birliği seçimlerinde Cemaat’in öğrenci kanadının kazandığı zafer, Bangladeş’te yükselen yeni sosyolojiye dair önemli ipuçları vermekteydi. Dakka Üniversitesi’nde bu çok da beklenmeyen sonucun çıkması bir öğrenci birliği seçiminde ziyade Cemaat-i İslami’nin yeni dönemdeki potansiyelini dışavurumu mahiyetindeydi. Seçim öncesindeki kamuoyu yoklamalarında Cemaat ve BNP arasındaki yarışın başa baş görünmesi de Bangladeş siyasetinde ilk seçimlerde olmasa dahi orta vadede önemli bir dönüşümün habercisiydi.

128 milyon civarında seçmenin bulunduğu ülkede oy verme yeterliliğini haiz 29 yaş altı gençlerin oranı yaklaşık yüzde 30’a denk gelmektedir. Bu veri bize Bangladeş’in siyasal ve toplumsal düzeninde gençlerin ilerleyen dönemlerde oynayacağı belirleyici rolü anlatması bakımından dikkate alınması gereken bir husustur. 350 sandalyeli Bangladeş Meclisi’nde seçimlerle 300 vekil belirlenmektedir. Geri kalan 50 sandalye ise kadın kotası olarak belirlenmiştir. Yüzde 59’luk bir katılım oranının gerçekleştiği seçimlerde oyların yarısını alan BNP, seçimden zaferle çıktı. Cemaat-i İslami öncülüğündeki koalisyon ise yüzde 30’u aşarak önemli bir başarı elde etti. Seçimlere müdahalenin yapıldığı ve BNP lehine seçimin maniple edildiğine yönelik güçlü iddialar dillendirilmekle beraber, seçimlerin büyük bir kriz yaşanmadan tamamlanması da Bangladeş’in halk devrimi sonrası kat ettiği mesafe bakımından dikkat çekici bir gelişmedir. Ülkede dar bölge seçim sisteminin uygulanmasından dolayı BNP aldığı oylara nazaran çok daha fazla sandalye kazanarak seçimler neticesinde mecliste ciddi bir üstünlük elde etti. BNP’nin 209 vekiline karşı Cemaat-i İslami’nin vekil sayısı ise 68’dir. Tek başına hükümet kuracak BNP’nin yanında ana muhalefet görevini üstlenecek Cemaat için de bu yeni süreç önemli bir sınama anlamına gelecektir.

Yeni Dönemde Fırsatlar ve Riskler

ABD ve Çin geriliminde Bangladeş’in kendisini doğru konumlandırması, Müslüman dünya ile özellikle de Türkiye ile ilişkilerin güçlendirilmesini salık vermesi, tutarlı bir dış politika anlayışını ortaya konmasına kapı aralayacaktır. Cemaat’in gençler nezdindeki kabul gören konumu da yine hareketin ilerleyen yıllarda ülke siyasetinde etkili olabilme potansiyeline işaret etmektedir. Bununla birlikte, yapının lider kadrosunun uzun yılların baskısından kaynaklı travmalardan ötürü değişime kapalı bir tutum benimsemesi ya da geleneksel kodlar ve alışkanlıklar nedeniyle ilişki biçimlerini dönüştürme de zorluk yaşama ihtimali, Cemaat’in geleceğine dair başlıca risklerdir.

Bangladeş müesses nizamının radikal bir dönüşüm karşısında sert tepki verme potansiyeli de yine Cemaat gibi geleneksel yapılar için risk oluşturan unsurların başında gelmektedir. Bu bağlamda Mısır’daki Müslüman Kardeşler ve Tunus’taki Nahda tecrübelerinin iyi analiz edilmesi, yapının daha sağlıklı bir zemin üzerinde gelecek inşa etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca Refah Partisi sonrası İslamcı geleneğin Türk siyasal hayatındaki seyri, stratejileri ve söylemlerinin de Bangladeş’in siyasal ve toplumsal gerçekliğinden kopmaksızın dikkatli bir şekilde incelenmesi ve ona göre yapının değişim/dönüşüm zemininde kararlar alarak kimi sabitelerde güncellemelere gitmesi Bangladeş siyasetinin sürdürülebilir strateji yürütmesine olumlu katkı sunacaktır.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img