Bir kere uygulanan istisna olmaktan çıkar

spot_img


Trump, dış politikasında sonuca ulaşmak için kabaca üç araç setini aktif ve sonuç alıcı biçimde kullanıyor. İlki, geleneksel müttefikleri dahil, gümrük tarifeleri ile ülkeleri hizaya sokmak. Gümrük tarifeleri pazarlık gücünde bir sopa olarak açıkça devreye sokuldu. “Benimle müttefik olmanın bile bir fiyatı var” yaklaşımı ile Trump, ekonomiyi dış politikasının merkezine yerleştirdi. En yakın müttefiki olan Kanada başta olmak üzere farklı coğrafyalarda bu enstrümanla sonuç elde etti. Ülkeleri kendine uyumlu hale getirdi.

İkinci olarak, gümrük tarifeleri ile birlikte aynı pakette yaptırımlar yoluyla muarızları ile mücadele etti. Ülkelerin iç siyasetlerini şekillendirmek, kendi dünya görüşüne yakın yönetimleri iş başına getirmek ya da hoşuna gitmeyen yönetimleri “düzeltmek” için bu enstrümana çokça başvurdu. Örneğin Brezilya‘da ülkenin yargı süreçlerine kadar uzanan tehdit dili ile sonuç almaya çalıştı. Hızlı ve koşulsuz uyum sağlamayanlara yönelik olarak, vize kısıtlamaları, yüksek tarifeler ve finansal yaptırımları bir paket halinde birleştirdi ve uyguladı.

Üçüncü olarak, bu ilk iki araç seti ile istediği sonuca ulaşmadığında doğrudan ve seçici güç kullanımı devreye sokuldu. Bazı ülkelerde, yaptırım ya da gümrük tariflerini kullanmanın bir karşılığı olmadığı gerekçesi üzerinden bu yöntem, diğerlerine başvurmadan, doğrudan devreye sokuldu. Yemen’de Husilere yönelik hava saldırıları, İran‘da nükleer tesislerin vurulması, Somali ve Nijerya’da terörle mücadele konseptinde yapılan operasyonlar bu bağlamın içindeydi.

İlk iki araçla sonuç alınamadığı için doğrudan güç kullandığı ülkelerin başında Venezuela var. Venezuela’ya yapılan müdahale ve Devlet Başkanı Maduro’nun yakalanarak ABD‘ye götürülmesi farklı bir kritik eşiğe işaret ediyor. Egemen bir ülkenin liderinin askeri operasyonla alınıp götürülmesi ve ardından o ülkenin doğrudan yönetileceğinin söylenmesi diğer büyük güçler için bir emsal, kırılgan ülkeler açısından ise daimi bir güvensizliğe işaret etmektedir. Bir kez yapılan istisna olmaktan çıkar. İkincisine model oluşturur.

Bu eylemlerin her biri, birbirinden farklı gerekçelerle sunuldu ama aynı stratejik işleve yönelikti. Trump halihazırda uyguladığı bu dış politikasının konseptini, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi‘nde açıkça bir çerçeveye oturttu. Uygulamaya bakıldığında da, Trump doktrinin bir laf kalabalığı olmadığı açıkça görülüyor. Strateji Belgesi’nde, ABD’nin Batı Yarımküre de Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek için “komşu bölgeleri temizleme ve ABD için daha stratejik fayda sağlayan bir bölge haline getirme” fikri yol haritası ile birlikte ortaya konulmuştu. Venezuela operasyonu bu fikrin uygulanmasına dayanıyor.

ABD, tek ve egemen bir güç olarak tüm kuralları kendi çıkarına göre uygulamak istiyor. Karşısında Rusya ve Çin, dengeleyici bir güç olarak şimdilik varlık göstermiyor. Bundan dolayı da bir çok ülke, dış politikalarında bir denge arayışı içine girmek yerine, uyum taktiğine başvurmak zorunda kalıyor.

Kısa dönemli bu konumlanmaların uzun dönemli sürdürülebilirliği zor. Bu belirsizlik ve güvensizlik içinde orta vadede, özellikle büyük güçler ve orta büyüklükteki devletler yeniden bloklaşmaya ve karşılıklı sertleşmeye gidebilirler. Özellikle ABD müdahalesinin istikrarsızlık dalgası yaratması durumunda, ABD karşıtlığı beklenenden daha erken yükselebilir.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img