Bu filmi başkası yapsa kıskanırdım

spot_img


Romantik komedi türüne yeni bir soluk geliyor. Sinehane Film Prodiksiyon yapımcılığında, senaryosunu Ebru Aydemir’in kaleme aldığı, yönetmen koltuğunda Selçuk Aydemir’in oturduğu, başrollerinde Özge Gürel, Gökhan Alkan ve Burak Çelik’in yer aldığı film, boşanma avukatı Aylin ile nikah memuru Ozan’ın zıt dünyalarından doğan eğlenceli bir aşk hikayesini anlatıyor.

Bu proje, Selçuk Aydemir’in filmografisinde de özel bir yer tutuyor. Çünkü ünlü yönetmen ilk kez bir kadın senaristin yazdığı ve başrolünde kadın oyuncunun oynadığı bir hikayeyi sinemaya aktarıyor. “Kadın kalem yazdı, kadın başrol oynuyor” diyen Aydemir, filmi duygunun merkezine yerleştiren rejisiyle de farklı bir bakış açısı sunuyor.

Hazırlık sürecinin ardından geçtiğimiz günlerde sete çıkan film; güçlü oyuncu kadrosu, orijinal hikayesi ve kahkahaya doyuracak romantik tonuyla seyirciyle buluşmak için gün sayıyor. Biz de yaratım sürecini, kamera arkasındaki uyumu ve bu zıtlıklardan doğan aşkı konuşmak için Ebru Aydemir ve Selçuk Aydemir’le bir araya geldik.

Proje nasıl doğdu?

– Ebru Aydemir: Ben romantik komedi filmlerini çok sever, çok da izlerim. Romantik komedi filmlerinin de ana teması iki karakterin, genellikle kadınla erkeğin tatlı bir çatışma yaşayıp ilişki kurması üzerinedir. Bunu düşünürken bir romantik komedi filmi yazmak istedim. Nasıl yazabilirim, nasıl bir çatışma olabilir derken aklıma bir boşanma avukatı ile bir nikah memurunun çatışması geldi. Hatta niye daha önce yapılmamış diye düşündüm.

Çünkü çok büyük bir çatışma bu. İki karakterimizden Aylin bir boşanma avukatı Ozan ise nikah memuru. İkisinin de büyüdükleri, yetiştikleri ortam ve yaptıkları iş taban tabana zıt.

Ve ikisinin de çok kendine has keskin fikirleri var. Bu iki keskin dünya çatışsın istedim. O çatışmadan doğan mizahı da görmek istedim.

Bu zıt karakterleri biraz tanıyabilir miyiz?

– E.A.: Aylin evlilik kurumuna temelden karşı… Mutsuz bir ailede büyümüş, çevresinde de evlilikle ilgili hep olumsuz şeyler görmüş.

Boşanma avukatı olduğu içinde ilişkilerin hep son aşamasına şahitlik ediyor. Boşanırken insanlar zaman zaman çirkinleşebiliyorlar. O yüzden evliliğin çirkin tarafını görmüş. Kendi anne babasının da boşanma avukatı olmuş.

Ozan da tam tersi çok mutlu, birbirini seven bir anne babayla büyümüş. Evlilik onun için masal gibi çok olumlu bir kavram. İnsanların evliliğinin ilk gününe şahitlik ediyor. İnsanların en mutlu en heyecanlı olduğu herkesin en kibar olduğu güne şahitlik ediyor. Dolayısıyla o da evliliğe çok pozitif bakıyor. Yani insanlar evlenmemeli ve insanlar evlenmeli diyen çok temel iki zıt kavram.

Filmin verdiği alt mesajlar neler?

– Selçuk Aydemir: Aslında bu bir feel good movie. Bence tekrar tekrar izlenecek bir film. Sevgililer günü ya da yılbaşı gecesi filmi.

İzledikçe de insanların kendini mutlu hissedecekleri bir fim… Hayattaki, evlilikteki, modern aşklardaki olumsuzlukları çok irdeliyoruz ya biz; işte bu film olumlu yönlerine çok fazla spot tutuyor ve “Hayatta gülünecek, eğlenilecek bir sürü şey var”ın altını çiziyor.

– E.A.: Evlilik doğru insanla yapıldığı zaman dünyanın en eğlenceli en güzel kurumu olabilir ama yanlış insanla yapıldığında insanların hayatında çok büyük mutsuzluğa sebep olur.

– S.A.: Yani evliliğin bir suçu yok. İnsanlar yanlış insanı seçiyorlar. Evliliğe laf edenler için en azından. Doğru insanı seçtiyseniz evlilik yapılabilecek en akıllıca şey.

– E.A.: Eski Türk filmleri gibi olsun istiyorum. Ne zaman televizyonda denk gelsek açıp izleriz ya böyle film olmasını arzu ediyorum. Özellikle çok baskın bir şekilde savunduğum bir şey yok, “Evlilik iyidir veya kötüdür” diye. Seyirci kendisi karar versin istedim. Aylin’le evliliğin olumsuz yönlerini Ozan’la olumlu yönlerini çatıştırıp seyirci buradan kendine bir mesaj çıkarsın istedim. Ama evliliği de seviyorum. Bence çok güzel bir kurum.

Biraz belli ettim herhalde filmde.

Oyuncu kadrosu hakkında ne düşünüyorsunuz?

– S. A: Ben senaryoyu ilk okuduğum zaman aklıma ilk Özge Gürel geldi. Garip bir şekilde birkaç kişi de aynısını söyledi. Konuştuk, kabul etti sağ olsun. Senaryo onu da etkiledi. Hikaye çağırdı zaten kendi başrolünü. Gökhan Alkan da keza çok iyi anladı mevzuyu. Biz bir karakterin seyirciyle temas da ederek bir yolculuk izlemesini anlatıyoruz. Burak Çelik de çok güzel iş çıkardı. Muazzam bir karakter yarattı, çok komik. Sağlam bir narsisti çok güzel oynadı. Ve sevdirdi bu karakteri, garip bir şekilde. Diğer taraftan da Gökhan sempatisiyle de tüm tuşlara basarak müthiş bir kimya yarattılar aralarında. Yönetmen olarak izlerken etkileniyorum. İnşallah seyirci de etkilenecek.


SENARYO YAZARKEN SELÇUK’A OKUTMAM

Yazarken eşiniz Selçuk Aydemir size karıştı mı, “Burayı da böyle yazalım, yapalım” gibi?

– E.A.: Özellikle bu senaryoyu yazarken, son aşamaya gelene kadar Selçuk’a okutmuyorum. Çünkü onun kendi işleri oluyor ve bölünüyor. Yarım haldeyken okutmak çok doğru gelmiyor. Genel olarak yazmak çok fazla yalnızlık isteyen bir şey. Durup, sessiz kalıp, insanın kendi içini dinlemesi, konsantre olması gereken bir şey. O yarım senaryoya söyleyeceği bir şey, aklımı karıştırabilir. Hem de motivasyonum düşmesin diye son hale gelene kadar okutmuyorum. Ama onun haricinde genel olarak senaryoyla ilgili, sinemayla ilgi sorum olduğunda tabii ki danışıyorum.


DAHA ÖNCE YAPTIĞIM TÜM İŞLERDEN FARKLI

Bu filmi diğer komedi filmlerinizden ayıran nedir?

– S.A.: Bu filmi ayıran en büyük özellik başrolümüz kadın. İlk defa bir kadın başrolle çalışıyorum. Çok konforluymuş. Diğer taraftan da ben bir hikayede ilk defa bir karakterin duygusunu izledim. Onun peşinden gidiyorum. Bütün bu olan biteni Aylin’in iç dünyasındaki duygu durumunun nasıl değiştiği üzerine kurdum bütün reji dilini de. Bu da daha önce yaptığım tüm işlerden farklı oldu. Diğer taraftan da çok büyük konfor. Duygu takibiyle alakalı bir film yapıyorsanız kadın başrol çok büyük bir avantaj. Çünkü hiçbir şeyi kaçırmıyor. Benim kaçıracağım yerde bile “Bak burada bu olabilir” diye yönlendirebiliyor. Bu da çok önemli.


BAŞKASINA BU KADAR MÜSAMAHALI OLMAM

Çift olarak bir iş yapmanız konforlu mu, güven veriyor mu?

-S.A.: Güven kesinlikle var. Ama o kadar profesyonel değiliz. Ne olursa olsun aile her şeyden önce. O nedenle çekiyorum nazını. Başka senariste bu kadar müsamahalı olmam.

– E.A.: Daha önce hiç başka bir yönetmenle çalışmaya teşebbüs etmedim. Benim için büyük konfor. Gece 24’te bile “Ya şöyle yapsak mı?” diye sorabilmek büyük bir konfor.

Ne zaman vizyona girecek?

– S.A.: Mart sonu, nisan başı gibi. Bir yandan kurgu devam ediyor. Ama çok değişik. Yani bunu bir başkası yapsa kıskanırdım. Kıstasım budur. “Başkası yapsa kıskanırdım!” dediğim iş genelde çok sevdiğim işlerimden biri oluyor. Bunda o şey var.


SENARİSTİMİZ SETE DAHA ÇOK GELSİN İSTİYORUZ

Çekim süreciniz nasıl gidiyor?

-S.A.: Neredeyse yarıladık. Kısıtlı bir zamanımız var Özge’nin İngiltere programı var. Özge’yi kaçırmamak için ciddi bir süratle ilerliyoruz. Ön hazırlıkta güzel ilerledik. Allah’tan, bir koşuşturma halimiz var. Şimdi onun ekmeğini yiyoruz. Senaristimiz çok gelmiyor sete. Gelmesini istiyoruz ama.

– E.A.: Hastaydım…

– S.A.: Evet doğru, sete hastalık bulaştırmamak için birkaç gün gelmedi. Bundan sonra artık uğrar. Konforlu bir şey senaristle sette birlikte sahneyi kuruyor olmak. Çünkü ben bir şey hayal ediyorum. Senarist yazmış ama yazıda bazen her şey aşikar olamıyor ya kendimiz yorumluyoruz. Bazen gözümüzden kaçırdığımız ufacık bir nüans bütünü değiştirebiliyor. O yüzden ben seviyorum senaristle yan yana oturarak monitörden izlemeyi. O da cebimizde bir artı şu an.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img