Büyük değişimler küçük adımlarla başlar! Disiplin kaosu düzene çevirir

spot_img


Bir seminer ve imza günü için Berlin’deydim. Seminerin ardından şehri gezme fırsatım oldu. Sokaklarında yürürken, ilk bakışta kaos gibi görünen şeyin içinde mükemmel bir düzen fark ettim.

Trenler dakikti, caddeler hareketliydi ve insanlar bu akışın doğal bir parçası gibiydi. Ancak bu, telaşlı bir koşuşturma değildi; aksine, yılların getirdiği bir alışkanlığın ve içselleştirilmiş bir disiplinin yansımasıydı. İnsanlar dakikti ama stresli değildi. Kurallar vardı ama bunlar bir yük gibi hissedilmiyordu.

Berlin’de disiplin bir zorunluluk değil, bir yaşam biçimi. Kimse sabah erken kalkmaya, vaktinde işe gitmeye ya da kurallara uymaya zorlanmıyor. Ama herkes bunları yapıyor. Çünkü gerçek disiplin, dışarıdan gelen bir baskı değil, içeriden gelen bir denge. Özgürlüğü kısıtlayan bir zincir değil, tam tersine özgürlüğe yön veren bir pusula gibi.

Disiplin, kaosu düzene çevirir. Belirsizliği istikrara, hayali gerçeğe dönüştüren bir güçtür. Ve belki de en önemlisi, insana sadece dış dünyada değil, kendi içinde de bir düzen kurmayı öğretir. Berlin’de bunu hissettim: Disiplinin zorlayıcı değil, özgürleştirici bir şey olabileceğini…

1945’TE ŞEHİR TAMAMEN YIKILIYOR

Berlin’in tarihi, disiplinin ve istikrarın neler başarabileceğinin en güçlü örneklerinden biri. 1945’te şehir tamamen yıkılmıştı. Binalar harabeye dönmüş, savaşın izleri her köşeye sinmişti. Ama Berlin’in elinde bir koz vardı: Kaosun içinde bir düzen oluşturabilme yeteneği. Şehir, büyük sıçramalarla değil, küçük ama istikrarlı adımlarla yeniden inşa edildi. Her bir tuğla, her bir cadde, her bir bina bu disiplinin ve kararlılığın eseri oldu. Bir hafta ya da bir ay içinde değil… Ama yılmadan, durmadan devam eden adımlar, Berlin’i küllerinden doğan bir şehir haline getirdi.

Sonra 1989 geldi… Berlin Duvarı yıkıldı. Ama yıkılan yalnızca bir duvar değildi; iki farklı sistem, iki farklı dünya görüşü, iki farklı alışkanlık bir araya gelmek zorundaydı. Bu, sadece şehir için değil, insanlar için de büyük bir sınavdı. Fakat Berlin’in ruhunda pes etmek yoktu. O, yıkılsa da yeniden ayağa kalkmayı bilen, dağılsa da toparlanmayı başaran bir şehir.

Tıpkı disiplinli bir insan gibi…

HER GÜN PRATİK YAPAN USTALAŞIR

Şimdi durup düşünelim: Biz kendi hayatlarımızda Berlin’den ne öğrenebiliriz?

Disiplin bizim için bir zorunluluk mu, yoksa özgürlüğe açılan bir kapı mı?

Hayatın getirdiği yıkımlar karşısında nasıl duruyoruz? Hemen pes mi ediyoruz, yoksa sabırla, adım adım yeniden mi inşa ediyoruz?

Bir müzisyeni düşünelim. İlhamı bekleyen değil, her gün pratik yapan ustalaşır. Bir yazar, yalnızca ruh hali uygun olduğunda değil, her gün kalemi eline aldığında kitabını tamamlar. Bir sporcu, motivasyonu olmadığı günlerde bile antrenmana devam ettiğinde zirveye ulaşır. İşte gerçek disiplin budur. İlhamın peşinde koşmak değil, onu çalışarak, emek vererek inşa etmektir.

Berlin de böyle… Her seferinde kendini yeniden inşa eden bir şehir. Disiplinle, istikrarla, küçük ama kararlı adımlarla…

Berlin’in sokaklarında yürürken bunu hissetmek mümkün.

Bisiklet yollarında kurallara uyan insanlarda, trafik ışığında sabırla bekleyen yayalarda, sabahın ilk ışıklarıyla fırınını açan usta da… Hatta şehrin her taşında bile… Yıllarca süren restorasyonlarla yeniden ayağa kaldırılan tarihi binalar bile şunu fısıldıyor: Disiplin olmadan istikrar olmaz. İstikrar olmadan da gerçek özgürlük mümkün değildir.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img