Fransa’nın okullarda cep telefonu kullanımını yasaklaması ve Avustralya’nın 16 yaş altındaki çocuklara sosyal medya yasağı getirmesi, tüm dünya dönüşümün içerisinde ve Türkiye de kararların arifesinde yer alıyor. Şimdi çocuklarımızın geleceği için harekete geçme zamanı
Pandemi pek çok konuda olduğu gibi o dönemde büyüyen çocuklarda derin izler bırakıyor. Sokağa çıkamayan dünyada çocukların teknolojiyle ilişkisi, artık bireysel tercihlerden çok kamusal bir politika alanı olarak ele alınıyor. Ancak küresel tabloya bakıldığında, çocukların dijital dünyayla temasını sınırlamaya veya yeniden çerçevelemeye yönelik düzenlemelerin çok daha geniş ve sistematik bir eğilimin parçası olduğu görülüyor.
Dünya genelinde çocukların teknoloji ve özellikle sosyal medya kullanımını sınırlamaya yönelik politikalar hızla gündeme gelirken, Türkiye de bu alanda yeni bir dönemeçte olduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği ve Avustralya gibi bölgelerde çocukların dijital ortamlarda daha iyi korunmasına yönelik yasalar tartışılırken, Ankara da benzer bir istikamette adımlar atmaya hazırlanıyor.
BİRÇOK ÜLKENİN POLİTİKASINA GİRDİ
Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede ilk adım, okullarda akıllı telefon ve dijital cihaz kullanımının kısıtlanması oldu. Fransa, Avusturya, İtalya, Hollanda ve İspanya gibi ülkelerde ilkokul ve ortaokullarda telefonlar ya tamamen yasaklandı ya da sadece eğitim amaçlı, öğretmen kontrolünde kullanılabilir hale getirildi. Bu yaklaşımın arkasındaki temel gerekçe, dikkat dağınıklığı, öğrenme performansında düşüş ve akran ilişkilerinde zayıflama gibi etkiler. Eğitim politikaları, dijital araçların tamamen dışlanmasından ziyade “doğru yaşta, doğru bağlamda kullanım” fikri etrafında yeniden şekilleniyor.

Daha tartışmalı ve radikal adımlar ise sosyal medya erişimi konusunda atılıyor. Avustralya’nın 16 yaş altına sosyal medyayı yasaklaması, devletlerin artık platform sorumluluğunu daha sert biçimde tanımlamaya başladığını gösteriyor. Fransa ve bazı İskandinav ülkeleri de 15 yaş altı için benzer yasakları ya da ebeveyn onayına dayalı zorunlu doğrulama sistemlerini gündemine aldı. ABD’de ise federal düzeyde kapsamlı bir yasak bulunmasa da COPPA gibi düzenlemelerle çocukların çevrimiçi veri toplanması sıkı kurallara bağlanmış durumda. Bu, doğrudan ekran süresini sınırlamasa bile çocukları hedefleyen algoritmik ve ticari tasarımlara karşı bir koruma alanı oluşturuyor.
Bu regülasyon dalgasının arkasında güçlü bir bilimsel literatür bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Amerikan Pediatri Akademisi ve JAMA Pediatrics gibi kurumların yayımladığı kılavuzlar, özellikle erken yaşta uzun ekran süresinin uyku bozuklukları, dikkat sorunları ve duygusal regülasyon güçlükleriyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. 0–2 yaş arası çocuklar için ekran kullanımının önerilmemesi, okul öncesi dönemde ise süre ve içerik kontrolünün kritik olduğu yönündeki bulgular, birçok ülkenin politika belgelerine doğrudan yansımış durumda.
SÜRE DEĞİL DENEYİME ODAKLANIN
Akademik çalışmalar sadece “ne kadar ekran” sorusuna değil, nasıl bir dijital deneyim yaşandığına da odaklanıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, sosyal medya ve mobil oyunlardaki bildirim sistemleri, sonsuz kaydırma (infinite scroll) ve ödül mekanizmalarının çocuklarda bağımlılık benzeri davranışları tetikleyebildiğini gösteriyor. Bu nedenle bazı ülkelerde tartışma, yasakların ötesine geçerek “çocuklara uygun tasarım” ve “manipülatif arayüzlerin sınırlandırılması” gibi kavramlara yönelmiş durumda. Kamuoyu araştırmaları da bu dönüşümü destekliyor. Küresel anketler, ebeveynlerin ve eğitimcilerin büyük çoğunluğunun belirli yaşların altında sosyal medya kullanımına sınırlama getirilmesini ve okullarda telefon yasağını olumlu karşıladığını ortaya koyuyor. Bu durum, regülasyonların sadece devlet refleksi değil, toplumsal talep doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor.

EKRAN KULLANIMI PANDEMİDE ARTTI
COVID-19 pandemisi, çocukların günlük yaşamlarını kökten değiştirirken ekran ve dijital teknoloji kullanımlarını da önemli ölçüde artırdı. Dünya genelinde yapılan kapsamlı bilimsel analizler, çocukların pandemi sürecinde teknolojiyle geçirdikleri sürelerde çarpıcı artışlar olduğunu ortaya koyuyor.
JAMA Pediatrics dergisinde yayımlanan 46 çalışmanın meta-analizine göre, pandemi öncesinde çocukların günlük ortalama ekran süresi yaklaşık 2.7 saatken, pandemi döneminde bu süre 4.1 saate kadar çıktı — yani yaklaşık yüzde 52’lik ciddi bir artış gözlendi. Bu artış özellikle ergenlik çağındaki 12–18 yaş grubu için daha belirgindi. Bir başka küresel literatür taraması da, 2020’den sonra yapılan araştırmaların çoğunun çocuk ve ergenlerin ekranla daha uzun süreler geçirdiğini rapor ettiğini gösteriyor.
Okulların kapanması, evde kalma süresinin uzaması ve çevrim içi eğitimin zorunlu hale gelmesi, çocukların hem eğitim hem de eğlence amaçlı ekran kullanımını artırdı. Diğer ülke odaklı çalışmalar da ebeveyn anketlerine dayanarak genç çocuklarda günde yarım saate kadar daha fazla ekran kullanımı olduğunu saptadı; bu artış eğlence amaçlı ekran süresindeki yükselişle ilişkilendirildi.
Araştırmalar ayrıca, pandemi sürecinde ekran kullanımının artmasının uyku düzeni bozuklukları, fiziksel aktivite azalması ve okul öncesi çocuklarda bilişsel gelişime etkisi gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle ilişkili olduğuna dair bulgular da ortaya koyuyor. Bu bulgular, pandemi sonrası dönemde çocukların dijital dengeyi yeniden kurmalarını destekleyecek politikalar, ebeveyn rehberliği ve eğitim programlarının önemini vurguluyor. Artan ekran süreleri, hem eğitsel hem sosyal düzeyde yeni uyum stratejileri gerektiriyor. Sadece sınırlama değil, sağlıklı dijital kullanım becerilerinin kazandırılması da küresel bir öncelik haline geliyor.
TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİYLE PARALEL HAREKET EDİYOR
Avrupa Parlamentosu, 16 yaş altındaki çocukların algoritmik hedeflemeye maruz kalmaması için sosyal medya kullanımının sınırlandırılması önerisini gündemine aldı ve Fransa da 15 yaş altı için benzer bir sosyal medya yasağı yasa tasarısı hazırlıyor. Avustralya ise 16 yaş altı çocukların büyük platformlara erişimini ciddi yaptırımlarla engelleyecek yasayı yürürlüğe koydu.
Türkiye’de de özellikle son dönemde çocukların dijital ortamda korunmasına ilişkin düzenleme taslakları ve bakanlık açıklamaları öne çıkıyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çevrimiçi platformlarda çocuk güvenliği için iki aşamalı bir sistem üzerinde çalıştıklarını duyurdu. Buna göre 13 yaş altındaki çocukların sosyal medya erişimi tamamen sınırlandırılırken, 13–16 yaş aralığında ebeveyn onayı ve daha güçlü denetim mekanizmaları getirilmesi planlanıyor.
Aynı yaklaşımın bir diğer yansıması olarak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, yeni düzenlemelerde platformlara yaş doğrulama zorunluluğu, zararlı içeriklerin hızlı çıkarılması ve etkili şikâyet mekanizmalarının oluşturulması gibi yükümlülükler getirilmesinin hedeflendiğini açıkladı.
Yetkililer, bu çalışmaların “tamamen yasakçı bir bakış”tan ziyade “çocukların dijital risklere karşı korunması ve bilinçli kullanımın teşvik edilmesi” hedefiyle sürdürüldüğünü vurguluyor. Ayrıca düzenleme taslaklarının içeriğinin oluşturulmasında yurt dışı örnekleri inceleniyor ve Avrupa ülkelerindeki sosyal medya yaş sınırlarıyla benzer modeller değerlendiriliyor.
Uzmanlar, böyle bir düzenlemenin sadece yaş kısıtlaması ile sınırlı kalmaması gerektiğini, dijital okuryazarlık eğitimleri, ebeveyn kontrol araçları ve platformların sorumluluklarının netleşmesi gibi çok bileşenli bir yaklaşımın daha etkili olacağını belirtiyor. Bu da Türkiye’yi, Avrupa Birliği‘nin çocuk hakları odaklı dijital güvenlik perspektifiyle daha uyumlu bir çizgiye taşıyabilir.
Sonuç olarak Türkiye, küresel eğilimleri yakından izleyerek çocukların teknolojiyle ilişkisini “koruma ve denetim” ekseninde yeniden tanımlamaya çalışıyor. Avrupa’nın yaş sınırı ve dijital güvenlik politikalarıyla paralel düzenlemeler Türkiye’de de gündeme gelirken, hukuki altyapı çalışmaları ve politika önerileri bu yönde şekilleniyor.

EĞİTİMDE ERİŞİLEBİLİRLİK KAPSAYICILIK VE GÜVENLİK ADIMLARI
Türk Telekom’un sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan Günışığı Projesi, görme engelli çocukların eğitim hayatına eşit şartlarda katılımını destekliyor. Proje kapsamında Ar-Ge ekipleri tarafından geliştirilen TahtApp uygulaması sayesinde az gören öğrenciler, sınıf tahtasında yazılan bilgileri tabletlerine gerçek zamanlı olarak aktarabiliyor. Bu sayede öğrenciler dersleri akranlarıyla eş zamanlı takip edebiliyor. Proje, önümüzdeki dönemde daha fazla okulda uygulamaya konulacak.
Bu adımlar, teknolojinin çocuklar için sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda güvenli, kontrollü ve eğitsel bir araç olarak kullanılmasını desteklemeyi amaçlıyor. Türk Telekom’un girişimleri, çocukların teknolojiyle ilişkisini yönlendirirken ailelere destek sağlamayı ve dijital beceri gelişimini teşvik etmeyi hedefliyor.
Türk Telekom, çocukların çevrimiçi ortamda güvenliğini artırmak amacıyla servis tekliflerine entegre ettiği McAfee Safe Family gibi araçlarla ebeveynlere kontrol imkânı sunuyor. Bu uygulama ile aileler, çocuklarının cihaz kullanım süresini takip edebilir, uygun olmayan uygulamaları engelleyebilir ve ekran süresi sınırlamaları koyabiliyor. Böylece çocukların güvenli dijital içeriklere erişimi destekleniyor.


















