Dünya düzeni kurallı liberal sistemden, rekabetçi çok kutupluluğa doğru hızla evriliyor. Jeoekonomik araçlar artık jeopolitik silaha dönüşmüş durumda. Ticaret savaşları, teknoloji kısıtlamaları, yaptırım rejimleri ve sermaye akışlarına müdahaleler, küresel ekonomipolitik sistemi hızla kuralsızlaştırıyor. Aynı masada oturan devletler arasında normatif mutabakat değil; artık güç dengesi belirleyici hale gelmekte. Atlantik Hattı ağır bir güven krizi yaşıyor. Bu kriz askeri kapasite eksikliğinden değil; karşılıklı stratejik önceliklerin ayrışmasından kaynaklanmakta.
ABD öncelik eksenini Pasifik’e kaydırırken, Avrupa normatif söylem ile jeopolitik gerçeklik arasında ciddi manada sıkışmakta. Atlantik İttifakı sürüyor olsa da, psikolojik bütünlüğün aşındığı dünyanın gözünden kaçmıyor. Yeni dönem yalnızca güç üretme yarışı değil. Asıl rekabet güven üretme kapasitesi üzerine dönüyor. Çok kutuplu dünyada hegemonya zayıfladıkça, aktörler güvenilir ortak arayışını yoğunlaştırmakta. Güç caydırır; güven ise sistem kurar. Güç kısa vadeli üstünlük sağlar; güven ise uzun vadeli istikrar anlamına gelir. İşte, Türkiye Yüzyılı Vizyonu tam da bu küresel kırılma anında şekillenmekte.
Türkiye için stratejik hedef, Türkiye Yüzyılı Vizyonu kapsamında bölgesel ve küresel ölçekte yoğunlaşan kapasitesini yalnızca güç projeksiyonu olarak değil; kendi coğrafyasında ve kıtalar arası ölçekte bir güven ağına dönüştürmektir. Artan saygınlığını ve etkinliğini sürdürülebilir barışın, istikrarın ve adil birçok kutuplu düzenin inşasına tahsis etmektir. Türkiye için bu düzeyde bir küresel vizyonun güçlü ve kararlı lideri olan Cumhurbaşkanımız Erdoğan, Okan Müderrisoğlu‘nun dünkü yazısında da belirttiği üzere, milli değişim ve dönüşüme öncülük eden sürükleyici liderlik gücünü uluslararası boyutu da eş zamanlı olarak taşıyan küresel ölçekte bir devlet adamıdır.
Bu hedef Türkiye açısından klasik anlamda nüfuz alanı genişletme stratejisi değildir. Türkiye’nin amaçladığı model askeri veya ekonomik üstünlük kurmak değil; bağlantısallık üretmektir. Enerji koridorları, lojistik hatlar, savunma iş birlikleri, insani diplomasi, arabuluculuk girişimleri ve ticaret ağları üzerinden bölgesel bağımlılık değil; karşılıklı güven üretmeyi hedefleyen bir mimari inşa edilmektedir. Okan Müderrisoğlu’nun da ifade ettiği üzere, dünyanın önde gelen devletlerinin tümünün güvenlikte tüketici değil, üretici olma zorunluluğunu kılcal damarlarına kadar hissettikleri bir küresel sistemde, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın feraset ve basiret dolu vizyoner liderliği, yeni küresel düzenin inşasında Türkiye’ye masada müstesna bir konum kazandırmaktadır.
Jeopolitik kırılmaların arttığı böyle bir dönemde, Türkiye ekonomik, siyasi, diplomatik ve askeri kapasitesini birinci ve ikinci kuşak komşularında istikrar halkaları oluşturacak şekilde sahaya sürmektedir. Bu yaklaşım gerçek manada güvenilir merkez olma stratejisidir. Türkiye Yüzyılı vizyonu, gücün sert kullanımından ziyade güvenilirlik üretme kapasitesini merkeze alır. Çünkü çok kutuplu dünyada kalıcı etki, korku üzerinden değil; güvenilir ortaklık üzerinden sağlanır. Türkiye’nin kriz bölgelerinde üstlendiği arabuluculuk rolleri, enerji geçiş merkezi olma hedefi ve savunma sanayindeki yerli ve milli üretim hamlesi, bu güven ağının altyapısını oluşturmaktadır.
Dolayısıyla Türkiye için mesele yalnızca ‘masada olmak’ değildir. Mesele, masadaki aktörler arasında güven üretebilen, kriz anında çözüm sağlayabilen ve çok taraflılık içinde stratejik eşitliği savunabilen bir merkez ülke konumuna yerleşmektir. Çok kutuplu rekabet düzeninde güçlü olmak önemlidir; ancak güvenilir olmak daha da belirleyicidir. Türkiye Yüzyılı Vizyonunun iddiası tam da budur.


















