En zor veda – Yaşam Haberleri

spot_img


Hac ibadeti için “Giydim beyazları, düştüm Kâbe yollarına” dedim, bu yolda 15 gün su gibi ama bir o kadar da çok şey öğreterek geçti. Yepyeni bir ben doğdu ama ne yazık ki veda vakti geldi. Bu veda tavafıydı. Siyahlar giyip gittim kapısına. “Ben gidiyorum” dedim, “Ayrı mıyız ki?” dedi. Dışarıda hiçbir şey yok. Şahdamarından yakındık oysa. Ağladım, ağladım… Hüznümü Gambiya, Endonezya ve Nijeryalı hacıların sevgiyle sarılması dağıttı. Sevgi ilaçtı. “Ayrılıklar da sevdaya dahil” diyor Attila İlhan. Mevlânâ ise “Özlem olmasaydı vuslatın ne manası kalırdı” diyor. Bu şiirlerin manasına dalarak düştüm dün Kâbe yollarına. Hac ibadeti yürümeye dayanıyor. Saatlerce, kilometrelerce yürüyorsun. 50 derece sıcakta 24 bin-30 bin adım atıyorsun, ayaklarının altı su topluyor, yine koşuyorsun, sevgiliye koşar gibi Kâbe’ye… Artık veda vakti geldi çattı. “Giydim beyazları, düştüm Kâbe yollarına” diye size kutsal topraklara gitmemi yazdığım günler daha dün gibi. Dile kolay, 15 gündür kutsal topraklarda yaşadığım her anı, yaptığım her ibadeti siz okuyucularımızla büyük bir samimiyetle paylaştım. Ama her şeyin bir sonu olduğu gibi bu güzel yolculuğun da sonu geldi. Kalbim hüzünle çarpıyordu veda tavafına hazırlanırken. Yarın geleceğimi bildiğim halde yanından ayrılırken kalbime özlem düşüyordu. Ama şimdi bu ayrılık nasıl olacaktı?

SİYAHLAR GİYDİM TIPKI KÂBE GİBİ

Mekke’de bulunduğum süre boyunca hiç siyah elbise giyip siyah başörtüsü takmamıştım. Ama dün veda tavafıma siyahlar giyerek gittim. Hz. Muhammed’i düşündüm. O çok sevdiği Mekke’den hicret edip ayrılırken neler hissettiğini… O kadar zor ki… Hüzün her yerimi kapladı.

KÂBE İMAMI BİLE ANLADI

Yola koyuldum. Mekkeliler, yollarda hacılara yine yiyecek ve su dağıtıyorlardı. Üzüntüden akşam yemeği bile yiyememiştim. Mekkeli kardeşlerin dağıttığı bisküvüleri yiyebildim ancak. Kaldığımız otel Kâbe’ye yaklaşık 10 km uzaklıkta; yürürken, nasıl olacak bu veda diyordum kendi kendime. Kâbe’ye varmak için uzun bir tünelden de geçmeniz gerekiyor benim gittiğim yolda. Tünele girdim, yürüdüm, yürüdüm. Tünelden çıktığımda beni akşam ezanı karşıladı. Kâbe imamı öyle güzel, içli içli okuyordu ki sanki o bile anlamıştı benim veda tavafına geldiğimi. Mescid-i Haram’a, Kâbe’ye 1 No’lu Kral Abdulaziz Kapısı’ndan girdim. Kendi kendime konuşuyordum. ‘Ben geldim vedaya’ dedim. ‘Ayrı mıyız ki?’ dedi. Dışarıda hiçbir şey yok. Şahdamarından yakındık oysa. Demez mi ki Kâf Suresi 16’ncı ayette “Çünkü biz, ona şahdamarından daha yakınız” diye.

KALPLERİ GÖSTEREN SIRLANMIŞ AYNA

Veda tavafımda 7 şaft boyunca hep kendimle konuştum. Gözlerimle Kâbe’yi süzdüm. O da beni süzdü. Benim hissiyatıma göre Kâbe sırlanmış bir ayna. Hani, aynanın arkası siyah ile sırlanmıştır da siz aynaya önden baktığınızda kendinizi görürsünüz; onun gibi. Kalpleriyle buraya tavafa gelen milyonlarca kişi aynı anda bakıyor bu aynaya. Kimi küçük bir damla, kimi bir bardak su, kimi bir dere, kimi deniz, kimi okyonus görüyor. Kısacası herkes nasibiyle dolduruyor kabını.

EZAN BAŞLADI, NAMAZA DURULDU

Veda zamanı geldiğinde de duygular, deryaya, denize karışıyor. Gözyaşına dönüşüyor. 6’ncı şaftımda, yatsı ezanı yükseldi Kâbe’de. İlk defa Kâbe içinde ezana denk geliyordum. Erkekler Kâbe’nin etrafına çöktü namaz için, kadınlar saf durdu. Namazlar kılındı. Namaz bitince binlerce insan yeniden kaldığı yerden tavafına devam etti.

MEVLÂNÂ’NIN ŞİİRİ

Benim 7’nci son şaftım kalmıştı. Son şaftı dönerken Mevlânâ geldi aklıma, eşi Gül Hatun’a yazdığı şiir. Şöyle diyordu Mevlânâ satırlarında eşine: “Benim Gülüm’e… Zaman geçer, insan geçer, dünyada her şey geçer. Mevsim, Aşk mevsimi. Ey sevdamın Gül Hatun’u, beşinci mevsimim sensin. Sen sadece sen değilsin, Bensin; bendesin, benimsin”

KALP HEYBEM SEVGİYLE DOLDU

Veda tavafımı bitirip kâinatın kalbi Kâbe’yi son kez hüzünlü gözlerle selamladıktan sonra bu kez kendi kalbime yöneldim. Bu yolculukta kalp heybem nelerle doluydu? Yanıt, kâinatın tutkalı olan kocaman bir sevgiyle.

KÂBE TAŞLARINDA NAMAZ

Bana yaşattığı tüm bu güzellikler için Allah’a şükrettim ve veda tavafımın namazı için secdeye vardım. Bir kez daha bana kurulmuş olan bu gönül sofrasından bir ikram daha geldi. Veda tavafımın namazını Kâbe’nin taşlarının üzerinde kılmama müsaade edildi. Güvenlik bu alanda namaz vakitleri hariç namaz kılınmasına, tavaf sürekli sürdüğü için izin vermiyordu. Bu kez sanki bütün alan benim için açılmıştı. Bir kez daha şükrettim.

YENİDEN GÖRÜŞECEĞİZ

Vedamı, “Allah izin verirse yeniden görüşeceğiz” diyerek Kâbe’ye son bir kez el sallayıp tamamladım. Kalbimde hüzün, gözlerimde yaş ile ilerken etrafımı Gambiya, Endonezya ve Nijeryalı hacılar sardı. İlk önce Nijeryalı hacılar çıktı karşıma bal rengi elbiseleriyle. Ardından pembe elbiseleriyle Gambiyalı hacılar. Öyle bir sarıldılar ki bana, hele Endonezyalıların kalp sembolü işaretini bana öğretip, birlikte yaptığımız an sevginin nasıl sarıp sarmaladığını bütün hüzünlerin, vedanın ilacı olduğunu öğrettiler. Endonezyalı hacıların neşesi görülmeye değerdi. Kahkahalarıyla Kâbe-i Muazzama’nın bahçesi çınlıyordu. Sanki vedamı anlamışlar, sevgileriyle beni neşelendiriyorlardı. Sevgileriyle dağıttılar hüznümü.

RAVZA’YA PEYGAMBERİMİZE GİDİYORUM

Kâbe’ye veda hüznü yaşarken Medine’ye, Hz. Muhammed’e gideceğimiz geldi aklıma. Peygamberimiz hicret ederek ayrılmıştı sevdiği bu topraklardan, Kâbe’den. Ama ben şimdi O’na, Medine’de Mescid-i Nebevi’ye gidiyorum. İçerisinde yer alan, Hz. Muhammed’in (SAV) kabri ile minberi arasında bulunan ve “Cennet Bahçesi” olarak kabul edilen Ravza-i Mutahhara’ya.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img