Enstitü Sosyal’den “Türkiye’de Demografik Eşik” paneli

spot_img


Panelin moderatörlüğünü Enstitü Sosyal Toplum Araştırmaları Koordinatörü Dr. Selçuk Aydın üstlenirken, konuşmacılar Nursen Tekgöz, Doç. Dr. Talip Yiğit ve Rumeysa Hafızoğlu oldu. Panel boyunca “demografik eşik” kavramının, farklı ülkelerde benzer nüfus sonuçlarının nasıl ortaya çıktığını anlamak için kritik bir çerçeve sunduğu, Türkiye’nin de benzer bir eşikte, çok katmanlı dinamiklerle karşı karşıya olduğu vurgulandı.

Selçuk Aydın, doğurganlıktaki küresel tabloya işaret ederek Türkiye’nin seyrinin dünya ölçeğinden bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. Güney Kore, Japonya, İran, Rusya, Çin gibi farklı rejim ve refah düzeylerine sahip ülkelerde benzer demografik sonuçların ortaya çıkmasının, meselenin yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını gösterdiği ifade edildi. Çin’in tek çocuk politikasından üç çocuk politikasına geçişi de, demografik yönetişimin ne ölçüde stratejik bir mesele hâline geldiğine dair çarpıcı bir örnek olarak tartışıldı.

Enstitü Sosyal uzman araştırmacılarından veri bilimci Doç. Dr. Talip Yiğit, doğurganlıktaki dönüşümü okurken hangi göstergelerin nasıl ele alınması gerektiğine dair bir çerçeve sundu. Demografik kırılımların tek bir nedene indirgenemeyeceğini, insani gelişmişlik, kentleşme ve yaşam endeksleriyle doğurganlık arasındaki ilişkinin dikkatle yorumlanması gerektiğini belirtti.

Yiğit, dünyada da gündemde olan ve birçok ülkenin kendi doğurganlık eğrisi üzerine incelemeler yaparak bu demografik dönüşümün nedenlerini anlamaya çalıştığını şu sözlerle açıkladı: “Doğurganlığı sadece bireysel bir irade veya biyolojik bir sürecin sonucu olarak görmek yanıltıcıdır; bu mesele aslında beden, zaman ve koşulların bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık dinamiklerin bir bütünüdür. Çoğu zaman çocuk sahibi olmak isteyenlerin bu arzularını gerçekleştirememesi, bireysel tercihlerden ziyade yaşamın işleyişindeki yapısal engellerden kaynaklanıyor. Değişim hızının artmasıyla doğurganlığın düşmesi arasındaki ters orantı, Birleşik Krallık’tan İran’a kadar pek çok ülkede karşımıza çıkıyor. Özellikle Güney Kore ve Japonya örneğinde görüldüğü üzere, biyolojik kapasite olsa dahi yaşam koşulları elvermediğinde doğurganlık gerçekleşmeyen bir ihtimal olarak kalıyor.”

Enstitü Sosyal Araştırmacısı Nursen Tekgöz, bugün demografik dönüşüm yerine “demografik eşik” demelerinin nedenini şu sözlerle açıkladı: “Demografik dönüşüm dediğimizde genelde yönü belli olan bir şeyden bahsediyoruz ama bugün Türkiye’de demografik dönüşümden daha ziyade, bir eşikten bahsediyoruz. Çünkü algı, deneyim ve eğilim arasında bir fark var. Burada ortak bir sonuca vardık, toplumsal düzeyde algı bütünüyle dönüşmüş değil. İnsanlar hâlâ evlenmeye, çocuk sahibi olmaya ve bunların bir aileye iyi geldiğine inanıyorlar. Fakat bir yandan da eğilim ve deneyim odağında durum bu algıyla örtüşmüyor. Ebeveynler ekonomik durumdan, zamansal baskıdan ve beklentilerden yakınıyorlar. Algıda pozitiflik, deneyimde negatiflik, eğilimde bir değişim görüyoruz bugün.”

Tekgöz, bu demografik eşiği siyasal rejimlerden ve refah düzeylerinden bağımsız olarak, modern dünyanın karşı karşıya kaldığı toplumsal dönüşümlerden biri olarak tanımladı. Bu nedenle bu süreci yalnızca doğurganlığın düşüşü olarak değil, aileyi, toplumsal refahı, çalışma koşullarını ve gelecek tahayyüllerimizi etkileyen bir durum olarak görmemiz gerektiğini belirtti.

Tekgöz, algıda hâlâ pozitif bir noktada olsak da, deneyimdeki farklılıkların temel gerekçelerinden birini değişen ihtiyaç algısı olarak tanımladı: “Ebeveynlerin çocuklarına iyi bir hayat sağlama kaygısı her zaman vardı, ancak bugün bu iyi hayatın tanımı dramatik şekilde genişledi. Artık sadece temel ihtiyaçlar değil, özel okullar, teknolojik imkânlar ve sosyal medyanın dayattığı mükemmeliyetçi standartlar bu kaygıyı besliyor. İlginç olan ise nesiller arası iletişimin bu durumu desteklemesi. Geçmiş kuşaklar, kendi deneyimlerinden yola çıkarak gençlere “ben yaptım, sen yapma” ya da “ben erken evlendim, sen bekle” diyerek konfor odaklı bir telkinde bulunuyor. Dolayısıyla bu eşik, sadece gençlerin değil, tüm toplumun ortak bir kararıyla şekilleniyor.”

Panelin son sunumunu yapan Enstitü Sosyal Araştırmacısı Rumeysa Hafızoğlu, Türkiye’de nüfus politikalarının tarihsel seyrini ve bugüne uzanan etkilerini ele aldı. Politikaların mı toplumu, toplumun mu politikaları belirlediği sorusu üzerinden, nüfus meselesinin yalnızca teknik bir alan değil, aynı zamanda güçlü bir siyasal ve söylemsel arka planı olan bir tartışma sahası olduğu vurgulandı.

Hafızoğlu, özellikle medyada 1960’lardan günümüze aileye, ebeveynliğe, çocuk sahibi olmaya dair söylemleri göstererek ebeveynliğin bir yük ve zorluk olarak nasıl gösterildiğini yansıttı. 1960’larda başlayan “anti natalist” politikalarla popüler kültürde yalnızca tek çocuklu veya az çocuk sahibi ailelerin mutlu olabileceğine dair temsillerin ağırlığının arttığını belirtti.

Söz konusu örneklerin, bugünkü doğurganlık tartışmalarını anlamak için gerekli tarihsel-kültürel arka planı sunduğunu ifade eden Hafızoğlu “Bugün karşı karşıya olduğumuz demografik eşiğe bir günde gelmedik. Bu tablo, nesiller boyu aktarılan söylemlerin ve sistemli politikaların bir sonucu. 80’li yılların aile pullarında ve kibrit kutularında resmedilen “az çocuklu mutlu aile” tablolarından, “çocuk sayısı arttıkça zekanın düştüğünü” iddia eden gazete manşetlerine kadar her şey bu zihniyeti besledi. Nüfusun bir “kalkınma engeli” olarak görüldüğü, hatta kurumların doğum kontrolünü teşvik ettiği bir dönemden, bugün tam tersi bir kalkınma modeline geçmeye çalışıyoruz. Ancak bu köklü kültürel mirası tersine çevirmek, sadece yeni politikalarla değil, geçmişin bu derin izlerini anlamakla mümkün.” dedi.

Katılımcılar, “demografik eşiği atlatmak mümkün mü, umut var mı?” sorusu etrafında, Türkiye’de doğurganlık tartışmasının hangi eksenlerde yeniden düşünülmesi gerektiğini değerlendirdi. Soru-cevap bölümünde ise doğurganlık çalışmalarının odağının ne olması gerektiği ve demografi/nüfus alanında çalışmak isteyenlere yönelik ne tür yöntem ve perspektiflerin kullanılabileceğine ilişkin öneriler yer aldı.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img