Aşkın yıllık hesap özeti artık müzik listelerinde ortaya çıkıyor. Kim aşk acısı yaşamış, hangi şarkıyı dinlemiş ya da kimlerin listelerini kendi listesinde bulunduruyor. Artık “Beni seviyor musun?” sorusu modası geçmiş bir yöntem. Onun yerine daha güvenilir, daha şeffaf, daha veri odaklı bir talep var: Spotify Wrapped’ını atar mısın? Çünkü modern ilişkilerde duygular beyana değil, algoritmaya dayanıyor. Kiminle flört ettiğin değil, ne dinlediğin önemli. Zevkler konuşur, insanlar susar. Hatta mümkünse hiç konuşmasınlar zaten liste anlatır.

AŞK VERİYE DAYALI
Spotify dökümü, yeni neslin kredi notu gibi. Dinlediğin sanatçılar: Karakterin. Tekrar tuşuna basma sıklığın: Bağlanma stilin. En çok dinlenen şarkı: Travman. Ve tabii ki red flag’ler var. Üç yıl üst üste aynı melankolik şarkı? Duygusal istikrarsızlık.
“Alpha male” podcastleri? Kaç. Yalnızca lo-fi beats to overthink to? Sessiz ama tehlikeli. Eskiden flörtte geçmiş ilişkiler konuşulurdu. Şimdi geçmiş, playlist olarak sunuluyor. Üstelik kronolojik. Kimin hayatına hangi şarkıyla girdiğin belli, kimden sonra hangi albüm başlamış izlenebiliyor. Aşk artık sezgisel değil, veriye dayalı. Yıllık hesap dökümü gibi düşün. 2023: Fazla umut, 2024: Yoğun içe dönüş, 2025: Terapist önerisiyle keşfedilen indie sanatçılar Yeni nesle bu yüzden bayılıyorum.

Çünkü flörtte bile kurumsal. Şeffaflık var, iz bırakma var, raporlama var. Ben buyum demiyor kimse; bak dinlediklerim burada. İtiraz edilecek bir şey varsa algoritmayla konuş. Tabii bu sistemin adaletsiz olduğu anlar da var. Mesela bir kişinin bütün kişiliğinin, bir dönem dinlediği üç şarkıya indirgenmesi. Ya da gerçekten sadece temizlik yaparken açılan bir pop listesinin, sen yüzeysel birisin hükmüne dönüşmesi. Ama olsun, her çağın kendi haksızlığı var. Sonuçta yeni nesil şunu söylüyor:
Kalbimi açmadan önce, müzik zevkini görmek istiyorum. Çünkü kalp yalan söyleyebilir ama Wrapped asla. Aşk bitince ne oluyor? Takipten çıkma yok. Playlist silme var. Ve bu da çok çağımıza yakışıyor. Siz siz olun flörtünüzün Spotify listesine bir göz atın derim. Teşekkürler Z kuşağı, sizden yeni bir şey daha öğrendik.
HAVAİ FİŞEKLER YASAKLANMALI MI YASAKLANMAMALI MI?
Yılbaşı gecesi gökyüzüne bakarken, bir başka yerde gökyüzü çöktü. İsviçre’de yılbaşı kutlamaları sırasında çıkan ve 40 kişinin hayatını kaybettiği yangın faciasının, şampanya şişelerine yerleştirilen havai fişeklerden kaynaklandığı belirlendi. Kutlama ile felaket arasındaki bu ince çizgi, aslında uzun zamandır görmezden geldiğimiz bir gerçeği yeniden yüzümüze çarpıyor. Havai fişekler sadece masum bir şov değil. Evet, izlemek güzel. Renkler, patlamalar, gökyüzünde açılan çiçekler… Ama o birkaç dakikalık görsel şölenin ardında kalan zarar çok daha uzun ömürlü. Gürültü kirliliği, hava kirliliği, yangın riski ve belki de en sessiz ama en büyük kayıp hayvanlar. Her yıl binlerce kuş, özellikle de yön bulma yeteneği sese ve ışığa duyarlı olan türler, havai fişekler nedeniyle ya kalp krizi geçirerek ölüyor ya da panikle uçup binalara, camlara çarparak hayatını kaybediyor. Evcil hayvanlar saatlerce titriyor, saklanıyor, kaçıyor. Yaban hayatı içinse bu bir şok dalgası. Ama kabul edelim, çoğu zaman şu cümleyle geçiştiriyoruz. Gerçi kimin umurunda? Asıl sorun da burada başlıyor. İnsan merkezli eğlence anlayışı, doğayı bir arka plan dekoru gibi görmeye devam ettikçe bu felaketler kaçınılmaz sayılıyor. Oysa kaçınılmaz değil, sadece alışılmış. Yangınlar talihsiz kaza, ölü kuşlar ‘yan etki’, korkan hayvanlar ‘abartı’ olarak etiketleniyor. Sorumluluk, gökyüzünde patlayan her fişekle birlikte dağılıyor.

ALTERNATİFLER MÜMKÜN
Peki gerçekten başka bir yol yok mu? Var. Üstelik daha güvenli, daha sürdürülebilir ve daha yaratıcı. Alternatifler mümkün, drone gösterileri mesela sessiz, yangın riski yok, tekrar tekrar programlanabiliyor ve hikaye anlatabiliyor. Işık ve lazer şovları, kent siluetine zarar vermeden görsel etki yaratıyor. Müzik ve kamusal performanslar, paylaşımı ve bir arada olma hissini güçlendiriyor. Sessiz havai fişekler, patlama sesi olmadan ışık efektleri sunan yeni nesil çözümler. Sembolik ritüeller, aynı anda ışık yakmak, dilek yazmak, toplu sayım gibi kolektif ama zararsız anlar. Belki de asıl soru şu: Eğlence dediğimiz şey, mutlaka bir şeyleri yakmak, patlatmak ve ürkütmek zorunda mı? Bir dakikalık ışık uğruna onlarca hayatı, yüzlerce canlının yön duygusunu ve bir kentin güvenliğini riske atmak, artık gelenek kelimesinin arkasına saklanabilecek bir tercih değil. Kimse kusura bakmasın görgüsüzlük. Yılbaşı yeni bir başlangıçsa, belki de başlamamız gereken ilk şey, eğlenme biçimimizi yeniden düşünmek. Bir kutlama, başkasının hayatına mal olmamalı. Seneye 2027’ye girerken dilerim havai fişek yasaklanır.


















