Gözün Açık Olsun: Kubrick ve Epstein

spot_img


Dünya bugün leş-burjuvazinin Jeffrey Epstein dosyasını konuşuyor. Amerikan hokkabaz başkanlarından, İngiliz konteslerine, dijital tiranlardan, şâşaalı artistlere…

Nobel almış gevezelere, USA damgalı sol idollere, hepsine uzanan bir utanç bu…

“Özgür Dünya, Özgür Batı” denilen şeyin tüm farfaracı isimlerini içine alan bir vicdansızlığın suç listesini izliyoruz.

MOSSAD‘ın pedofili videolarıyla kurduğu şantaj ağları, kaçırılan çocuklar, bir tür korku filmi…

Belgelerin arkasına gizlenen asıl gerçeği, “Yönetici Elitler” gerçeğini, sistemin gerçek yüzünü görebiliyor musunuz?

***

Hakiki sanat bize gerçeği söyler…

Büyük yönetmen Stanley Kubrick sadece bir sinemacı değil, bir dâhiydi. Ve muhtemelen, küresel zirveleri belirleyen zifiri karanlığı en iyi bilenlerden biriydi. 1999 yılında, ömrünün son imzasını atıp vizyona soktuğu “Eyes Wide Shut” (Gözleri Tamamen Kapalı), aslında bugün yaşadığımız küresel rezilliğin 25 yıl önceden çekilmiş bir röntgenidir. Kubrick, bu filmin çekimlerini bitirdikten sadece 4 gün sonra kalp krizinden vefat etti. Tuhaf değil mi? Tam da sistemin mahremine, o maskeli âyinlerin ortasına daldığı an aramızdan ayrıldı…

***

Kubrick sembollerle konuşur, boş yere tek kare çekmezdi. Filmin başında karşımıza çıkan “Under the Rainbow” (Gökkuşağının Altında) tabelası, basit bir dükkân ismi değildir. Bu kavram, Ultra Zihin Kontrolü projelerinde kurbanın gerçeklikten kopuşunu simgeler. (LGBT) Bugün Epstein dosyasında gördüğümüz o küçük çocukların nasıl birer suiistimal aparatı hâline getirildiğini Kubrick çeyrek asır önce teşhis etmişti. Âyin sahnesini kime ait bir mülkte çekti biliyor musunuz? Rothschild ailesine ait Mentmore Towers’ta. Başrolde kim vardı? O dönemde de bugün de “Scientology” tarikatının vitrin ismi olan Tom Cruise.

***

Ters Okunan İlahiler ve Satanik Mühür…

Ayin sahnesinde çalan o tüyler ürpertici müzik, aslında bir Ortodoks ilahisidir. Ancak Kubrick, müziği tersten oynatmıştır. Biliyorsunuz; satanist ritüellerde her şey tersten yapılır. Tanrı’ya ve O’nun nizamına meydan okumak için duaları tersten okurlar. Kubrick o sahneyle bize şunu dedi:

“Bu elitler sadece sapık değil, aynı zamanda ruhani bir kötülüğe, bir iblis nizamına hizmet ediyorlar.” Mekândaki Venedik maskeleri soyluların “günah işlerken tanınmama” arzusunu, arka plandaki baykuş figürleri ise küresel elitlerin gizli kulübü Bohemian Grove’u temsil ediyordu.

***

“Kur’an” Seslenişi ve 114 Sırrı…

Filmin en can alıcı yeri, yazar Cemre Demirel’in de dikkat çektiği o “imza” kısmıdır. Filmde 20 saniye içinde tam beş kez “Amanda Curran” ismi geçer. Özellikle “Cur-ran” hecelenir. Okuyun bakalım: Kur-ran! (Kur’an) Yetmez; Curran’ın yattığı oda, C koridorunun 114 numaralı odasıdır. C Room 114. Kuran-ı Kerim’de 114 sure vardır. Kubrick, bu satanik ve Siyonist seçkinlerin dünyasını ifşa ederken, elinde hangi “orijinal” kutsal kitabı tuttuğunu, hangi hakikate yaslandığını fısıldıyor gibidir. “Sevgili Kur’an öldü mü?” sorusunu sorarken tüm insanlığı uyandıran bir alarm kurar. İnsanî, o yüzden Muhammedî bir idrake ihtiyaç duyan kalpleri, bu karanlıklar prenslerine karşı uyarmak ister…

***

Yastıktaki Maske: “Seni Görüyoruz…”

Dr. Bill, köle kadınlarla rezaletler yaşanıp bittiğinde, yani her şeyin bittiğini sandığında evindeki yastığının üzerinde, o gece köşkte bıraktığı maskesini bulur. Bu, sistemin en büyük tehdididir: “Kaçamazsın, bir kere çemberin içine girdin ve artık bizimlesin. Seni her yerde izliyoruz.”

Epstein davasında “intihar ettirilen” sanıklar, susturulan kurbanlar işte bu “yastıktaki maske” gerçeğinde yaşamaktadırlar.

***

Kubrick, filmin genelinde sarı ışık kullanırken, tecavüzcü elitlerin dünyasında buz mavisi bir ışık tercih eder. Bu, cehennemî kötülüğün başladığı yerdir.

Filmin finali bir oyuncakçı dükkânında biter. Burada senaryonun ilk hâline, küçük çocukların alınıp satılmasına ve pedofiliye gönderme vardır. Alice (Nicole Kidman), Bill’e her şeyi unutmayı ve “sevişmeyi” (o meşhur küfürle) teklif eder. Bu, sistemin insanlığa sunduğu afyondur: “Gözünü kapat ve keyfine bak!” Arkada çocuklar neşeyle koştururken, ebeveynleri kendi kışkırtılmış hazlarının peşindedir. Oysa çocuklar, sistemin bir sonraki “Epstein Adası” kurbanlarıdırlar.

***

Epstein Adası’nda yaşananlar ile Siyonistlerin Gazze’de yürüttüğü sistematik soykırım aynı kaynaktan, aynı iblis zihniyetten besleniyor. Küresel hegemonların sıradan insana bakışları başından beri bu: Avlanılacak bir meta, cinsel bir köle…

Kubrick bize “Gözleri Tamamen Kapalı” bir dünyada yaşadığımızı söyledi ve gitti. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Tekno-Kapitalizm denen şeyin maskeleri birer birer düşüyor. O “dokunulmaz” denilen vampirlerin yaşadığı şatolar sarsılıyor.

***

İnsani olan ne varsa hepsine düşmanlık besleyenin kim olduğunu bilmek…

Gözünü açmak…

Bazen canımızı yaksa da bize kendi mâneviyatımızın ne denli kıymetli olduğunu hatırlatacak tek şey…

MERAKLISINA:

NasReddin romanımın ilk yarısında bu çürümenin 90’lar İstanbul’undaki yansımalarını anlattım.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img