Hayvan Çiftliği hiç yaşlanmıyor – İLKER GEZİCİ

spot_img


Son yıllarda Hollywood’un en sevdiği şey nostalji. Eski kahramanlar geri dönüyor, unutulmaz filmler yeniden çevriliyor, klasik romanlar bir kez daha beyazperdeye taşınıyor. Fakat bazı eserler var ki yeniden çekilmelerinin nedeni nostalji değil. Çünkü onlar hiçbir zaman eskimiyor.

George Orwell’in Hayvan Çiftliği de onlardan biri. 1945’te yazılmış olmasına rağmen bugün hâlâ güncel kalabilen ender romanlardan söz ediyoruz. Üstelik bunu kalın ciltlerle, uzun siyasi tartışmalarla değil; konuşan hayvanlar üzerinden anlatılan yüz sayfalık bir masalla başarıyor. Belki de bu yüzden Andy Serkis’in yeni animasyon uyarlaması, yalnızca eski bir klasiğin yeniden sinemaya taşınması değil, yaşadığımız çağa yeniden tutulmuş bir ayna gibi görünüyor. İlk bakışta ilginç bir tercih bu.

Animasyon… Çünkü “çizgi film” denildiğinde zihnimizde eğlence çağrışımı oluşuyor. Hayvan Çiftliği ise insanın içini rahatlatan değil, tam tersine huzursuz eden bir hikâye. Sonra düşününce Serkis’in tercihi giderek daha anlamlı geliyor. Orwell’in kurduğu dünya zaten gerçekçilikten çok simgeler üzerine kuruluydu. Konuşan domuzlar, slogan ezberleyen koyunlar, sorgulamadan çalışan atlar… Bunlar gerçek hayvanlar değil; insanlığın en eski zaaflarının sembolleri.

Orwell insanları değil, hayvanları konuşturmayı özellikle seçmişti. Çünkü insanlar taraf tutar, hayvanlar ise evrenselleştirir.

KİTAP SAVAŞ SÜRERKEN TAMAMLANDI

Napoleon artık yalnızca bir domuz değildir; iktidarın kendisidir. Snowball, devrimin idealist yüzüdür. Boxer, sorgulamadan çalışan emekçidir. Benjamin ise her şeyi gören ama hiçbir şeyi değiştiremeyen aydındır. Çiftlik de aslında dünyanın herhangi bir ülkesi olabilir. Belki de romanın seksen yıldır eskimemesinin sırrı tam burada yatıyor.

İlginçtir, bugün dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri kabul edilen romanın yayımlanması bile kolay olmadı. Orwell kitabı, II. Dünya Savaşı sürerken tamamladı. Ancak İngiltere ile Sovyetler Birliği müttefikti ve Stalin’i eleştiren böylesine açık bir alegoriyi yayımlamaya yayınevleri cesaret edemedi. Romanı reddedenlerden biri de Nobel ödüllü şair T. S. Eliot’un editörlüğünü yaptığı Faber & Faber’di. Bugün dönüp bakınca bu karar, yayıncılık tarihinin en büyük yanılgılarından biri olarak görülüyor.

İşin ironisi ise burada bitmiyor. Romanın 1954 tarihli ilk animasyon uyarlamasının yıllar sonra CIA tarafından gizlice finanse edildiği ortaya çıktı. Dahası, Orwell’in romanındaki final değiştirilmişti. Yani iktidarın propagandasını eleştiren bir eser, başka bir iktidarın propaganda aracına dönüşmüştü. Bundan daha Orwellvari bir durum olabilir mi?

Aslında Hayvan Çiftliği yıllardır yanlış okunan kitaplardan biri… Çoğu kişi onu yalnızca komünizm karşıtı bir roman olarak görüyor. Oysa Orwell kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlıyordu. Eleştirdiği şey bir ideoloji değildi; gücün kimde olursa olsun yozlaştırıcı etkisiydi. Devrimlerin nasıl zamanla kendi çocuklarını yiyebildiğini anlatıyordu. Bu yüzden roman sadece Sovyetler Birliği’ni değil, iktidarın olduğu her yeri anlatıyor.

ORWELL İNSAN DOĞASINI ANLATIYOR

Belki de bu nedenle Orwell’in en meşhur cümlesi hâlâ güncelliğini koruyor. “Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar daha eşittir.”

Aradan seksen yıl geçti. Dünya değişti. Duvarlar yıkıldı. Yeni liderler geldi, eskileri gitti. Gazeteler kapandı, sosyal medya doğdu, yapay zekâ hayatımıza girdi. Ama bu cümle eskimedi. Çünkü Orwell geleceği tahmin etmiyordu. İnsan doğasını anlatıyordu.

Andy Serkis’e gelince…

Bu proje için daha doğru bir yönetmen düşünmek zor. Kariyerinin önemli bölümünü insan olmayan karakterleri “insanlaştırarak” geçirdi. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gollum, Maymunlar Cehennemi’ndeki Caesar, King Kong… Hepsinde seyirciyi dijital karakterlerin duygularına inandırmayı başardı. Şimdi ise belki de kariyerinin en ilginç ters köşesini yapıyor. Bu kez hayvanları kullanarak insanları anlatacak.

Üstelik güçlü seslendirme kadrosu da bu dünyanın inandırıcılığını artırıyor. Seth Rogen, Woody Harrelson, Glenn Close, Kieran Culkin, Kathleen Turner ve Andy Serkis’in sesleri, Orwell’in unutulmaz karakterlerine yeniden hayat veriyor.

Orwell’in adı bugün çoğu zaman 1984 ile birlikte anılıyor. Oysa bana göre Hayvan Çiftliği daha sarsıcı bir metin. Çünkü 1984 baskının nasıl işlediğini anlatırken, Hayvan Çiftliği baskının nasıl üretildiğini gösteriyor. Üstelik bunu yüz sayfaya sığdırıyor. Belki de bu yüzden roman, siyaset bilimi derslerinden lise müfredatlarına kadar dünyanın dört bir yanında okunmaya devam ediyor.

Andy Serkis’in filmi elbette iyi ya da kötü olabilir. Ama bu, Hayvan Çiftliğinin önemini değiştirmeyecek. Çünkü büyük klasikler, uyarlamalar sayesinde yaşamaz. Uyarlamalar, büyük klasikler sayesinde anlam kazanır.

Orwell romanını bitirdiğinde takvimler 1945’i gösteriyordu. Bugün 2026’dayız. Aradan seksen yıl geçti. Teknoloji değişti, siyaset değişti, iletişim biçimleri değişti. Ama insanlar hâlâ aynı soruyu kendilerine sormak zorunda kalıyor:

Gücü ele geçirince gerçekten değişiyor muyuz, yoksa sadece taraf mı değiştiriyoruz? Belki de Hayvan Çiftliği’nin hiç yaşlanmamasının nedeni budur.

VİZYONDA ÖNE ÇIKANLAR

Animasyon tutkunlarının ve çocukların ilgisini çekecek yerli animasyon Keloğlan ve Hayvan Dostları, Balkabağı Festivali sırasında gökyüzünden düşen sıra dışı bir ışığa tanık olan Keloğlan’ın Hayvanlar Şatosu sakinleri Tombik Tekir ve Civciv ile birlikte yolunu kaybetmiş gökyüzü sakini Yıldız Çocuk’u keşfetmesini anlatıyor.

Renny Harlin’in yönettiği Ziyaretçiler: Hesaplaşma (The Strangers: Chapter 3), serinin üçüncü ve final filminde Maya’nın, onu hayatının kabusuna sürükleyen maskeli katillerle son kez yüzleşmesini anlatıyor.

Hanna Bergholm’un imzasını taşıyan Karanlıktan Gelen (Nightborn), kusursuz bir aile kurma hayaliyle Finlandiya ormanlarının derinliklerindeki ıssız eve taşınan Saga ve İngiliz eşi Jon’un, bebekleri doğar doğmaz oğlunda korkunç bir terslik olduğunu hisseden Saga’nın yaşadıklarını konu alıyor.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img