İnsanlar neden şöhret olmak istiyor?

spot_img


Vassar College Psikoloji Bölümü’nden Dara Greenwood, Ouachita Baptist Üniversitesi’nden Christopher Long ve Michigan Üniversitesi’nden Sonya Dal Cin, insanın şöhret arzusunun altında yatan sebepleri merak ettiler. Bulgularını 2013 yılında Personality and Individual Differences dergisinde yayımladılar.

Araştırmaya 371 kişi katıldı. Katılımcılara önce şöhretin hangi yönünü çekici buldukları soruldu. Cevaplar üç ayrı başlıkta toplandı: görünürlük, yani tanınmak ve fark edilmek; statü, yani saygı duyulması ve ayrıcalıklı olmak; fayda, yani kazanılan ilgiyi iyi bir amaç için kullanabilmek. Ardından ne sıklıkla ünlü olmayı hayal ettikleri ve bunu ne kadar mümkün gördükleri ölçüldü.

Sonuç netti. Ait olma ihtiyacı yüksek olan kişiler şöhretin üç yüzünü de daha çekici buldu ve ünlü olmayı daha sık hayal etti. Yaş ve cinsiyet farkları hesaba katıldığında bile bu bağ ayakta kaldı.

Ama araştırmanın asıl can alıcı kısmı başka bir ölçümde saklıydı. Ekip, katılımcıların hâlihazırdaki ilişkilerinden ne kadar doyum aldığını da ölçtü. Kendini çevresine gerçekten bağlı hisseden insanlarda görünürlük ve statü arzusunda hiçbir artış görülmedi. Onlarda yükselen tek şey, şöhretin faydalı yüzüydü.

İki cümleye sığdıralım: Bağı olan insan anlatacağı bir şey olduğu için görünmek istiyor. Bağı olmayan insan görünmek için görünmek istiyor.

HIRS DEĞİL AÇLIK

Demek ki şöhret arzusu, çoğu zaman bir hırsın değil, bir açlığın adı. İnsan alkışa değil, alkışın taşıdığı sessiz vaade koşuyor: “Kabul edildin. Artık dışarıda kalmayacaksın.” Bu, ünlü olmak isteyen herkesin yalnız olduğu anlamına gelmez. İnsanın yaptığı işin karşılık bulmasını istemesi kadar tabii bir şey yok. Ama şu soruyu sormaya değer:

Bu hayal size en çok ne zaman uğruyor? Genellikle hayatın en dolu anlarında değil, en boş anlarında uğruyorsa, o hayal bir hedef değil, bir belirti olabilir.

EKRANDA BEĞENİ SAYIYORUZ

Gece geç saatte bir paylaşım yapıp telefonu elinden bırakamayan birini düşünün. Beş dakikada bir ekranı açar. Beğeni sayısına bakar. Sayı beklediğinin altında kalırsa içine bir burukluk çöker. O burukluk fotoğrafla ilgili değildir. O burukluk, “yeterince istenmiyor muyum?” sorusunun ta kendisidir. Ertesi gün daha iyi bir kare paylaşır, daha çok beğeni alır, burukluk birkaç saatliğine diner. Sonra geri gelir. Çünkü ilaç doğru yerden alınmamıştır.

ÖNCE KENDİNİZE ‘BEN NEY’İM DİYE SORUN

Mevlânâ, Mesnevi’ye bir şikâyetle başlar. Ney’i dinleyin der, ayrılıklardan şikâyet ediyor. Ney kamışlıktan koparılmıştır. Nağmesi güzeldir, herkes onu dinler, meclisler onunla şenlenir. Ama o nağme bir hasretin nağmesidir. Ney ne kadar çok dinlenirse dinlensin, kamışlığına dönmedikçe o feryat dinmez.

Ekranın karşısında beğeni sayan insanın hâli tam da budur. Dinleniyordur. Kalabalık ona kulak veriyordur. Ama koparıldığı yere dönmemiştir.

Kitabımın adını bu yüzden “Ben Ney’im” koydum. İnsanın asıl derdi duyulmak değil; döneceği yeri bulmaktır. Duyulmak, o yeri bulamayanın teselli ikramiyesidir.

Bu, “sosyal medyayı bırakın, görünmekten vazgeçin” demek değil. Görünmek istemek sığlık değildir; insanın en eski ihtiyaçlarından biridir. Mesele görünmek istemekte değil, görünürlüğü bağ zannetmekte. Çünkü bağ karşılıklıdır, görünürlük tek yönlü. Sizi izleyen bin kişi, sizi tanıyan bir kişinin yerini tutmaz.

PEKİ BU DURUMU NASIL ÇÖZÜME KAVUŞTURURUZ?

1- Hayalin ne zaman geldiğine bakın. Bir sonraki sefer içinizden “keşke adım daha çok yerde geçse” diye geçirdiğinizde durun ve o anı üç parçaya ayırın. Durum neydi? O duruma verdiğiniz anlam neydi? Tepkiniz ne oldu? Çoğu zaman durum küçüktür: cevapsız bir mesaj, kalabalık bir masada söz alamamak. Anlam ise devasadır: “Ben burada yokum.” Tepki de büyür: daha çok paylaşım, daha çok performans. Zinciri gördüğünüz an, halka gevşer. (DAT sistemi)

2- Genişlemek yerine derinleşin. Bin kişiye ulaşmayı denemeden önce, bir kişiye ulaşın. Bu hafta içinizden geçen o cümleyi gerçekten söyleyebileceğiniz bir insanı arayın. Ait olma ihtiyacı yüzeyde çoğaltmayla değil, derinde tek bir sahici bağla doyar.

3- Görünürlüğü bir amaca bağlayın. Araştırmanın bize verdiği en güzel ipucu bu: Bağı sağlam insanlar şöhreti bir amaç için istiyordu. “Görülmek istiyorum” cümlesini “şunun görülmesini istiyorum” diye çevirin. Kendinizi merkezden çıkarıp işi merkeze koyduğunuzda, kaygı yerini emeğe bırakır.

4- Siz önce birini görün. Görülmenin en kestirme yolu, birini görmektir. Bugün fark edilmeyi beklediğiniz enerjiyi, fark etmeye harcayın. Birinin emeğini adıyla anın. Kabul görmenin doğası ilginçtir: verdiğiniz kadar dolarsınız.

İnsan alkış istemez.

İnsan, alkışın verdiği o kısacık “kabul edildin” hissini ister.

İnsan tanınmak istemez.

İnsan, bir kişi tarafından gerçekten bilinmek ister.

Bu kadar insan şöhret olmak istiyorsa, mesele şöhret değildir.

Mesele, kalabalığın alkışı değil; bir kişinin dönüp “iyi ki varsın” demesidir.

Çünkü insan, görüldüğü yerde değil; anlaşıldığı yerde huzur bulur.


Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img