Dünya ekonomisi 2020’den bu yana, ‘Kovid-19’un ve Ukrayna Savaşı’nın ana ve artçı şoklarıyla, jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ilerliyor. ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü ‘Destansı Öfke’ operasyonunun ana ve artçı şokları ise farklı bir aşamaya işaret ediyor. İran’a karşı yürütülen askeri ve stratejik baskı hattı, artık salt bir güvenlik meselesi olmaktan çıkmış durumda.
Yaşananlar, ticaret yolları ve tedarik zincirlerinin kontrolü için, süper güç ve orta güç devletler arasında giderek tırmanan rekabeti temsil eden ‘Jeoekonomi Çağı’nın ilk büyük koridor savaşı olmakta. Başka bir ifadeyle dünya, 2. Merkantilizm döneminin ilk jeoekonomik mücadelesine tanıklık ediyor.
Bundan 500 yıl önce, ilk merkantilizm çağında devletler ticaret yollarını kontrol etmek için donanmalar kurup, limanları ve boğazları ele geçirmek için vahşi bir mücadele ortaya koydular. Aradan geçen beş asıra rağmen, bugün de amaç değişmiş değil. Sadece araçlar farklı: enerji hatları, lojistik merkezleri, demiryolu, havayolu ağları ve dijital ticaret platformları.
ABD-İsrail ikilisinin İran’a yönelik baskısı, Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş ticaret kuşağını doğrudan etkilemekte. Bu gerilim enerji akışını, deniz taşımacılığını ve lojistik ağlarını yeniden şekillendirme potansiyeline sahip.
İşte, tam da bu nedenle Hindistan Başbakanı Modi’nin İsrail’e yaptığı son ziyaret dikkat çekiciydi. Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nu (IMEC) yeniden canlandırmak için yoğun bir temas trafiği başlamıştı. Bugün ise, bölgede yükselen askeri tansiyon ve belirsizlik daha doğmadan bu projeyi tartışmalı hale getirdi. Çünkü koridorun güvenliği İsrail’den Körfez’e uzanan hattın istikrarına bağlı(ydı).
ABD’nin krizi uzatabilecek bir strateji izlemesi ise, Körfez ülkeleri açısından ciddi bir ekonomik risk oluşturuyor. Körfez ekonomilerinin en büyük müşterisi Avrupa’dan çok, uzunca bir süredir Asya. Çin, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri Körfez’in enerji ve petrokimya ihracatının ana alıcıları konumunda. Bu nedenle, Körfez’de güvenlik riskinin kalıcı hale gelmesi, Asya ticaretinin alternatif hatlara yönelmesine yol açabilir.
Bu nedenle, önümüzdeki beş yılda kara, deniz ve hava ticaret koridorları arasındaki rekabet de ciddi boyutlara ulaşacak. Çin’in Kuşak ve Yol girişimi, Rusya’nın Kuzey-Güney Hattı ve Orta Asya üzerinden ilerleyerek Türkiye‘ye uzanan Orta Koridor bu yeni jeoekonomik mücadelenin başlıca stratejik koridorları olabilir.
Türkiye, son 5 yılda tırmanan jeopolitik ve jeoekonomik risklere bağlı olarak yeniden şekillenen küresel ve bölgesel denklemde dikkat çekici bir fırsat yakalamış olabilir. Avrupa ile Asya arasındaki üretim ve lojistik zincirlerinin yeniden yapılanması Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısını stratejik bir avantaja dönüştürebilir.
Petrokimya, metalürji, otomotiv yedek parçaları ve plastik ürünler gibi alanların yanı sıra batarya teknolojileri, savunma sanayi bileşenleri, enerji ekipmanları, demiryolu ve lojistik teknolojileri, yarı iletken destekli elektronik üretimi ve yeşil hidrojen ekipmanları gibi sektörlerde atılacak stratejik yatırım hamleleri Türkiye’yi bölgesel ve küresel bir üretim ve tedarik merkezine dönüştürebilir.
Bugün, tüm dünyanın şahit olduğu Orta Doğu’daki askeri gerilim, hızla bölgesel bir kriz olmaktan çıkmıştır. Bu süreç, küresel ticaret yollarının yeniden çizildiği bir dönemin başlangıcını temsil etmekte. Jeoekonomi Çağında savaşlar artık sadece cephelerde değil; yeni nesil organize sanayi ve özel ihtisas bölgelerinde, demiryollarına, limanlarda ve lojistik merkezlerinde kazanılacak. Ve, yeni nesil tedarik ve lojistik koridorlarını yöneten kadar; esas bu avantajı doğru konumlandırılmış bir üretim kapasitesi ile birleştirebilen ülkeler öne çıkacak. Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun ‘Milli Sanayi Hamlesi’ de bunu gerektiriyor.


















