Her nedense, 25 Mart 2029 yerel seçimlerine daha üç koca yıl kalmasına karşın, Eskişehir’de aday adayı yarışı erken başladı. Siyasi partilerin içindeki isimler şimdiden belediye başkan adayı olabilmek için kolları sıvamış durumdalar. Bunun dışında siyasetin içinde olmayan ama Eskişehirliler tarafından sevilen bazı isimler de belediye başkanlığı için telaffuz ediliyor.
Kuşkusuz bu isimlerin başında Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş var. Kesikbaş’ın adı geçtiğimiz seçimlerde de Büyükşehir Belediye Başkanlığı için geçmişti. Ancak Yılmaz Büyükerşen’in Ayşe Ünlüce yanında taraf olması, ayrıca İYİ Partili Nebi Hatipoğlu’nun AK Parti’ye geçmesi dengeleri değiştirdi.
“Dengeler değişti” diyoruz ancak Eskişehir’de siyasetin dengeye oturduğunu da söyleyemeyiz. Dolayısıyla Celalettin Kesikbaş adı CHP ile aynı cümle içinde yer alabiliyor. Tabii 2029’a çok uzun bir zaman olduğunu, köprünün altından çok suların akacağını da unutmayalım.
Ancak sağlam bir Atatürkçü ve ODTÜ mezunu olan Kesikbaş’ı yanına çeken partinin, altın bulmuş gibi sevineceği ortada.
Tabii her şeyden önce bir genel seçim atlatacağımızı da unutmayalım. Hele bir genel seçimler atlatılsın, bu seçimler biter bitmez, belediye başkanlığı adaylığı için kızılca kıyametin kopacağını tahmin edebiliriz.
Vatandaş eti unuttu
TÜİK raporlarına göre 2024 yılında Türkiye’de 2 milyon 105 bin 895 ton olan kırmızı et üretilirken, 2025 yılında 1 milyon 313 bin 7 ton kırmızı et üretilmiş. Yani yüzde 10,5 gibi ciddi bir kayıp yaşamışız.
Normalde kendisini “Asrın hükûmeti” diye tanıtan AK Parti iktidarının kırmızı et üretimini yıldan yıla artırıyor olmakla övünmesi lazımdı. Ancak gerçek bunun tam tersi, yıldan yıla kırmızı et üretimimiz düşüyor. Hem de yüzde 10,5 gibi büyük rakamlarla düşüyor. Buna “Kırmızı et sektörü çöküyor” desek abartmış olmayız.
Şimdiki gençler bilmez, eski ve Güçlü Türkiye döneminde ülkemiz milyonlarca ton kırmızı et üretir, vatandaşın sofrasından et eksik olmaz, fazladan ürettiğimiz kırmızı eti ise, elimizi öpen Avrupa ülkesine satardık. Şimdi Uruguay’dan, Sırbistan’dan veya Macaristan’dan et satın almak zorunda kalıyoruz.
Bugün vatandaşın evine ayda bir kilo et giremiyorsa, oradaki hükûmet başarısızdır. Gerisi boş laftan ibaret…
Asıl maskot Barış Yarkadaş
Gazeteci olduğunu ileri süren ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Has Odabaşı” olarak tanımlanan Barış Yarkadaş, CHP Odunpazarı İlçe Başkanlığının yeni üyelere dağıttığı ve üzerinde Ekrem İmamoğlu’nun resminin bulunduğu anahtarlıkları diline doladı.
Kılıçdaroğlu’na yağcılık yaparak, iki dönem milletvekili olmayı da başaran Barış Yarkadaş, anahtarlıktaki Ekrem İmamoğlu resmini “Maskot” olarak nitelendirdi.
Öncelikle Sayın Yarkadaş maskot nedir tam olarak bilmiyor. Maskot dediğiniz şey, bir topluluğu simgelemek için kullanılan animasyon karakteridir. Bu açıdan bakacak olursak, kendisi de bir karikatür karakterine çok benzeyen Barış Yarkadaş, Kılıçdaroğlu ekibinin maskotu olmaya daha yakın bir isim.
Yarkadaş’ın Ekrem İmamoğlu’ndan neden nefret ettiğini bilmiyorum. Muhtemelen kendisi gibi kerameti kendinden menkul kişilerin CHP’nin Politbürosu’ndan atılmış olmasından dolayı Özgür Özel yönetimini suçluyor olabilir. Biz bu meselelere girecek değiliz. Ancak hapishaneye atılan Ekrem İmamoğlu’ndan bu kadar nefret ediyorsa, meseleyi politik bir çekişme olarak nitelendiremeyiz. Sayın Barış Yarkadaş’a en kısa sürede tıbbi yardım alma tavsiyesi vermekle yetiniyoruz.
Tıp çok ilerledi. Eminiz Barış Yarkadaş’ın da ruh sağlığını düzeltecek bir tedavi icat olunmuştur.
Bu millet sizi affetmeyecek
Bazen nasıl bir ülkede yaşadığımıza bakıyorum da, aklımı yitirecek gibi oluyorum. Şimdi ortada Türk Devletini yıkmak isteyen, bunun için 20 yıl boyunca memleketi kana boyayan bebek katili bir terörist var.
Bu teröristin Amerika – İsrail gibi emperyalist kuvvetler tarafından bizzat kullanıldığını ise bilmeyen yok. Ancak “Kendimiz için bir şey istiyorsak namerdiz” diyen bir takım politikacılar, şimdi bu İslam düşmanı Apo pisliğine methiyeler düzüyor.
Hatta bu katili barış elçisi ve barış koordinatörü olarak ilan etmekten geri kalmıyorlar.
Türk Milleti, kendi koltuğunu kaybetmemek için, son bir çare olarak İmralı canisinden medet umanları asla unutmayacaktır. Asla da affetmeyecektir.
Şu fotoğrafı Meral Akşener çektirseydi
İstanbul’da bu hafta düzenlenen Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı’nda (SAHA 2026) tanıtılan kıtalararası balistik füze özelliği taşıyan “Yıldırımhan” Türkiye’nin savunma sanayisinde en dikkat çeken adımlarından biri oldu.
Söz konusu füzenin teknik özelliklerinden bahsedecek değilim. Ancak çift kademeli olan ve saatte 30 bin kilometre gibi bir hıza erişen bu füzenin, Türkiye’nin uzay çalışmalarına ivme kazandıracağını tahmin ediyorum. Henüz üretilmemiş bu füzenin en kısa zamanda test uçuşlarını göreceğimize de eminim.
Bu arada SAHA’yı ziyaret eden isimlerden biri olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Yıldırımhan füzesinin maketiyle bir hatıra fotoğrafı çektirdi. Eskiden CHP’liler savunma sanayinde atılan güzel adımları ya görmezden geliyor yada karalamaya çalışıyorlardı. Sayın Özgür
Özel’in bu tutumunu ayakta alkışlıyorum. Umarın diğer CHP’liler de kendi genel başkanlarını örnek alırlar.
Şimdi şeytanın avukatlığını yapalım ve CHP’li dostlarımıza şu soruyu soralım; “Ya bu fotoğrafı Meral Akşener veya Müsavat Dervişoğlu çektirseydi, siz CHP’lilerin tepkisi ne olurdu?”
Soru çok açık ve dolambaçlı cevaplar vermeye kapalı.
Acaba siz CHP’liler böyle bir durumda, “İşte İYİ Parti Saray’a yanaşıyor. Zaten sağcıların duruşu olmaz, fiyatı olur” mu diyecektiniz? Yoksa “Ülkenin ilerlemesi yolunda her adım desteklenmelidir” mi diyecektiniz?
Bu sorunun cevabını bana değil, kendi vicdanınıza vermeniz gerekiyor…
Tarihte bu hafta
Denizler İdam Edildi
Bundan tam 54 yıl önce 6 Mayıs 1972’de- Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi. Söz konusu idam cezalarının infaz edilmesinin siyasi etkilerini hâlen yaşıyoruz.
Kamuoyunda genel olarak “Denizler” olarak adlandırılan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan kimdi? Bunlar hangi suçlardan hüküm giydi ve neden idam edildi sorusunu, siyasi polemiklere girmeden cevaplamak çok güç. Ancak biz kısaca konuyu ele alalım.
Öncelikle “Denizler”i yalnızca toplumsal adaletsizliklere karşı çıkan ve sosyalizm propagandası yapan bir grup genç olarak düşünmemek lazım. “Denizler”i anlamak için 1960’lı yılların soğuk savaş ortamını çok iyi bilmek lazım. O yıllarda Türkiye’de sosyalizmi propagandası yapmak yasaktı ve olası bir Sovyet işgaline sırasında, sosyalist kesimlerin düşmanla işbirliği yapabileceği endişesi vardı. Bu yüzden Türkiye’de sol görüşlü insanlara baskı yapıldı. Her bir sosyalistin, Sovyetler birliği hesabına çalışan gizli ajanlar olabileceği endişesi toplumsal baskıyı artırdı. Bu yüzden de sosyalist gençler mücadelelerini yeraltına çekmek zorunda kaldılar. Ki bu durum, toplumsal huzursuzluğun da artmasına neden oldu.
Netice itibarıyla Denizler illegal örgütler kurdular ve 1 Ocak 1971 Ankara, Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu gibi asla kabul edilmeyecek suçlar da işlediler.
Ancak bu suçlar eskilerin değimiyle “İdama mucip” suçlar değildi. Netice itibarıyla “Denizler” hapse atılacak suçlar işlediler. Ancak asılarak idam edilmeleri, Türk tarihinde ayrı bir utanç kaynağıdır.
Haftanın Sözü
Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak,
Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak…
Mehmet Akif Ersoy

















