Kupalar vitrine konulur, borçlar ise bilançoda kalır

spot_img


Transfer dönemi, Türk futbolunda artık yalnızca sportif bir planlama süreci değil!. Kulüplerin omuzlarında taşıdığı ağır bir kambura dönüşmüş durumda. Transfer yaparsanız eleştiriliyorsunuz, yapmazsanız yine eleştiriliyorsunuz. Bir oyuncu alınır, “Neden bu futbolcu?” denir; alınmazsa “Yönetim neyi bekliyor?” sorusu sorulur. Bugün transfer, sportif ihtiyaçtan çok bir prestij ve rekabet alanına dönüşebiliyor. “Sen şu oyuncuyu aldın, ben bunu alıyorum” anlayışı, kulüplerin gerçek ihtiyaçlarının önüne geçti. Bu baskının en önemli kaynaklarından biri de sosyal medya!. Taraftarın beklentisi anlık, futbolun planlama süreci ise sabır gerektiriyor. Bir futbolcu bir maçla yıldız, bir başka maçla yetersiz ilan edilebiliyor. Yöneticiler ve teknik adamlar da aynı hızla değerlendiriliyor. YouTube ve diğer dijital platformlar da bu tartışmayı daha da büyütüyor. İzlenme ve etkileşim kaygısı, zaman zaman sağlıklı analizlerin önüne geçebiliyor.

G.Saray örneği bu açıdan oldukça çarpıcı aslında!. Dört yıldır şampiyon olan bir takımın, zaman zaman sanki yıllardır şampiyonluk özlemi çekiyormuş gibi değerlendirilmesi, beklentilerin ne kadar yükseldiğini gösteriyor. Dursun Özbek‘ten futbolculara kadar herkes yoğun eleştirinin hedefi olabiliyor!. Başkan linç ediliyor! Beşiktaş’ın transfer döneminin en iddialı takımlarından biri olarak başladığı süreçte bugün daha farklı değerlendirilmesi, Trabzonspor’un beklentilerin üzerine çıkması, Fenerbahçe’nin daha memnun bir görüntü vermesi de transfer piyasasının ne kadar hızlı değişen bir algı alanı olduğunu gösteriyor. Fakat bütün bu tartışmaların üzerinde çok daha önemli bir mesele var: Finansal sürdürülebilirlik. Türkiye’de kulüplerin gelirleri Avrupa’nın gerisinde. Buna rağmen transfer harcamalarında oldukça iddialı rakamlar ortaya çıkabiliyor. Basit bir finansal denklem var: Geliriniz rakiplerinizden düşükse ama transfer maliyetiniz yüksekse, aradaki farkı nasıl finanse ettiğiniz önem kazanır. Borçlanma, sermaye desteği veya gelecekteki gelirlerin kullanılması kısa vadede rekabet gücü sağlayabilir. Ancak sürekli olarak gelirlerin üzerinde harcama yapmak uzun vadede sağlıklı bir yapı oluşturmaz. Asıl paradoks da burada. Gelir açısından Avrupa’nın gerisindeyiz, transfer harcamalarında ise Avrupa ile yarışıyoruz. Üstelik bu yapının sürdürülebilirliğini yeterince tartışan kulüp sayısı da çok az. Oysa transferin amacı rakibin yaptığı transferi dengelemek değil, kendi takımınızın eksiklerini gidermektir. Eksikler belliyse doğru oyuncuya, doğru maliyetle ulaşmak gerekir. Gereksiz transfer yapmak kadar, ihtiyaç açıkça ortadayken beklemek de hatadır. Bu nedenle transfer döneminde hem sabıra hem de planlamaya ihtiyaç var. Önemli olan en fazla parayı harcamak değil, kaynağı en doğru şekilde kullanmak. Bu sezon yine dört favorili bir yarış izleyeceğiz. Ancak şampiyonluk yarışının yanında başka bir yarış daha var: Finansal aklı koruyabilme yarışı. Çünkü kupalar vitrine konulur. Borçlar ise bilançoda kalır.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img