Geçtiğimiz şubat ayında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Malezya‘ya bir ziyaret gerçekleştirmişti. Söz konusu ziyaretin o dönemde ağırlık noktasını savunma sektörüne yönelik işbirlikleri oluşturmuştu. Ayrıca söz konusu ziyarette; Türkiye’nin 2019 yılında başlattığı, “Yeniden Asya Girişimi” çerçevesinde, Malezya başta olmak üzere, bölgenin barındırdığı geniş işbirliği potansiyelini hayata geçirecek yeni hedefler belirlenmişti. Bu ziyaretin bir karşılığı olarak, Malezya Başbakanı Enver İbrahim bir önceki gün Türkiye’ye geldi. Türkiye-Malezya Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı’nın ilki gerçekleştirildi. Enver İbrahim’e Cumhuriyet Nişanı tevcih edildi. İki ülke arasında yedi farklı alanda mutabakat zaptı imzalandı. Malezya Başbakanı diğer programlarının yanında SETA‘nın düzenlediği “Güç Kayması: Malezya ve Türkiye için Stratejik Tercihler” başlıklı konferansta konuştu.
Enver İbrahim yaptığı konuşmada, bugünün dünyasında güç temerküzünün, ekonomik büyüklük ve askeri kapasitenin yanında, diplomatik çeviklik, teknoloji kapasitesi, tedarik zinciri konumlanması ve iç istikrar ile birlikte nasıl şekillendiğini kendi bakış açısından izah etti. Enver İbrahim entelektüel kapasitesi yüksek olan bir lider. Konuşmasında dünyanın içinden geçtiği bu krizli dönemi analiz ederken, “karmaşık ve belirsiz dünyada ülkelerin yolunu bulmak için bilgeliğe de ihtiyaç duyduğuna” özellikle vurgu yaptı.
Türkiye’nin izlediği dış politikanın kendi bakış açısından bu çerçeveye uyduğunu örneklerle açıkladı. “Riyakârlığın, cesaretsizliğin ve vicdansızlığın hüküm sürdüğü bir çağda Türkiye’nin gerçekleri söyleme cesaretini gösteren bir ses olduğunun” altını çizdi. “İsrail rejiminin Gazze halkına uyguladığı zulmü, soykırımı kayıtsız şartsız kınadınız ama aynı zamanda müzakereyi sürdürmek için gereken yeteneğe ve diplomatik beceriye de sahipsiniz” dedi. Malezya Başbakanı, Türkiye’nin “ahlaki söylem ile arabuluculuğa açık”, “blok disiplinine hapsolmayan” ve “stratejik otonomi” üzerinden yürüyen dış politikasını bir anlamda kendisine de model aldığını ve büyük güç rekabetinde ülkesini de bu bakış açısı ile konumlandırdığını somut olarak izah etti. Şu vurguları bu bağlamda önemliydi: “Biz de Asya‘nın güneyinde, Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasında artan gerilimin tam merkezinde, çok yakınında bulunuyoruz. Denizlerimiz, Güney Çin Denizi olarak adlandırılan bölgeyle çevrili. Ancak tekrar söylemek isterim ki, bizler akıllıca hareket edecek kadar gerçekçiyiz ve ABD yatırım ve ticaret açısından bizim için bir numaralı ülke olmaya devam ederken Çin’in de çok önemli bir komşu haline geldiğini söyleyebiliriz. Ekonomik ve askeri açıdan, gelişmekte olan komşumuzla ilişkilerimizi sürdürmeli ve mükemmel ilişkilerimizi korumalıyız.” Artan stratejik otonomisi ve uluslararası sistemde güçlenen konumuyla birlikte, Türkiye’nin Asya ile ilişkileri önümüzdeki on yıllarda büyük bir potansiyeli barındırmaktadır. Bu çerçevede, Asya’nın önde gelen güçlerinden biri olan Malezya ile derinleşen ilişkiler her iki ülke için de yeni fırsatları beraberinde getirecektir. İki ülkenin ticaret hacmi şimdiden beş milyar doları aşmış durumdadır. Yakın gelecekte on milyar dolara ulaşması ortak hedef olarak belirlenmiştir. Genişleyen bu ekonomik ortaklık ve küresel düzenin krizlerine yönelik benzer bakış açıları, Ankara ve Kuala Lumpur’un küresel sistemde daha etkili bir rol üstlenme yönündeki artan iddiasını da yansıtmaktadır.


















