Hayvan korku filmleri, doğanın bastırılmış gücünün ve insanın kontrol yanılsamasının en çıplak hâliyle yüzeye çıktığı alt türlerden biridir. Genellikle masum ya da kontrol altında olduğu düşünülen hayvanların tehditkâr bir güce dönüşmesi üzerine kurulan bu filmler, korkuyu yalnızca saldırıdan değil, insan-merkezci bakışın çöküşünden üretir. Tanıdık olanın tehditkâra dönüşmesi, korkunun en kalıcı biçimlerinden biridir. Hayvan korku filmleri, tam da bu nedenle, yalnızca korkutmaz; insanın doğayla kurduğu problemli ilişkiyi de rahatsız edici biçimde hatırlatır.

Bu türün mihenk taşlarından biri şüphesiz Steven Spielberg’in Jaws (1975) filmidir. Köpekbalığı, yalnızca bir avcı değil; insanın doğa karşısındaki çaresizliğinin sembolüdür. Alfred Hitchcock‘un Kuşlar’ı (1963) ise açıklaması olmayan bir saldırganlıkla, doğanın nedensiz öfkesini sinema tarihine kazır. Bu iki film sebebiyle köpekbalıklarına ve kuşlara karşı önyargı besleyenlerin arttığı bir gerçek. Zamanla tür, daha sömürücü ve uç örneklere de yönelir. Evcil bir köpeğin kuduz nedeniyle ölümcül bir tehdide dönüşmesini anlatan Stephen King uyarlaması Kujo, dev bir yılanın tehdidini anlatan Anakonda ve örümceklerin evleri bastığı Örümcek Korkusu (Arachnophobia) gibi filmler, türün öne çıkan filmlerinden sayılır. Maymunların başrolde yer aldığı filmleri de unutmamak lazım. Malum, şempanze ve goriller, insana benzerlikleri nedeniyle seyirciyi hem empatiye hem de rahatsızlığa zorlar. Bu ikili duygu, maymun temalı filmleri sinema tarihinde ayrıcalıklı bir yere taşır. Bunların en bilineni ise sinema tarihine geçen 1933 imzalı King Kong ile Maymunlar Cehennemi serisidir. 1963’te başlayan ve 1973’e kadar süren seri, 2001’de Tim Burton’un yönettiği Maymunlar Gezegeni ile yeni bir seriye evrilir. Maymunlar Cehennemi Başlangıç, Maymunlar Cehennemi Şafak Vakti ve Maymunlar Cehennemi Savaş filmlerini son olarak 2024’te gösterime giren Maymunlar Cehennemi Yeni Krallık filmi izler.

Şimdi başrolünde hayvan olan filmlere bir yenisi daha eklendi. Johannes Roberts’ın yönettiği Primat adlı filmin başrolünde kuduzla saldırganlaşan evcil bir şempanze yer alıyor. Evcil şempanze Ben, bir havuz partisi sırasında kuduz hastalığına yakalanmış ve saldırganlaşmıştır. Normalde zararsız olan maymun, Lucy’ye, ailesine ve en iyi arkadaşı Hannah’ya kin besleyen kana susamış bir canavara dönüşür. Onlar, Ben’in yüzme bilmediğine ve orada güvende olacaklarına inanarak havuza atlarlar ama yanılıyorlardır. Karakterlerin havuzu güvenli bir sığınak olarak görmesi ve suyu kurtuluş olarak sanmaları, yanlış bir akıl yürütmenin sonucu olarak bir tuzağa dönüşür. Görsel olarak sınırlı bir mekânda geçen film, klostrofobik atmosferini başarıyla koruyor. Havuz başı, banliyö evi ve yaz gecesinin sakinliği, Ben’in saldırganlığıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Bu tezat, korkunun kaynağını yalnızca şiddette değil, bozulmuş bir normallikte arayan izleyiciler için özellikle etkili.
Neticede Johnny Sequoyah, Jessica Alexander, Victoria Wyant’ın rol aldığı Primat, klasik “hayvan korku filmi” kalıplarını kullanırken, evcil olanın tehditkâra dönüşmesi üzerinden daha rahatsız edici bir soru soruyor: Kontrol ettiğimizi sandığımız şeyler gerçekten bizim mi? Lucy’nin eve dönüşüyle başlayan hikâye, masumiyetin ve güvenin geri dönülmez biçimde kaybedilişine tanıklık eden karanlık bir anlatıya evriliyor. Bu da filmi, yalnızca gerilim arayanlar için değil, korkunun psikolojik boyutuyla ilgilenenler için de izlemeye değer kılıyor.
VERİYLE YARGILANAN ADALET
Yapay zekânın her geçen gün sosyal yaşamımızda aktif bir hale geldiği yadsınamaz. Günlük rutinlerimizden çalışma biçimlerimize, iletişim kurma şekillerimizden kültürel üretime kadar pek çok alanda görünmez ama etkili bir aktör olarak karşımızda duruyor. Bir zamanlar yalnızca bilim kurgu metinlerinde karşılaştığımız bu teknoloji, bugün önerdiği şarkılarla ruh hâlimizi belirliyor, yazdığımız metinlere yön veriyor, hatta kimi zaman karar alma süreçlerimizin bir parçası hâline geliyor. Ancak yapay zekânın sunduğu bu kolaylıklar, beraberinde etik, mahremiyet ve insan yaratıcılığının sınırlarına dair soruları da getiriyor. Her yer kamera, her hareketimiz kayıt altında. Böyle bir ortamda suç işlemek ya da işledikten sonra kaçabilmek ne kadar mümkün? ya da verilerle vicdan karşı karşıya geldiğine hangisinin kazanması muhtemel?

Chris Pratt ve Rebecca Ferguson’ın başrollerini paylaştığı, Timur Bekmambetov’un yönettiği Merhamet Yok (Mercy) isimli bilimkurgu filmi de tam bu noktaya değiniyor. Yakın gelecekte suç oranları arttığı için yapay zeka ile desteklenen bir yargı sistemi kurulur. Merhamet mahkemeleri hakim, jüri ve cellat olarak şehrin güvenliğini korur. Bu sistemin kurulmasına yardımcı olan dedektif Chris Raven (Chris Pratt), eşinin cinayetiyle suçlanır ve sistemin ilk şüphelisi olarak Yargıç Maddox (Rebecca Ferguson) karşısına çıkarılır. Her şeyi veriyle yargılayan devrim niteliğindeki bu adalet sisteminin karşısına çıkarılan Raven’in masumiyetini kanıtlamak için yalnızca 90 dakikası vardır.

Film, insan hatasını ortadan kaldırmak, adaleti hızlandırmak ve mutlak doğruluğa ulaşmak için kurulan sistem karşısında suçsuzluğunu ispat etmeye çalışan Raven’in saniyelerle mücadelesini nefes kesen bir kurguyla aktarıyor. Raven’ın hikâyesi, yapay zekâ destekli bir yargı mekanizmasının en büyük açmazını görünür kılıyor. İstatistikleri geçmiş kayıtları tutuyor ama insanın yaşadığı travmayı, yas hâlini, çelişkilerini ve suskunluklarını okuyamıyor. Dolayısıyla sistem için Raven, verilerle örtüşen bir şüpheli olsa da film, izleyiciye Raven’ın bir olasılık değil, bir insan olduğunu sürekli hatırlatıyor. Film, bir yandan merhamet ve vicdan sorgusu yapan diğer yandan işlerin hiç de göründüğü gibi olmadığını saniye saniye yükselen heyecanla izleyiciye aktarıyor. İzleyenler tarafından Tom Cruise’nin Azınlık Raporu’na da benzetilen film, yapay zekânın kusursuz hesaplama yeteneğine karşı, insanın kusurlu ama vicdanlı doğasını savunan bir anlatı kuruyor. Eğer adalet sisteminden merhameti çıkarırsak, geriye kalan şey gerçekten adalet midir, yoksa yalnızca iyi organize edilmiş bir infaz mı? sorusuna yakın arayan film türün meraklıları için cazip bir seçenek.


















