
YARAYI GÖRMEZDEN GELMEK İYİLEŞTİRMEZ
Durduğunda kalbinin ritmini duyarsın. Durduğunda yüzüne vuran rüzgârı hissedersin. Durduğunda başkasının gözlerinde kaybolmak yerine, kendi gözlerinde kaybolursun. Ama durmak cesaret ister. Çünkü durduğunda yüzleşirsin: Kendi korkularınla, kendi yarım kalmışlıklarınla, kendi içindeki çocukla. İşte o yüzden insanlar hep koşar. Çünkü kendinden kaçmak, kendinle karşılaşmaktan daha kolaydır. Oysa Sufi’nin yolunda kaçış yoktur. Sufi der ki: “Dur ki, senden sana giden kapı açılsın.”
Psikolojide de bu böyledir. İnsan zihni, sürekli uyarana maruz kaldığında savunma mekanizmalarıyla yaşamaya başlar. Ama bir an durduğunda, bütün maskeler düşer. Ve işte orada gerçek iyileşme başlar. Çünkü bir yaranın kabuğunu görmezden gelmek, onu iyileştirmez. Onunla yüzleşmek için durmak gerekir. Durmak, teslimiyettir. Ama pasif bir teslimiyet değil. Hayata “evet” diyebilmenin, hayatla uyumlanabilmenin bir yoludur. Mevlânâ’nın dediği gibi: “Durgun su, gökyüzünü daha iyi yansıtır.” Ve sen durduğunda, hayat sana yeni gökyüzlerini gösterir. Durmak, bitiş değil; başlangıcın ilk adımıdır. Çünkü ancak durduğunda nerede olduğunu anlayabilir, nereye gideceğini seçebilirsin. Koşarken yönünü kaybedersin; durduğunda pusulan kalbine döner. Hayat bazen bizden çok şey ister: daha fazlası, daha hızlısı, daha iyisi… Ama kalbin senden tek bir şey ister: Bir anlığına susmanı, dinlenmeni, ona kulak vermeni. Çünkü kalbinin fısıldadığı yön, seni hakikate götüren tek yöndür.

UNUTMA
Durmak tembellik değildir. Durmak, pes etmek değildir. Dur- Durmak, hayata teslim olmaktır. Nasıl mak, ki bir neyzen, nefes almadan sesi çıkaramazsa, sen de durmadan yol alamazsın. Durmak, içindeki nefesi toplamak, sonra yeniden yürümek içindir. Ve bazen en büyük ilerleme, olduğun yerde kalarak gerçekleşir. Çünkü durduğunda göreceksin: Asıl yol, dışarıda değil; içindedir. Dur, kalbine kulak ver. Belki de aradığın cevap, çoktan orada bekliyordur.

















