Dün Ankara’da tarihi bir gün yaşandı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezde, kendisini grup başkanı ilan eden Özgür Özel Güvenpark’ta konuştu.
Özel’in ne söyleyeceği, nasıl bir hareket tarzı geliştireceği az çok belliydi. Dün ortaya çıkan iki fotoğraf ve iki siyaset tarzıyla yolların ayrıldığı da net olarak görüldü. Bu yüzden 2.5 yıl sonra partiye dönen Kılıçdaroğlu‘nun ne söyleyeceği daha çok merak edildi.
O da hakkını verdi ve tarihi bir konuşma yaptı. Önce şunun altını çizdi:
“Bizim kitabımızda intikam yoktur. Bizim kitabımızda iftira yoktur. Bizim kitabımızda kin yoktur. Bizim kitabımızda mertçe helalleşme vardır, hesaplaşma vardır. Ama bu hesaplaşma kişisel değil ahlakidir.”
Böylece CHP’deki iç savaşın adı konuldu: Ahlaki hesaplaşma… Kılıçdaroğlu daha önce “şaibeli kurultay” iddialarıyla ilgili bazı çıkışlarda bulunmuştu ama ilk kez çok daha net bir teşhis yaptı:
“Rüşvetçiler ve hırsızlardan arınacağız. Önce Cumhuriyet Halk Partisi, sonra Türkiye arınacak.”
Açıklama beklendiği gibi net ve sertti.
Peki 13 yıl genel başkanlık yapan biri olarak kendi payına ilişkin ne diyecekti? Hatırlarsanız birkaç gün önce tam da bu konuda “Kılıçdaroğlu, Allah affetsin…” diyecek mi diye sormuştum.
CHP Genel Merkezi önünde toplanan on binlerin ve izleyen milyonların önünde Kılıçdaroğlu, kendi payını da açıkça dile getirdi ve “Özür diliyorum, beni affedin…” demekten çekinmedi. Bu CHP tarihi açısından bir ilkti.
Kılıçdaroğlu daha önce “helalleşme” çıkışı yapmış, devamını getirememişti ama bu kez daha kararlıydı:
“Benim bu millete, bu aziz millete, bu cefakâr örgüte bir özür borcum var.
Bu milletin kurtuluşu, adaleti ve aydınlık geleceği için başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan, ruhunu satmış FETÖ terör örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum.
Sizin o nasırlı ellerinizle helal lokmalarınızdan artırarak bu partiye verdiğiniz emekleri kendi kurdukları o haram sofralarına meze yapanları, o hortumları zamanında kesemediğim için sizlerden özür diliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi‘nin şerefli delegelerini pavyon masalarında pazarlık konusu yapanların, Mustafa Kemal’in partisini mahkeme kapılarına düşürüp itibarımızı ayaklar altına almaya çalışanların maskesini vaktinde indiremediğim için sizlerden özür diliyorum.
(Pavyondaki pazarlıklarla ilgili bir not: Bu konuda yeni ifşalar gelebilir.)
Halkın belediyesinde, yetimin hakkına göz dikip, rüşvete, talana bulaşan o rüşvetçi belediye başkanlarını bu partiden söküp atamadığım, onları tek tek ayıklayamadığım için örgütümden ve tarihi önünde hak deryasından özür diliyorum.
Benim temiz niyetimi, bu ülkeye olan sevdamı sırtımdan hançerlemek için kullananları göremedim. Hakkınızı helal edin ve beni affedin.” Acaba aynı zaman diliminde “hançercilerin, yolsuzluk yapanların ve FETÖ ile ilişkili olanların” CHP’de buluşmaları tesadüf mü?
Özellikle FETÖ ile ilişki iddiası çok tartışılacak görünüyor. O iddianın altında daha önce Samanyolu TV’de çalıştığı ve ilk FETÖ okulunu babası Hasan İmamoğlu‘nun açtığı bilinen Ekrem İmamoğlu mu çıkacak yoksa iş Özgür Özel‘e kadar uzanacak mı? Sadece yolsuzluk iddiaları değil, bu soru, yeni nesil iki siyasetçinin peşini bırakmayacak gibi.
***
ÖZGÜR ÖZEL’E YOL GÖRÜNDÜ
Kılıçdaroğlu genel merkezde partililere hitap ederken aynı saatlerde Özgür Özel de Güvenpark’ta konuşuyordu. Ara ara iki mitingi de izledim. Genel merkezde sahicilik, samimiyet hâkimken Güvenpark’ta tam tersi “öfke ve kin” hâkimiyeti vardı ve ürkütücüydü. Kılıçdaroğlu, düşmanlaştırıcı sloganlara izin vermezken, Özel adeta “hain Kemal” sloganlarını teşvik ediyor ya da sessini çıkarmıyordu. Genel merkezde ahlaki üstünlük vurgusu öne çıkarken, Güvenpark’ta bilinen klasik “sarayla işbirliği” suçlaması yapılıyor ve siyasi aktörlerdeki öfke hâli sahayı etkiliyordu.
Kılıçdaroğlu, o makamı seslendiren reklamcının deyimiyle bir “sakin güç” görüntüsü verirken, Özel ve yakın arkadaşlarındaki öfke hâli bir sıkışmanın işareti gibiydi. Bu tablo aynı zamanda Özgür Özel’in CHP’den yolunun ayrıldığının da en net ifadesiydi.


















