“Travma, narsist, toksik, gaslighting…” gibi psikoloji terimleri artık günlük hayatımızın bir parçası. Ruh sağlığı hakkında konuşmayı kolaylaştıran bu yeni dil, zaman zaman insanları tek bir kelimeyle etiketlemenin de yolunu açıyor. Terapi odalarından günlük hayatımıza sızan psikoloji dili, sosyal yaşamımızı da insan ilişkilerimizi de değiştirdi. Biz de Psikoterapist Gökhan Ergür’le bu popüler konuyu masaya yatırdık
“Travmam var…”, “Beni tetikledin”, “Bu ilişki toksik”, “Gaslighting yapıyor”, “Sınır koyuyorum…”
Son yıllarda bu cümleleri duymadan bir gün geçirmek imkânsız. Bir zamanlar yalnızca psikologların, psikiyatristlerin ve akademisyenlerin kullandığı kavramlar artık günlük konuşmaların sıradan bir parçası. Sosyal medyada birkaç dakika gezinmek ya da arkadaşlarla kahve içmek bile bu yeni dilin ne kadar yaygınlaştığını görmek için yeterli.
Peki ne oldu da terapi odalarının dili hayatın içine bu kadar hızlı karıştı? Uzmanlara göre bu değişimin en önemli kırılma noktalarından biri pandemi oldu. Eve kapanan milyonlarca insan ilk kez ruh sağlığı üzerine daha fazla düşünmeye başladı. Kaygı, yalnızlık ve belirsizlik duyguları arttıkça insanlar psikoloji içeriklerine yöneldi. Sosyal medya da bu ilgiyi fark etti. Kısa videolar, podcast’ler, uzman paylaşımları ve kişisel deneyimler milyonlarca kişiye ulaştı. Böylece daha önce pek bilinmeyen birçok kavram günlük hayatın sözlüğüne girdi.
Ancak bu dönüşümün yalnızca olumlu yönleri yok. Ruh sağlığı konusunda konuşabilmek, yardım istemekten çekinmemek ve duyguları ifade edebilmek önemli bir kazanım. Buna karşılık bazı kavramlar zamanla gerçek anlamından uzaklaşmaya başladı. Artık her zor insan “narsist”, her tartışmalı ilişki “toksik”, her üzücü olay ise “travma” olarak tanımlanabiliyor.

Oysa psikoloji, sosyal medyada birkaç cümleyle açıklanabilecek kadar basit bir alan değil. Uzmanlar, özellikle kişilik bozuklukları ya da ruhsal hastalıklarla ilgili etiketlerin gelişigüzel kullanılmasının hem yanlış anlaşılmalara yol açtığını hem de gerçekten desteğe ihtiyaç duyan kişilerin yaşadıklarını sıradanlaştırabildiğini söylüyor.
Bir başka dikkat çekici değişim ise insanların kendilerini değerlendirme biçiminde yaşanıyor. Eskiden insanlar davranışlarını daha çok karakterleriyle açıklarken bugün bunu psikolojik kavramlarla ifade ediyor. “Canım sıkkın” yerine “Tetiklendim”, “Artık görüşmek istemiyorum” yerine “Sınır koyuyorum”, “Beni üzdü” yerine “Gaslighting yaptı” demek giderek yaygınlaşıyor.
Bu yeni dil, ilişkileri de değiştiriyor. Kimileri duygularını daha rahat ifade edebildiğini söylerken, kimileri ise psikoloji terimlerinin tartışmalarda birer suçlama aracına dönüştüğünü düşünüyor. Özellikle sosyal medyada yapılan yüzeysel kişilik analizleri, insanları tek bir davranış üzerinden etiketlemeye kadar varabiliyor.
Asıl soru ise şu: Gerçekten ruh sağlığımız konusunda daha bilinçli bir toplum mu oluyoruz, yoksa psikolojinin dilini günlük hayatın yeni modasına mı dönüştürüyoruz? Belki de doğru cevap bu iki yaklaşımın tam ortasında. Çünkü ruh sağlığını konuşabilmek önemli bir ilerleme. Ancak bunu yaparken kavramların gerçek anlamını korumak, herkese uzaktan tanı koymamak ve gerektiğinde uzman desteğinin yerini hiçbir sosyal medya paylaşımının tutamayacağını unutmamak gerekiyor.
Bugün kullandığımız kelimeler sadece konuşma biçimimizi değil, olaylara bakışımızı da değiştiriyor. Görünen o ki terapi odasından çıkan bu yeni dil, uzun süre daha gündelik hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek. Biz de bu yeni iletişim dilini Psikoterapist Gökhan Ergür’le konuştuk.

ZİHİN BELİRSİZLİKTEN HOŞLANMAZ
– Son yıllarda psikoloji terimlerinin günlük hayatta bu kadar yaygın kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Bu gelişmenin iki ayrı yönü olduğunu düşünüyorum. Olumlu tarafından baktığımızda insanların ruhsal yaşantılarını daha fazla merak ettiklerini, duygularını anlamlandırmaya çalıştıklarını görüyoruz. Geçmişte birçok insan yaşadığı kaygıyı, değersizlik duygusunu, ilişkilerde maruz kaldığı baskıyı ya da çocukluk deneyimlerinin bugünkü hayatına etkisini kelimelere dökemiyordu. Bugün ise ruh sağlığı hakkında konuşmak daha mümkün hâle geldi. İnsanların terapiye bakışı değişti, psikolojik destek almak eskisi kadar kolay damgalanan bir durum olmaktan çıktı. Bu elbette önemli bir kazanım. Diğer taraftan, psikoloji terimleri gündelik dile girdikçe bağlamından kopabiliyor. Her kavramın klinik, toplumsal ve ilişkisel bir arka planı vardır. Oysa sosyal medyada bu kavramlar birkaç maddelik listeler hâline getiriliyor.
İNSANLAR GÜVENLİ İLİŞKİ ARIYOR
– “Travma”, “toksik”, “gaslighting”, “tetiklenmek”, “sınır koymak” gibi kavramlar neden bu kadar popüler oldu?
– Çünkü bu kavramlar insanların uzun zamandır yaşadığı, ancak adlandıramadığı deneyimlere bir isim veriyor. İnsan bazen yıllarca bir ilişki içinde kendini kötü hisseder ama neden kötü hissettiğini tam olarak açıklayamaz. Sonra “duygusal manipülasyon”, “gaslighting” ya da “sınır ihlali” gibi bir kavramla karşılaşır ve kendi deneyiminin bir karşılığı olduğunu fark eder. Yaşadığımız şeye isim vermek, onu daha yönetilebilir hâle getirir. Bu nedenle bu kavramlar insanlara ilk anda büyük bir rahatlama sağlıyor. Bir diğer neden, çağımızın hızlı ve kısa anlatım biçimleri. Sosyal medya uzun açıklamalardan çok, güçlü ve kolay hatırlanan kelimeleri öne çıkarıyor. “Bu kişiyle kurduğum ilişkide kendimi sürekli değersiz hissediyorum” demek yerine “Bu ilişki toksik” demek daha kısa ve daha kesin. Aynı şekilde “Bu olay bana geçmişte yaşadığım bir acıyı hatırlattı ve beni duygusal olarak zorladı” demek yerine “tetiklendim” demek kolay geliyor.

PSİKOLOJİ DİLİ SİLAH OLARAK KULLANILABİLİYOR
– Bu kavramların yanlış kullanılması ne gibi sorunlara yol açıyor?
– İlk olarak gerçek ruhsal sorunların ciddiyetini azaltıyor. Her kötü günü depresyon, her kaygıyı panik atak, her üzücü olayı travma, her anlaşmazlığı gaslighting olarak adlandırdığımızda bu kavramlar giderek sıradanlaşıyor. Yanlış kullanılan psikoloji dili kişinin kendi sorumluluğunu görmesini de engelleyebilir. Bazen insan gerçekten mağdur edilmiştir ve burada sorumluluk ona ait değildir. Ancak her ilişkisel sorunda kendimizi tamamen masum, karşı tarafı tamamen hasta veya kötü ilan etmek de gerçekçi değildir. İlişkilerin çoğunda karşılıklı etkileşimler vardır. İnsan bazen incinirken aynı zamanda incitebilir. Hem haklı olduğu noktalar hem de görmesi gereken kendi payı bulunabilir.
Bir başka sorun, psikoloji dilinin tartışmalarda silah olarak kullanılmasıdır. “Beni manipüle ediyorsun”, “Şu anda gaslighting yapıyorsun”, “Bu senin narsistik savunman” gibi cümleler bazen karşı tarafı anlamak için değil, onu susturmak için söyleniyor. Böyle bir durumda psikoloji dili iletişimi açmak yerine kapatıyor. Kişi artık ne hissedildiğini değil, kendisine yöneltilen teşhisi savunmaya çalışıyor. Yanlış kullanım insanlarda gereksiz bir kuşku da yaratabiliyor.

DUYGULARA ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLENİYOR
– İnsanlar çok hızlı duygu değişimleri taşıyor. Bu kadar savrulma insanı yormaz mı?
– İnsanlar günümüzde çok fazla bağlantı içinde görünürken giderek daha da yalnız hâle geliyor. Duygulara çok fazla anlam yükleniyor. İnsan bazen kötü hissedebilir. Her kötü his, duygu elbette yanlış bir hayat yaşadığımızı göstermez. Bazen kaygı, önemli bir kararın doğal parçasıdır. Bazen üzüntü, kaybın insani karşılığıdır. Bugün ise olumsuz duygular hemen çözülmesi gereken bir arıza gibi görülüyor. Bu durum elbette insanı duygusal açıdan yorar, yıpratır.
EN ÇOK HANGİ KELİMELER KULLANILIYOR?
– En çok yanlış kullanılan psikoloji terimi hangisi?
– Sanırım en çok yanlış kullanılan terim “narsist” kelimesi. Günümüzde kendini fazla önemseyen, eleştiri kabul etmeyen, bir tartışmada karşısındakini dinlemeyen ya da ilişkide bencil davranan herkese kolayca narsist denilebiliyor. Oysa narsisizm oldukça geniş bir kavramdır. Beğenilmek istemek, önemsenmeyi beklemek, başarılarımızla gurur duymak ya da zaman zaman kendimizi merkeze almak tek başına patolojik değildir. ‘Travma’ kelimesinin de çok geniş ve özensiz kullanıldığını görüyorum. Her acıyı travma olarak adlandırmak, travmanın gerçek ağırlığını görünmez hâle getirebilir. “Bir kavram yanlış kullanıldığında yalnızca bilimsel bir hata yapılmış olmaz. Kendimizi ve karşımızdakini nasıl gördüğümüz de değişir. Bu nedenle psikoloji terimlerini kullanırken biraz ihtiyatlı olmak gerekir. İnsan, tanıdan ve etiketten her zaman daha büyüktür.

TERAPİ ODASI GİBİ…
– Psikoloji dili, iletişimi güçlendiriyor mu yoksa zorlaştırıyor mu?
– Doğru kullanıldığında iletişimi ciddi biçimde güçlendirebilir. İnsan kendi duygusunu tanıdığında ve bunu ifade edebildiğinde ilişkiler daha açık hâle gelir. Geçmişte insanlar çoğu zaman ne hissettiğini söylemek yerine öfke, küslük veya geri çekilme yoluyla iletişim kuruyordu. Bugün duygu dilinin yaygınlaşması, bazı ilişkilerde daha dürüst ve açık bir iletişim kurulmasını sağladı.
Ancak psikoloji dili bir üstünlük diline dönüştüğünde iletişimi zorlaştırır. Kişi duygusunu anlatmak yerine karşısındakini analiz etmeye başlar. “Senin bağlanma stilin böyle”, “Bu senin çocukluk travman”, “Şu anda savunmaya geçtin” gibi cümleler, bazen doğru olsalar bile karşı tarafta anlaşılma değil, incelenme hissi yaratır. Hiç kimse yakın ilişkisinde sürekli bir terapi odasındaymış gibi hissetmek istemez.
GÜVENLİK ARAYIŞI ARTTI AMA HAYAT BUNU VAAD ETMİYOR
– Son yıllarda sizi en çok şaşırtan psikolojik değişim ne?
– İnsanların kendileri hakkında çok daha fazla şey bilmelerine rağmen kendileriyle kurdukları ilişkinin aynı ölçüde iyileşmemesi oldu. Bir diğer şaşırtıcı değişim, insanların çok fazla bağlantı içinde görünürken giderek daha yalnız hâle gelmesi. Ayrıca ilişkilerde güvenlik arayışının çok arttığını görüyorum. İnsanlar bir ilişkiye girmeden önce incinmeyeceklerinden emin olmak istiyor. Ancak hayat böyle bir güvence sunmuyor.


















