İran ve ABD arasındaki gerilimde herkes yıkıcı askeri müdahale veya bölgesel çapta bir savaşa odaklanmış durumda. Aslında yoğun silah sevkiyatı ve saldırı tehdidi gölgesi altında olmasına rağmen devam eden diplomasi seçeneği daha ağır basıyor, basacak gibi görünüyor. Neden mi? Çünkü savaş ve kaos isteyen siyonist kesimin karşısında bu kez eli daha güçlü konumdaki barış ve uzlaşıdan yana olan MAGA hareketi ile Suudi Arabistan ve Türkiye gibi faktörler var. Burada hemen akıllara “Peki o zaman bu kadar askeri yığınağı neyle açıklayacağız?” sorusu geliyor.
Kuşku yok ki Amerikan donanma ve hava kuvvetleri kapasitesinin neredeyse üçte birine denk gelen devasa boyutlardaki bir askeri sevkiyattan sonra geri çekilmek ABD Başkanı Donald Trump için çok zor görünüyor. Üstelik Trump ile İran Dini Lideri Ali Hamaney arasındaki yer yer tansiyonu hayli yükselen söz düellosundan sonra hemen herkes füzelerin düğmesine basılmasını bekliyor.
İsrail ve Yahudi lobilerinin güdümündeki Amerikan medyası savaşı çoktan başlattı. Hatta “21 Şubat’ta ABD saldırıya geçecek” diye tarih verenler dahi oldu. Dolayısıyla savaşa hazırlığın geldiği aşama bir saldırıyı veya haftalar sürecek bir çatışmayı kaçınılmaz kılıyor.
***
Fakat hem Amerikan kamuoyu hem Trump’ın MAGA diye bilinen kendi tabanı hem de bölgenin en önemli iki aktörü konumundaki Türkiye ve Suudi Arabistan‘ın İran ile olası bir savaşa karşı çıkması, Beyaz Saray’ı bir karar vermeden önce iki kez düşünmeye itiyor. Bu da siyonist lobilerin pençesindeki Pentagon ve CENTCOM’un yoğun baskısına rağmen Başkan Trump’ın tek taraflı düşünmediğini ve her ihtimali hesap ederek bir adım atacağı anlamına geliyor.
Şunu hemen belirtelim ki Trump’ın kararı ne olursa olsun sonuç İsrail’i tatmin etmeyecektir. Çünkü ABD Başkanı hem stratejik dostları Ankara ve Riyad’ı hem de kendi tabanını karşısına alacak kaotik bir hamleye izin vermeyecektir. Ancak Yahudi lobilerinin baskısını bir süreliğine de olsa hafifletecek bazı şahin adımlar atabilir.
Bıçak sırtı bir çizgide ilerleyen Trump’ı tatmin edecek ferahlatıcı hamle ise ancak Tahran yönetiminden gelebilir. Bu noktada İran’ın nükleer çalışmalarını bir süreliğine dondurma ve karşılığında da yaptırımların kaldırılmasını kabul etme ihtimali giderek güçleniyor. Öte yandan füzelerden vazgeçme diye lanse edilen talebe ise şöyle bir çözüm sunulabilir… Füzeleri yok edip çalışmaları sonlandırmak yerine karşılıklı bir ‘saldırmazlık anlaşmasının’ imzalanması.
***
Yani nükleer çalışmaların 3 yıllığına dondurulması ve füzelerin tehdit olmaktan çıkarılacağı karşılıklı bir saldırmazlık anlaşması en kritik iki sorunu çözecek yegâne formül olarak öne çıkıyor. İran’ın farklı ülkelerdeki vekil güçlere verdiği desteği kesmesi ise ABD ve İran arasındaki yeni ekonomik, diplomatik ve siyasi açılımlarla pürüz noktası olmaktan kolayca çıkacaktır zaten.
Görüldüğü üzere ideolojik bakış yerine realist parametrelerle bakınca onlarca yılın kaotik ve kronik sorunları kolayca çözülebiliyor. Haliyle mesele temel olarak ideolojik algılarda düğümleniyor. Olaya, İran’ı sorunun asıl kaynağı olarak lanse eden ve çözüm olarak da yok edilmesini talep eden siyonist mantıktan bakmamak lazım. Bunun yerine İran’a bazı sorunları olan bir aktör olarak yaklaşan ve bu sorunları da barış, uzlaşı ve diyalogla çözmeye çalışan daha realist ve inşacı bir bakışı devreye sokmak gerekiyor.
ABD eskiden Ortadoğu’ya kendini çekiç her aktörü de çivi olarak gören siyonist zihniyetin sorunlu penceresinden bakıyordu. Bu ideolojik tablo artık değişiyor. Donald Trump, siyonist talepleri yok sayamasa da kendi tabanı, Amerikan kamuoyu, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi faktörler nedeniyle İran krizinde daha realist bir strateji izleyecektir. Saldırı ve savaş olsa dahi sonuç değişmeyecek. İran krizinde siyonist karşıtı realist MAGA kesimi, Ankara ve Riyad’ın temsil ettiği çözüm üreten bakış açısı kazanacak. Kaybeden ise kaotik siyonist zihniyet ve onun ideolojik fanatizmiyle hareket eden kullanışlı aptalları olacak.


















