Düdük çaldı, turnuva bizim için bitti. Eve döndük.. Şimdi birkaç gün boyunca sosyal medyada aynı manzarayı göreceğiz. Bir taraf herkesi suçlayacak, diğer taraf herkesi kahraman ilan edecek. Oysa gerçek, bu iki uç arasında duruyor. Evet, elendik. Ama asıl soru neden elendiğimiz değil; bu elenişi neye dönüştüreceğimizdir. Futbol sadece doksan dakikalık bir oyun değildir. Bir ülkenin plan yapma becerisinin, sabrının, eğitim anlayışının ve kurum kültürünün de aynasıdır. Sahada gördüğümüz eksiklerin çoğu, yıllar önce alınmayan kararların sonucudur. Ne yazık ki, biz hâlâ turnuvadan turnuvaya yaşayan bir futbol ülkesiyiz. Kazandığımızda dünyayı fethettiğimizi sanıyor, kaybettiğimizde ise her şeyi yıkıp yeniden kurmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek gelişim, anlık coşkularla ya da öfkeyle değil, istikrarla sağlanır.
YETENEK SORUNUMUZ YOK
Milli Takım bize Dünya Kupası‘nda bir kez daha gösterdi ki, bu ülkenin yetenek sorunu yok. Mücadele edecek oyuncularımız da var, büyük sahnede sorumluluk almaktan çekinmeyen karakterlerimiz de. Eksik olan, bu potansiyeli yıllar boyunca aynı anlayışla besleyecek güçlü ve sürdürülebilir bir sistem. Bugün teknik direktörü değiştirmek en kolay çözümdür. Birkaç oyuncuyu hedef göstermek de öyledir. Ancak kolay çözümler kalıcı başarı getirmez. Asıl konuşmamız gereken; altyapılarda çocuklara ne öğrettiğimiz, genç futbolculara neden yeterince forma şansı verilmediği, kulüplerimizin günü kurtarmak yerine geleceği ne kadar planladığı ve futbolu gerçekten oyunu üzerinden mi, yoksa sadece skor üzerinden mi değerlendirdiğimizdir. Belki de en büyük eksiğimiz tam da burada başlıyor.
MAHKEME KURMAYALIM
Biz mağlubiyetleri analiz etmek yerine mahkeme kuruyoruz. Oysa sporun doğasında kaybetmek de vardır. Önemli olan hiç kaybetmemek değil, aynı hataları tekrar etmemektir. Milli forma yalnızca kazanırken alkışlanan bir forma olmamalıdır. Gerçek destek, zor günlerde de aklı ve sağduyuyu koruyabilmektir. Bu takım hata yaptı ama aynı zamanda umut da verdi. Eğer o umudu doğru planlarla, sabırla ve ortak bir futbol aklıyla büyütebilirsek bugünkü hayal kırıklığı yarının güçlü hikâyesine dönüşebilir. Çünkü bazen bir turnuva kazanılmaz ama o turnuvada geleceği kazandıracak dersler alınır. Bugün ihtiyacımız olan şey yeni suçlular bulmak değil, eski alışkanlıklarımızı değiştirmektir. Milli Takım elendi; umarım bu kez sadece turnuvadan değil, bizi yıllardır aynı yerde tutan ezberlerden de eleniriz. Çünkü gerçek zafer, kupayı kaldırmadan önce doğru sistemi kurabilmektir.
TFF DE KALACAK MONTELLA DA…
Çok konuşulan iki konu var: “TFF seçime gidecek mi? Montella’nın görevine son verilecek mi?” Her iki sorunun da cevabı net: Hayır. TFF’de seçim tarihi zaten 2027. Dolayısıyla erken seçim gündemde değil. Montella da görevine devam edecek. Bu nedenle, ucuz reyting uğruna “Gidecek mi, kalacak mı?” tartışmalarıyla papatya falı açmanın kimseye faydası yok. Asıl yapılması gereken, turnuvanın sağlıklı bir şekilde analiz edilmesi ve hatalardan ders çıkarılmasıdır. Montella’nın da öz eleştiri yaparak eksikleri gidermesi ve Uluslar Ligi hazırlıklarına vakit kaybetmeden başlaması bekleniyor. Öte yandan TFF yönetiminin ilk yönetim kurulu toplantısında A Milli Takım’la ilgili önemli kararlar alacağı konuşuluyor. Bana göre en kritik adımlardan biri, milli takım yapılanmasını yönetecek, uluslararası futbol çevrelerinde güçlü ilişkileri olan, profesyonel kariyere sahip ve kriz yönetimini bilen üst düzey bir futbol yöneticisinin görevlendirilmesi olacaktır. Teknik heyet ile federasyon arasında köprü kuracak, uzun vadeli planlamayı yönetecek böyle bir ismin milli takıma önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.


















