Skorbordda 3-2 yazıyordu. Ama aslında tabelada başka bir şey daha vardı: “Geç kaldık.” Türkiye bu turnuvada belki de ilk kez kendi gibi oynadı. Topa korkmadan sahip oldu, geri düştüğünde paniklemedi, oyunu bırakmadı. En önemlisi de kaybetmeyi kabullenmedi. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: Madem bunu yapabiliyorduk, neden daha önce yapamadık? Futbol bazen acımasızdır. Size en iyi oyununuzu, artık hiçbir şey değiştirmeyeceği gün oynatır. 90+8’de gelen gol, sadece bir galibiyet değildi. O gol; tribündeki binlerce Türk taraftarının “Hiç olmazsa böyle hatırlayalım” demesiydi. Futbolcuların birbirine sarılışında tur sevinci yoktu. Daha çok, yarım kalmış bir hikâyenin hüznü vardı.. Bu takım yeteneksiz değil. Aksine, Avrupa’nın en parlak gençlerinden bazılarına sahip. Sorun bazen kalite eksikliği değil; o kalitenin aynı anda sahaya çıkamaması. İlk iki maçta cesaret eksikti. Son maçta ise cesaret vardı ama zaman kalmamıştı. Belki de bu turnuvanın özeti tek cümleydi: Türkiye, elenmeden önce değil; elendikten sonra gerçek kimliğini hatırladı. Yine de futbolun güzel tarafı burada başlıyor. Çünkü insanlar sadece kupaları hatırlamaz. Bazen son düdüğe kadar vazgeçmeyen takımları da hatırlar. O yüzden bu galibiyet, puan tablosunu değiştirmedi belki ama takımın aynaya baktığında göreceği resmi değiştirdi. Şimdi yapılması gereken, bu maçı romantikleştirmek değil. Bu 90 dakikayı bir başlangıç sayabilmek. Çünkü karakterini son maçta gösteren bir takım, onu ilk maçtan itibaren göstermeyi öğrendiğinde artık sadece sürpriz yapan değil, turnuvalarda söz sahibi olan bir ülkeye dönüşebilir. Ve belki yıllar sonra bu turnuvayı anlatırken insanlar, “3-2 kazandığımız maçı” değil, şu cümleyi kuracak: “Aslında o gün kazandığımız şey maç değildi; yeniden inanma cesaretiydi. Artık yeni hikâyeler yazma zamanı.. Sonbaharda İtalya, Fransa ve Belçika ile çok önemli maçlarımız var.
HOCAM YENİ ZAFERLER LAZIM AMA
Montella‘nın maç sonu söylediği “Bu galibiyet bin zafere bedel” sözüne katılmıyorum. Evet, ABD karşısında alınan galibiyet önemliydi. Takım mücadele etti, karakter gösterdi ve turnuvaya yakışır bir veda yaptı. Bunu teslim etmek gerekir. Ancak Millî Takım’ın başarı ölçüsünü bu kadar aşağı çekmemeliyiz. Bu forma; Dünya Kupası‘nda üçüncülük yaşamış, Avrupa Şampiyonası’nda yarı final görmüş, futbol tarihinde önemli zaferler kazanmış bir ülkenin formasıdır. Dolayısıyla ABD’yi yenmek elbette değerlidir ama “Bin zafere bedel” olarak tanımlanacak kadar olağanüstü bir sonuç değildir. Teknik direktörün oyuncularını motive etmek istemesi anlaşılabilir. Ancak kullanılan ifadeler, temsil edilen ülkenin futbol geçmişiyle de örtüşmelidir. Bence asıl övülmesi gereken şey skor değil, takımın ortaya koyduğu mücadeleydi. Eğer bu oyun ilk iki maçta da sergilenebilseydi, bugün belki de gruptan çıkmayı konuşuyor olacaktık. Sevinelim, takımı alkışlayalım ama çıtamızı da düşürmeyelim. Türkiye Millî Takımı’nın hedefi, tek bir galibiyeti destanlaştırmak değil; bu tür galibiyetleri sıradan hâle getirecek seviyeye ulaşmaktır.


















