Sürdürülebilir lüks moda – İDİL DEMİREL

spot_img


Lüks moda için ‘sürdürülebilirlik’ kavramı uzun bir süre iddialı bir vaat ya da kampanya metninin sonuna eklenen hoş bir cümle olarak kaldı. Ama son birkaç yılda bazı markalar bu meseleyi çok daha ciddi, çok daha yapısal bir yerden ele almaya başladı. Kimi yeni nesil malzemelere yatırım yaptı, kimi üretim zincirini dönüştürdü, kimi de doğrudan modanın tüketim alışkanlıklarını sorguladı

BİTKİ BAZLI MALZEME

Gucci’nin sürdürülebilirlik tarafı, özellikle Kering çatısı altında daha sistemli bir yapıya kavuştu. Grup, 2019’da kendi operasyonları ve tedarik zinciri boyunca karbon nötr olma taahhüdünü duyurdu. Markanın bu alandaki en dikkat çekici hamlelerinden biri Demetra adlı materyal oldu.

Gucci tarafından şirket içinde geliştirilen bu yeni nesil malzeme, en az yüzde 70 oranında bitki bazlı, yenilenebilir ve biyobazlı hammaddeler içeriyor. Kering’in kurumsal iklim hedefleriyle birlikte Gucci, geri dönüştürülmüş ve biyobazlı malzemeleri daha görünür hale getirirken, lüks modanın en büyük isimlerinden biri olarak çevresel etkiyi doğrudan marka anlatısının parçasına dönüştürüyor.

EN İYİSİNİ SEÇ DAHA AZ SATIN AL

Vivienne Westwood’da sürdürülebilirlik hiçbir zaman yalnızca malzeme sorusu olmadı. Daha çok bir dünya görüşü, hatta tüketim karşıtı bir manifesto olarak kuruldu. Markanın yıllardır tekrar ettiği “Buy less, choose well, make it last” (Daha az al, iyi seç, uzun süre kullan) cümlesi bugün hâlâ modanın en sert eleştirilerinden biri. Westwood, emisyonları düşürmenin en basit yolunun daha az ürün yapmak, verimli kaynak kullanmak ve çıkan ürünün gerçekten uzun ömürlü olmasını sağlamak olduğunu söylüyor.

MANTAR KÖKÜNDEN ALTERNATİF DERİ

Sürdürülebilir lüks denince en başa yazılacak isim hâlâ Stella McCartney. Çünkü bu kavram; markaya sonradan eklenmedi, başından beri markanın omurgası buydu. Stella Mc- Cartney, kuruluşundan itibaren deri, kürk, tüy ve egzotik hayvan derisi kullanmamayı tercih etti. Hayvan derisi kullanmak yerine de Mylo yani mantarın yer altı kökü olan miselyumdan geliştirilen bir deri alternatifini kullanmayı tercih etti. Bolt Threads ile birlikte geliştirildi ve Stella bunu hem çantalarda hem de giyside kullanan ilk lüks isimlerden biri oldu.

Tasarımcı çanta serisinin bazı modelleri için de Alter Mat isimli üzüm bazlı yüzeyler kullanıyor. Naylon tarafında ise marka uzun süredir Econyl ile çalışıyor; bu malzeme balık ağları, halı atıkları ve kumaş artıklarından yeniden üretiliyor.

KURUMSAL YAPISINI DEĞİŞTİREN İLK ŞİRKET

Chloé’yi bu listede önemli yapan şey, sürdürülebilirliği yalnızca estetik bir karar olarak değil, kurumsal yapı olarak ele alması. Marka, B Corp sertifikasını alan ilk büyük lüks moda evi oldu. Bu sertifika, markanın sadece çevre performansına değil; yönetişim, çalışanlar, topluluk, çevre ve müşteriler gibi başlıklarda da değerlendirilmesi anlamına geliyor. Chloé’nin kendi ifadesiyle bu, varış noktası değil; markanın amaç odaklı modele geçişinde yeni bir aşama.

İLERİ DÖNÜŞÜM VE GERİ DÖNÜŞÜM ONUN İŞİ

Marine Serre bu listenin en görsel, en tasarım odaklı ve belki de en radikal örneği. Çünkü onun dünyasında sürdürülebilirlik sonradan eklenmiş bir düzeltme değil, estetiğin kendisi. Marka açıkça, tasarım sürecinin merkezinde upcycled (ileri dönüştürülmüş) ve sertifikalı / geri dönüştürülmüş malzemelerin yer aldığını söylüyor. Resmi sürdürülebilirlik sayfasına göre 2025 sonbahar-kış defilesinin yüzde 50’si upcycled ürünlerden, kalan yüzde 50’si ise sertifikalı ve geri dönüştürülmüş liflerden oluşuyordu. Bu önemli, çünkü Marine Serre eski kumaş, vintage tekstil ve denim parçaları yalnızca sorumlu görünmek için değil; doğrudan marka imzası haline getirdi.

TÜRKİYE’DEN ATIK SATIN ALIYOR

Danimarka çıkışlı Ganni, sürdürülebilirliği tek bir malzemeye değil, doğrudan bir inovasyon programına bağlayan markalardan biri. 2019’da başlattığı Fabrics of the Future (Geleceğin Kumaşları) programı, modanın alıştığı hammaddelere alternatif bulmak için kuruldu. Markanın hedefi, yakın vadede kullandığı toplam malzemenin yüzde 10’unu bu yeni nesil malzemelerden sağlamak. Ganni ayrıca 2027’ye kadar toplam karbon ayak izini 2021’e kıyasla yüzde 50 azaltmayı hedefliyor; çünkü emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’inin doğrudan lif, kumaş ve malzeme kullanımından geldiğini söylüyor. Bu programın en ilginç tarafı, isim isim takip edilebilen malzeme denemeleri. Oleatex, Türkiye’deki zeytinyağı üretim atıklarından yapılıyor; bu atıklar biyobazlı poliüretan kaplamaya dönüştürülüp pamuk, viskon ya da geri dönüştürülmüş polyester zeminlere bağlanıyor. Circulose, yıpranmış pamuklu jean’leri ve üretim artıkları kimyasal geri dönüşümle yeni selülozik elyafa çeviriyor.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img