Suriye’de Esed rejiminin 8 Aralık 2024 itibarıyla sona ermesi, yalnızca bir iktidar değişimini değil, aynı zamanda sahadaki güç mimarisinin köklü biçimde yeniden şekillenmesini beraberinde getirdi. Bu dönüşümün en belirgin sonuçlarından biri, PKK/YPG’nin uzun süredir beslendiği kaotik ortamın ortadan kalkması ve neticesinde Şam’da uluslararası aktörlerce tanınan bir iktidarın iş başına gelmesi oldu. Türkiye ve Şam merkezli yeni güç dengesi, örgütün Suriye’de sürdürülebilir bir varlık üretmesini giderek imkânsız hâle getirdi.
Nitekim, 10 Mart Mutabakatı böylesine bir konjonktürde ortaya konuldu. Mutabakat, SDG/YPG unsurlarının Suriye devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyordu. Ancak anlaşmanın genel ilkelerle sınırlı kalması ve uygulamaya dönük takvimin yıl sonuna bırakılması, sahada somut bir dönüşüm yaratmadı. Aksine, SDG/YPG’nin bu süreci oyalama stratejisiyle yönettiği ve hiçbir gerçek adım atmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Şam da bu sürede, uluslararası olarak tanınmayı ve Sezar yaptırımlarının tamamen ortadan kaldırılmasını sağladı.
Halep özelinde imzalanan 1 Nisan anlaşması da benzer bir kaderi paylaştı. Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde ağır silahların çekilmesi ve yalnızca asayiş unsurlarının kalması kararlaştırılmıştı. Ancak bu çekilme önemli ölçüde göstermelik kaldı; örgüt mensuplarının önemli bir kısmı bölgede varlığını sürdürdü ve buradan terör eylemleri üretmeye devam etti. Bu süreçte yaşanan saldırılar, 40’dan fazla insanın hayatını kaybetmesine ve yüzlercesinin yaralanmasına sebebiyet verdi. Suriye ekonomisinin neredeyse %50’sini oluşturan Halep’teki güvensizlik ortamı, Şam yönetiminin sabrını tüketti.
10 Mart Mutabakatını uygulamak üzere Ahmed Şara-Mazlum Abdi görüşmesinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından YPG unsurlarının Halep’te Şam hükümetine bağlı askerlere yönelik saldırıları, sürecin kırılma noktası oldu. Bunun üzerine Suriye Ordusu, sınırlı ancak hedef odaklı operasyonlarla önce Eşrefiye ve Beni Zeyd’i, ardından Şeyh Maksud’u terörden arındırdı. Siviller için tahliye koridorlarının açılması ve operasyonların kontrollü biçimde yürütülmesi ve neticesinde Şam yönetiminin yüksek sivil hassasiyeti, Kandil kadrolarının ‘Kürtler katlediliyor’ propagandasını da boşa düşürdü.
Bu yaklaşım Deyr Hafir–Meskene hattında da sürdürüldü. Ancak burada SDG unsurlarının sivillerin tahliyesini engellemesi, süreci bir miktar daha uzattı. ABD’nin sahaya inerek durumu yerinde gözlemlemesi ve Mazlum Abdi’nin Fırat’ın doğusuna çekileceklerini açıklaması, örgütün manevra alanının daraldığını ve ABD’nin artık SDG/YPG’yi tam destekleyen pozisyonunu revize ettiğini ortaya koydu. Aynı süreçte Ahmed Şara’nın Kürtlerin dil ve kültürel haklarını güvence altına alan kararnamesi, Şam yönetiminin bilinçli bir siyasal ayrıştırma stratejisi izlediğini gösterdi: Kürt toplumu ile PKK/YPG arasındaki bağın koparılması. Bu yaklaşım, ‘Kürtler katlediliyor’ temelli propagandayı boşa düşürdüğü gibi, uluslararası kamuoyunun tepkilerini de sınırladı.
Bu ayrıştırma stratejisi, sahada da rejimin devrildiği dönemdeki etkiye benzer bir alan oluşturdu. Af çağrıları ve teslim olan SDG unsurları, örgütün çözülme sürecini hızlandırdı. Deyr Hafir-Meskene hattının ardından Tabka’nın operasyon bölgesi ilan edilmesiyle birlikte Deyrizor ve Rakka hattındaki Arap aşiretlerinin mobilize olması, SDG projesinin çöküşünün adeta göstergesi oldu. Aşiret ayaklanmaları sayesinde Şam yönetimi kısa sürede Fırat’ın doğusunda ciddi bir ilerleme sağladı.
Bu koşullar altında SDG, 18 Ocak Mutabakatı’nı imzalamak zorunda kaldı. Anlaşma; askeri çekilmeden idari devre, enerji kaynaklarının kontrolünden entegrasyon mekanizmalarına kadar kapsamlı, 10 Mart Mutabakatına göre detaylı ve sonuç odaklı bir içeriğe sahipti. Mazlum Abdi’nin elektronik imzaya rağmen 19 Ocak’ta Şam’da yapılan toplantıda anlaşmayı yeniden müzakere etme talebi, ateşkesi ortadan kaldırdı. Bu kapsamda Şam hükümeti Senadid güçlerinin ayrılmasıyla SDG’den ayrılmasıyla birlikte Irak sınırında ilerleme sağladı. Ayrıca Ayn el Arab hattında Karakozak alınarak ilerleme sağlandı.
Anlaşmadan çekilmeyle birlikte PKK/Kandil, Ahmed Şara’nın tam teslimiyeti dayattığı iddiasını yaymaya ve bu dezenformasyon üzerinden süreci bir “direniş” anlatısına dönüştürmeye çabaladı. Nitekim DEM Parti de dahil olarak Kamışlı-Nusaybin sınırındaki provokasyonlara kadar süreci götürdüler. Ancak Şam yönetiminin temkinli tutumu ve Kürtlerin yoğun yaşadığı yerleşim yerlerine yönelik askeri hareketlilikten kaçınması, bu propagandayı boşa düşüren kritik bir devlet refleksi oldu. Bunun üzerine 20 Ocak’ta 18 Ocak anlaşmasını tamamlayıcı nitelikte yeni bir anlaşmaya varıldı ve dört gün süreli ateşkes oluşturuldu:
Açıklamaya göre mutabakat sağlanan maddeler şu şekilde:
– SDG’ye, bölgelerin fiilen entegrasyonuna ilişkin ayrıntılı bir plan hazırlanması ve istişarelerin tamamlanması için 4 gün süre tanındı.
– Mutabakat sağlanması halinde, Suriye ordusu Haseke ve Kamışlı kent merkezlerine girmeyecek, birlikler şehirlerin çevresinde konuşlanacak. Haseke vilayetinin ve Kamışlı kentinin barışçıl entegrasyonuna ilişkin takvim ve ayrıntılar daha sonra ele alınacak.
– Suriye askeri güçleri, Kürt köylerine girmeyecek, bu köylerde yerel halktan oluşan yerel güvenlik güçleri dışında silahlı unsur bulunmayacak.
– Mazlum Abdi, örgüt içinden Savunma Bakan Yardımcılığı ve Haseke Valiliği için birer aday, Halk Meclisi’nde temsil edilecek isimler ve devlet kurumlarında istihdam edilmek üzere personel listesi sunacak.
– SDG’ye bağlı tüm askeri ve güvenlik unsurlarının Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine entegre edilmesi hususunda anlaşma sağlandı. SDG’ye bağlı sivil kurumlar da Suriye hükümetinin idari yapısına entegre edilecek.
Bu anlaşmada belirlenen dört günlük süre içerisinde somut sonuç alınmadığı taktirde askeri operasyonlar devam edebilir. Şam hükümeti bu süreyi oldukça titiz geçirme eğiliminde olacaktır.
Sonuç itibarıyla, Suriye sahasında SDG/YPG ve buna bağlı sözde özerklik projesinin sonuna gelindiği görülmektedir. Bu gelişme yedi ana eksen üzerinde etkili olmuştur.
- Suriye, toprak bütünlüğünü sağlamak adına büyük mesafe kat etmiştir.
- İsrail’in Suriye’yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden istikrarsızlaştırma girişimleri ciddi bir darbe almıştır.
- Suveyda’daki Dürzi ayrılıkçılar gibi Nusayri ayrılıkçı hareketlerin de hareket alanı kısıtlanacaktır.
- Türkiye, ulusal güvenliği bağlamında Suriye’den kaynaklı en büyük güvenlik tehdidini büyük ölçüde bertaraf etmiştir.
- Ayrıca Terörsüz Türkiye sürecinin önündeki en büyük engellerden biri olan Suriye’deki SDG/YPG ayrılıkçılığı da büyük oranda ortandan kalkmıştır.
- Şam yönetimi; petrol, doğalgaz ve baraj kaynaklarına yeniden erişmiş ve bu kaynaklardan elde edeceği gelirlerle birlikte bağımsız bir kamu düzeni inşa etmeyi büyük oranda sağlayabilecektir.
- SDG/YPG projesinin akamete uğratılmasıyla birlikte istikrar, yatırım ve ekonomik güven ortamı büyük ölçüde sağlanmıştır.


















