Son bir aydır Beşiktaş’ta yolda yürürken taksicilerin sürekli korna çalmasına, “Nereye gideceksin abi” demesine şahit oluyorum.
Taksilerin çoğu boş.
Eskiden kısa mesafeyi beğenmeyen, turist tercih eden bazı (!) taksiciler şimdi müşterisizlikten yakınıyor, iyi mi?
13 Şubat 2026’da İstanbul’da taksi açılış ücreti 65,40 TL, kısa mesafe (indi-bindi) ücreti ise 210 TL olarak belirlenmişti.
İnsanların başta zamları çok bulacaklarını, zamanla yeni fiyatlara alışacaklarını düşünüyordum, yanılmışım.
Bu sefer kriz haberlere de konu oldu.
Örneğin İstanbul’da direksiyon sallayan Mehmet Yıldız, piyasadaki durumu şu sözlerle özetlemiş:
“Eskiden durağa girer girmez müşteri alırdık. Şimdi yarım saat, bazen bir saat beklediğimiz oluyor. İnsanlar artık uygulamalardan araç çağırıyor ya da korsan taşımaya yöneliyor. Kazancımız ciddi şekilde düştü.”
Bir başka taksi şoförü Hasan Karataş ise akaryakıt fiyatlarının ve günlük yevmiye bedellerinin sürücüleri nefessiz bıraktığını düşünüyor.
Birden fazla taksi plakası bulunan Ahmet Demir ise durumu şöyle özetlemiş:
“Eskiden 14-15 milyon liralara konuşulan plakalar bugün 9-10 milyon lira bandına kadar geriledi.” İşler yüzde 70 düştü diyen taksiciler bile var!

Bu durumun birçok nedeni var.
İşini dürüst ve saygılı bir şekilde yapan taksi şoförlerinin çoğunluğu oluşturduğuna inanıyorum.
Ancak mesafe beğenmeyen, turist kovalayan, müşterisine kötü davranan şoförler de sepetteki birkaç çürük elmayı geçti.
Bu kötü hizmet anlayışına aratan taksimetre fiyatları da eklenince müşteri korsan taksiye yöneldi.
Yasal bir zemine oturmamış paylaşımlı yolculuk uygulamaları da taksilerden müşteri çalıyor!
Sorunun bir diğer ayağı da; taksi plaka sahiplerinin, plakalarını oto galericilere kiralaması. “Şoförle ne uğraşacağım, galericiden daha az ama garanti para alırım” diyorlar.
Galericiler de plakayı araç sahiplerine kiralıyor. Onlar da şoförlere taksi plakalı araç kiralıyor!
Böyle olunca da plakanın günlük kirası artıyor.
Eskiden kazancı plaka sahibi ve şoför bölüşürdü. Şimdi galerici ve araç sahipleri de kazançtan pay alıyor.
Üç kişinin parasını çıkarmak zorunda olan şoförler de strese giriyor, müşteri seçmek zorunda kalıyor.
Bunlara İstanbul’daki trafik yoğunluğu da eklenince tartışmalar, kavgalar çıkıyor!
PLAKA AĞALIĞI BİTMELİ
Yapılması gerekenler basit; korsan taksiler tek tek belirlenmeli.
Yasal boşluklarından faydalanan uygulamalara son verilmeli.
Galericiler oyundan çıkarılmalı!
Sadece plaka sahipleri ve şoförlerin olduğu bir sistem kurulmalı.
Canı isteyen herkes değil, belirli sınavlardan geçenler taksi şoförü olmalı.
Ya da taksi işi tamamen belediyelere devredilmeli. Belediyeler plakaları satın alıp, sınavlardan geçen, eğitimli insanları maaşlı şoför olarak çalıştırmalı.
Plaka kiralama rantı ortadan kalkmalı.
Özetle taksi sektöründeki plakası ağalığı ortadan kaldırılmalı.
***
AVRUPA’NIN LİDERİYİZ!
Türkiye, Avrupa’daki havası en kirli şehirler listesinde öne çıktı.
2025 verilerine göre, Iğdır yıllık ortalama 64,4 μg/m3 PM2.5 seviyeleriyle Avrupa’nın havası en kirli şehri olurken, Buca 51,5 μg/m3 ile ikinci sırayı aldı.
Gödekli, Konya ve Düzce ise ilk 10’da yer alan diğer şehirler oldu.
Bu seviyeler, Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenli olarak kabul ettiği 5 μg/m3’ün çok üzerinde bulunuyor.
Büyük şehirlerin listede olmaması coğrafi konumlar ve atmosferik hareketlerle de alakalı biraz.

Tam tersi faktörler ise Iğdır ve Buca için geçerli.
Ortasından Boğaz geçmese, rüzgârlar kirli havayı itmese 18 milyonluk İstanbul muhtemelen Avrupa’nın havası en kirli şehri olurdu!
Ülkemizdeki hava kirliliğinin temel nedenleri ise; fosil yakıt kullanımının yoğunluğu, sanayi kaynaklı emisyonlar, yoğun trafik, kömürle çalışan enerji santralleri, konut ısınmasında düşük kalite kömürün kullanılması ve meteorolojik koşulların kirleticileri yerde tutması… En büyük hatamız hava kirliliğini önemsememiz!
Oysa hava kirliliği, sigara içmekle eşdeğer sağlık riskleri (kalp-damar hastalıkları, akciğer kanseri) oluşturuyor ve yaşam süresini kısaltıyor.
Türkiye’de hava kirliliğine bağlı nedenlerle her yıl 60 binden fazla kişi erken yaşta hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
Hava kirliliğiyle mücadele başta belediyelerin görevi ama sosyal medya icat edildiğinden beri belediyeler asli altyapı görevlerini bile yerine getirmiyorlar!
***
ÖĞRETMENİ ÖZEL ASİSTANI SANAN VELİ
Bu mesajları özel bir eğitim kurumunda görev yapan bir öğretmen paylaştı. Veli yılda 400 bin TL verdiği için öğretmenin 7 gün 24 saat mesajlarına cevap vermesini beklemesi özel okullarda öğretmenlerin yaşadığı sorunların özeti adeta. Oysa çalışanların mesai saatlerinin dışında işveren ya da yöneticilerin telefonlarına bile cevap vermeme hakkı var! Özel okullardaki öğretmenler genelde, devlet okullarındaki meslektaşlarından hem daha az ücret alıyorlar hem de daha çok çalışıyorlar.

Özel okullar atanamayan öğretmen sayısının çok olmasını suiistimal ediyor. Veli profili de değişti! Bazı veliler yukarıdaki örnekte olduğu gibi öğretmenleri kişisel asistanı gibi görüyor, küstahça tavırlarda bulunuyorlar! Bu velilere göre çocukları dahi prens ve prensesler adeta! Onlara göre her zaman okul ya da öğretmen haksız! Velileri bu kadar şımartan ise özel okul sahipleri!
Fahiş zamlar yapıp velileri işveren, öğretmenlerini maaşlı köle pozisyonuna sokuyorlar!
***
Altyazı
“Oyun böyle oynanır: Karşı tarafı doğru hamleyi kendisinin yaptığına ikna ederek.” (Law Abiding Citizen)


















