Ruhumun penceresine bir sardunya diktim. Toprağı avuçlarımda, tırnaklarım kırık. Sardunyamın dallarında eski yazlar, İspanyol paçalı Pink Floyd, solmuş fotoğraflar, çocuktum daha. Sağ kolum çıkıkçıda kırılırken her perşembe haftalarca, baharda çayır çimen bir varoş vardı benim hep aklımda.
Sağ kolum, kalem kolum, çatır çutur her akşamüstü, hastaneler bize uzak. Çığlıklarım sarınca şehri, kızıl bir güvercin görürdüm kirli kireç badanalarda. O güvercin beni takip etti hayatım boyunca. Melek gibi bir kızın saçları aralanınca…
Pardon güvercin demiştim!
***
Kuyruğuna bir çifte VAV yakıştırdım onun, kolumdaki yara izine de işledim bir neşterle. Sancı güncelleyince beynimin gizli kartını, karakterimde ısrarlı bir direnç birikti, ak saçlı bir bilge yeşil gözlerini bana dikti. Başka türlü boyutların ledûni şiiri diyebilirsiniz. Ne derseniz eyvallah, böyle oldu alimallah…

Sesi var, beni hayata geri çağırırdı, hayalet desem değil. Bir aydınlanma kalbimde. İçimin nasıl geniş hülyâlı, dışarının nasıl vahşi, yalnızlığın buzdan kılıçlar olduğunu anladım ben işte o avamî tantanada. Ama o ses bir yaşama sevinciydi, dayan bunlar geçecek diyordu. Ya vedud entel maksut… ağzımda cam kırıkları…
Kolun dirsekten her hafta… öyle bir ölümdü ki, genzimde bir zehir tadı. Eve gelip su içtiğimde kaç kez cam bardakları ısırdım, çatır diye sanki dirseğimin kâsesi, ağzımda kan çiçekleri.
Vazolara konmayan, sargı bezleriyle gizlenen çiçekler…
Bilmiyorum o şefkatli ses o zaman mı konuşmaya başladı benimle? Yoksa hep vardı da duydum tam gerektiğinde. Kolumu kessinler bitsin bu diye yalvardım da. Çıldırmaya ramak kalmış, o duvarları sinek ölüsü, çıkıkçının gecekondusunda. O ses koştu ama hep yardımıma. Bir el daima sırtımda. “Dayan evlat.” Sonra kızıl kanatlı o güvercin. Bitmez tükenmez bir yaşama sevinci, ah ki ah.
Elhamdülillah…
***
Oradan mı kaldı bende bu yazma tutkusu? Bir de huzursuz bacak sendromu. Bacak sendromunun üstünde çalışarak hallettim, bir tek düşünme, şükretme ve yazma tutkusu, bazı tikler de kaldı o yıllardan bana.
Çocukluğun ergen akşamında itiraflar sarmıştı beni. Bunu da not etmeliyim. Dünya hakkında, insanlar hakkında. Sonra baktım anlamıyor hiç kimse, kendime konuştum, not aldım metrelerce. İlk yazdığım kompozisyonlarla ondan kabul edildim tam burslu özel kolejlere. Ondan hep yazar olacaksın dendi bana. Keyfi kaçmasın diye beni o okullara göndermeyen babamla da sonradan barıştım. Onu affettim, kendimi affetmiştim haddizâtında. Fakat bir keramet varmış bunda. Ya öyle insanına yabancı bir zibidi olsaydım, Gezi Parkında?
Hayatımı böyle açıklıyorum şimdi, olacağı varmış olanların. Ders varmış azizim, olan bitende.
***
Gölgeler uzar, bir ikindi peygamberinden çalmıştım bu sözü, “benden sonra akşam” demişti. Vallahi öyle…
Tam kendimi inşa ettim derken bir baktım yaş gelmiş kemâle. Sesim bas bariton olmuş, paçamdaki çamur izi arka sokakların legal dövmesi. Ondandır bu bendeki Beyaz Adama mesafe, Karakafalara sevgi âbidesi…
***
Yalan yok, eski devletle kavgalıydım ben. Ne Denizleri unuttum ne de Diyarbakır hapishanesini. Ne de Mamak gardiyanlarını… Siyasi şube vardı o zaman. 141 142 163. Kaç kişi atladı yüksek katlarından. Erbakan kaldırdı hepsini ama gölgesi uzundu. 28 Şubat o kanunların karanlık datası.
İfade özgürlüğü mü dediniz, 90’lar insan yakma seremonisiydi beyim…
Ondandır, kavgalıydım ben bu cumhuriyetle ne oy verirdim ne selam. Bir adam çıktı da Kasımpaşa’dan. Kurban olduğum arka mahallesi, barıştırdı bizi devletle. Cesareti gördüm, vefayı bildim.
Yazdıklarıma adamakıllı bir yayınevi bulmak zorlaştı bittabi… nedense!
Kemalist’in solcusu değildim, sağcı değildim. Neyi muhafaza edeceğimi bilirdim. Yarım aşım dertsiz başım derken, kaldım mı tahta köprüde? Sonra baktım durduğum yere, özgürlüğün uçsuz bucaksız denizine baktım. Oh be dedim, oturdum bir meydan sazına “Bahçe Duvarını Aştım” diye bir türküye aktım…
Nasibim de kesildi tabii bu hengamenin ortasında. Nasibim dedim yanlış söyledim. O’ndan gelen ikramlar öyle bir yağdı ki üstüme. Anlatsam hayâl dersiniz, o derece. “Yalan dünya, boş ver be” deyip geçiyor şimdi cebimdeki berduş, kendisi mütebessim bir bilge.
***
Kolumdaki ameliyat izi yazdıklarına dikkat et diyor, duyuyorum. Ondan çolak gezdim ondan, artık biliyorum. Gençlik isyanlarımdaki haklı öfkeyi de bilhassa kutsuyorum. Bir dua sarıyor artık ısrarla beni.
Tantanadan geçtin oğlum diyor bir ses, bilmen gerekeni gördün bildin, şimdi yolculuğun en ballı yerindesin. Ne bırakırsan geride, öteki boyuta atlamadan, işte o gelecek seninle.
Ceplerimde zıplatıcı heceler. Arıza bir yanım var, ağır gelir şimdi size. Susarken büyüdüm onu söylemeliyim. Sivilceli telaşlar, fazlalık bunlar…
Ergen kafa bir farfara değil ipekten bir huzur geliyor seziyorum, kapıyı çalan o sardunya.
Kızıl kanatlı bir güvercin ya da gül bahçesi kıvamında…


















