24 Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan enerji krizi, 28 Şubat 2026’da İran-ABD/İsrail savaşının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlikle birlikte yeni bir eşiğe taşındı. Ukrayna’nın Rusya derinliklerine yönelik saldırılarının sürdüğü bu dönemde, başta Avrupa devletleri olmak üzere pek çok ülke arz güvenliği kaygısıyla hareket ediyor. Savaş öncesinde enerji tedarikinde belirleyici bir aktör olan Rusya, yaptırımlar ve siyasi izolasyon sonucunda bu rolünü büyük ölçüde yitirdi.
Avrupa Birliği bu arayış sonucunda, kıtayı Hazar bölgesi ve Orta Asya’ya bağlayan bir köprü olarak Güney Kafkasya’ya giderek daha fazla ağırlık veriyor; enerji güvenliği ve yeni ulaşım koridorları Brüksel’in gündeminin üst sıralarında yer almaya devam ediyor. Bu yönelimin somut göstergelerinden biri, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 1-2 Temmuz 2026’da Bakü ve Erivan’ı ziyaret ederek açıkladığı “Bağlantısallık Yoluyla Barış Paketi” oldu: bölge genelinde 200 milyon avroya kadar hibe finansmanı ve bunun tetikleyebileceği 2 milyar avroya varan kamu-özel yatırım potansiyeli.
Bölgesel Bağlantısallık ve Barış Mimarisi
Von der Leyen’in Bakü ve Erivan ziyaretinde açıklanan “Bağlantısallık Yoluyla Barış Paketi,” yalnızca ekonomik bir girişim değil, çatışma sonrası dönemin siyasi mimarisine dair bir sinyal olarak da okunmalı. Paket kapsamında öne çıkan projelerden biri, Nahçıvan demiryolu hattı ve Bakü Limanı’nın geliştirilmesi. Bu bağlamda, ABD arabuluculuğuyla ilerleyen Azerbaycan-Ermenistan barış sürecinin bir parçası olarak gündeme gelen ve “TRIPP” (Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası) olarak da anılan Zengezur Koridoru’nun açılması özel önem taşıyor. Bu hat, Azerbaycan’ın ana bölgesinden coğrafi olarak kopuk Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’ni ülkeye bağlayacak. Kasım 2025’teki Taşkent Zirvesi’nde Aliyev, koridorun 15 milyon ton başlangıç kapasitesiyle inşaatının tamamlanmak üzere olduğunu duyurmuştu. Almanya’nın hem Orta Koridor katılımcılarına hem de Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne fayda sağlayacak bu yeni hattın işletimine yatırım yapması olası görünüyor. Zira jeopolitik nedenlerle böylesi masalarda yer almak, AB açısından sürecin dışında kalmamak anlamına geliyor. Kendi başına dev bir pazar olmasına rağmen enerjide öz yeterliliğe sahip olmayan AB, Azerbaycan gibi ülkelerle ekonomik bağlarını genişletmek arayışında.
Bu koridor girişimi, hem Rusya’yı baypas etme hedefine hem de AB’nin Çin ile ilişkilerini dengelemesine katkı sağlamayı hedefliyor. Birlik, Çin ile ABD gibi iki büyük güç arasında kendi konumunu yeniden tanımlamaya çalışıyor. Çin’i denklemden tamamen çıkarmak mümkün olmadığından, Almanya bu dengeyi gözeten bir stratejiyi sürdürüyor. Aynı dinamik, Gürcistan ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerle ilişkilerin derinleşmesine de zemin hazırlıyor. Almanya ve AB, Rusya’ya bağımlı olmayan bu yeni hat üzerinde kendi konumunu sağlamlaştırmak istiyor.
İlişkilerde Stratejik ve Pragmatik Dönem
Avrupa’nın enerji arzındaki sıkıntı, yeni arayışlarla Almanya’yı da Bakü’ye yöneltmiş durumda. Bu dönemde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 21 Temmuz 2026’da Almanya’ya ilk resmî devlet ziyaretini gerçekleştirerek Şansölye Friedrich Merz ile bir araya geldi. Ziyaret aslında Mart ayı için planlanmış, İran’ı kapsayan savaş nedeniyle ertelenmişti.
Taraflar enerji, ulaştırma, ticaret ve teknoloji alanlarını kapsayan stratejik ortaklık bildirisini imzalarken, Almanya, İtalya’nın ardından Azerbaycan ile stratejik ortaklık kuran ikinci Avrupa ülkesi oldu. Ortak basın toplantısında Merz, Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın Almanya ve AB açısından stratejik önem taşıdığını vurgularken, Aliyev de Rusya’nın içinde bulunduğu durum nedeniyle geleneksel ortaklarına artık tam kapasiteyle gaz ve petrol sağlayamadığını belirtti.
Ziyaret, esasen bütün Avrupa Birliği’nin arz güvenliğini ilgilendiriyor ve Bakü-Brüksel ilişkilerinde yeni bir dönemin işareti sayılabilir. Bu süreçte Azerbaycan’ın jeopolitik önemi üç eksende öne çıkıyor. İlki, ülkenin güvenilir bir enerji tedarikçisine dönüşmesi. İkincisi, 16 Kasım 2025’te Taşkent’te düzenlenen 7. Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantısı’nda Azerbaycan’ın oybirliğiyle tam üye kabul edilmesi. Bu adım Güney Kafkasya ile Orta Asya’yı tek bir lojistik-siyasi blok hâline getirerek Orta Koridor’daki gümrük ve taşımacılık süreçlerini hızlandırdı ve Bakü’yü Çin ile Orta Asya kaynaklı yüklerin Avrupa’ya aktarımında vazgeçilmez bir transit merkez konumuna taşıdı. Üçüncüsü, işgal altındaki topraklarını geri aldıktan sonra Ermenistan’la yürüttüğü barış sürecinin Azerbaycan’ı Güney Kafkasya’nın kilit aktörlerinden biri yapması.
Almanya’nın Hesapları ve İlişkilerde Dönüşüm
Almanya açısından öncelik, uzun vadeli doğal gaz tedarikini güvenceye almak. Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesiyle, eski Şansölye Angela Merkel döneminde Rus ortaklarla yürütülen Kuzey Akım 2 projesinin nasıl akamete uğradığı hâlâ hafızalarda. Bu dev yatırımın rafa kalkması ve AB’nin Rus varlıklarını dondurup yaptırım uygulaması, Almanya’yı acil biçimde yeni tedarik zincirleri aramaya itti, bu da Azerbaycan gibi ülkelere ihracat ağlarını genişletme fırsatı sundu. Berlin’in Azerbaycan algısı da buna paralel değişti.
Azerbaycan’ın masaya koyduğu katkı, doğal gaz tedarikiyle de sınırlı değil. Güney Kafkasya’da istikrarı desteklemek ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzunu da aşındıran Orta Koridor’u güçlendirmek, bir diğer önemli boyutu oluşturuyor. Hürmüz Boğazı’nın açık kaldığı gün sayısının bile stratejik belirsizlik ürettiği bir dönemde, Azerbaycan üzerinden Avrupa ile Orta Asya arasındaki bağlantısallık ayrı bir değer kazanıyor. Nitekim von der Leyen, Bakü’deki temaslarında Hazar’daki açık deniz rüzgâr enerjisi projelerine ve Azerbaycan’ı Avrupa’ya bağlayacak “Yeşil Enerji Koridoru”na özel vurgu yapmıştı. Sürecin bundan sonraki seyri, tarafların bu siyasi diyaloğu ne ölçüde somut iş birliklerine dönüştürebileceğine ve bölgesel barış sürecinin önümüzdeki aylarda nasıl şekilleneceğine bağlı olacak.


















