Bir fincanın peşinde! Türkiye’nin en keyiflfli kahve rotaları

spot_img


Bir fincanın içine ne çok şey sığdırmışız… Kız isteme töreninde tuzlu kahveyi, dostlarla paylaşılan uzun sohbetleri, yorgun bir günün ortasında verilen küçük molayı ve kapatılan fincandan beklenen güzel haberleri… Türkiye‘de kahvenin tadı şehirden şehre değişir. İstanbul‘da incecik öğütülmüş Türk kahvesinin kokusunu takip ederiz. Gaziantep‘te menengicin yumuşaklığıyla tanışır, Mardin‘de mırranın sert ve törensel dünyasına gireriz. Şanlıurfa‘da aynı fincan elden ele dolaşırken kahvenin yalnızca içecek değil, bir misafirperverlik geleneği olduğunu anlarız.

TAHTAKALE’DEKİ O EŞSİZ KOKU

Türkiye’nin kahve yolculuğuna başlamak için en doğru yerlerden biri İstanbul’dur. Eminönü’nden Tahtakale’ye doğru yürürken yükselen taze çekilmiş kahve kokusu, kalabalığın içinden size yol gösterir. Mısır Çarşısı çevresindeki tarihî sokaklarda dolaşın, kahve dükkânlarının önünde biriken kalabalığa karışın. Taze çekilmiş Türk kahvesinden bir paket alın, ardından tarihî yarımadanın eski hanlarından birinde köpüklü bir kahve için. Yanına küçük bir lokum eklemek de İstanbul kahvesinin değişmeyen zarafetidir. Kahvenizi bitirdikten sonra fincanı kapatıp geleceğinizi merak edebilirsiniz. Ama bana sorarsanız İstanbul’da fal bakmaya gerek yok yeniden geleceğiniz daha ilk yudumda belli.

BU TADI LOKUMLA TAMAMLAYIN

Safranbolu‘nun taş sokaklarında yürürken zamanın biraz daha yavaş aktığını hissedersiniz. Cumbalı evler, ahşap kapılar, eski konaklar ve avlulardan yükselen kahve kokuları burayı tam bir hafta sonu rotasına dönüştürür. Tarihî çarşıyı gezdikten sonra küçük bir kahve molası verin. Türk kahvenizi Safranbolu lokumuyla birlikte için. Özellikle safranlı, güllü ya da fındıklı lokumun kahvenin yoğun tadıyla kurduğu dengeyi çok seveceksiniz. Burada kahveyi aceleyle içmeyin. Fincanın soğumasına, sohbetin uzamasına ve sokağın sesinin masanıza karışmasına izin verin. Çünkü Safranbolu’da kahve, gezinin arasına sıkıştırılmış bir mola değil, gezinin en güzel anlarından biridir.

URFA’DA KAHVE BİR TÖREN

Şanlıurfa’da mırra yalnızca içilmez sunulur, paylaşılır ve yaşatılır. Özellikle sıra gecelerinde küçük fincanlarla ikram edilen bu sert kahve ,sohbetin ve misafirperverliğin önemli parçalarından biridir. Balıklıgöl çevresini gezin, tarihi çarşılarda dolaşın ve akşam bir sıra gecesine katılın .İsotlu yemeklerin, çiğ köftenin ve kebapların ardından içilen mırra, güçlü aromasıyla bütün yemeğin üzerine adeta son noktayı koyar. Mırra fincanını masaya bırakmak yerine ikram eden kişiye geri vermek geleneğin zarif ayrıntılarındandır. Bazen bir şehri tanımak, tam da bu küçük kuralları öğrenmekle başlar

MENENGİÇ KAHVESİNİ KEŞFEDİN

Gaziantep’e gidenlerin aklına önce kebap, baklava ve katmer geliyor. Oysa bu zengin sofranın ardından içilen menengiç kahvesi de şehrin en özel tatlarından biridir. Menengiç kahvesi bildiğimiz kahve çekirdeğinden değil, yabani fıstık ağacının meyvesinden hazırlanır. Bu nedenle klasik kahveye göre daha yumuşak, yağlı ve fıstığı hatırlatan bir aromaya sahiptir. Bakırcılar Çarşısı’nı gezin, bakır döven ustaların sesini dinleyin ve tarihî bir handa közde pişmiş menengiç kahvesi sipariş edin. Sütle hazırlanan halini tercih ettiğinizde daha kremamsı ve tatlı bir içimle karşılaşırsınız.

MIRRAYI USULÜNE GÖRE İÇİN

Taş evlerin arasından Mezopotamya Ovası’na baktığınız bir Mardin sabahında, elinize verilen küçük fincanın içinde çok güçlü bir kahveyle karşılaşabilirsiniz: Mırra… Mırra, adını acı tadından alan, uzun süre kaynatılarak hazırlanan yoğun bir kahvedir. Büyük fincanlarda değil, küçük ve kulpsuz fincanlarda az miktarda ikram edilir. Bu kahveyi hızlıca içip geçmek yerine sunum geleneğine dikkat etmek gerekir. Eski Mardin sokaklarında gezin, taş işçiliğini seyredin ve ovaya bakan bir terasta mırranızı yudumlayın.


Google Haberler'de tüm gelişmeleri tek kaynakta görmek için Sabah'ı takip edin.



Source link

spot_img

benzer haberler

spot_img