Göz çevresindeki yaşlanma belirtileri, deri fazlalığı ve torbalanma nedeniyle tercih edilen göz kapağı estetiği, yalnızca görünüm üzerinden planlanan bir işlem değil. İşte tam bu noktada Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gamze Öztürk ile göz kapağı estetiğinin ayrıntılarını konuştum.
GÖZ SAĞLIĞI İNCELENİR
Göz kapağı estetiği planlanırken yalnızca ne kadar deri veya yağ dokusu çıkarılacağına bakılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Öztürk, şunlara dikkat çekti: “Göz kapağı estetiği düşünen kişiler yalnızca estetik değerlendirmeyle yetinmemeli. Göz kapağı, göz sağlığıyla doğrudan ilişkili bir yapıdır. Göz yüzeyi sağlığı, gözyaşı kalitesi ve kapakların kapanma fonksiyonu detaylı bir şekilde incelenmeli. Kuru göz açısından risklerin belirlenmesi ve cerrahinin hastanın göz yapısına göre planlanması hem iyileşme sürecinin hem de ameliyat sonrası görme konforunun daha kontrollü yönetilmesine yardımcı olur.”

GÖZYAŞI KORNEAYI DA KORUYOR
Prof. Dr. Öztürk, gözyaşının miktarında veya yapısında bozulma meydana geldiğinde göz yüzeyinin yeterince nemlenemediğini belirterek, “Göz kapağı, gözyaşının yüzeye yayılmasına yardımcı oluyor. Sağlıklı bir göz kırpma hareketinde üst ve alt göz kapağı göz yüzeyini kapatarak gözyaşının kornea üzerine eşit biçimde dağılmasını sağlıyor. Göz kapağının konumunda veya kapanma fonksiyonunda meydana gelen değişiklikler ise gözyaşının dağılımını ve göz yüzeyinin korunmasını etkileyebiliyor” dedi.
KURU GÖZ TEDAVİSİ
Prof. Dr. Öztürk, kuru gözün yanma, batma, kızarıklık, yabancı cisim hissi, ışığa karşı hassasiyet ve zaman zaman bulanık görme gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyleyerek, “Ameliyat öncesinde kuru göz belirlenmişse ilk hedef göz yüzeyini mümkün olduğunca dengeli hale getirmek. Tedavi sonrasında hastanın şikâyetleri ve muayene bulguları yeniden değerlendirilerek, cerrahi plan oluşturulabilir. Burada önemli olan kuru gözün varlığını göz ardı etmeden, süreci kontrollü biçimde yönetmektir” diye konuştu.
BUNLARIN BİLİNMESİ ŞART
Göz kapağı estetiği sonrasında ödem, kırpma hareketindeki geçici değişiklikler veya kapağın bir süre tam olarak kapanamamasının, bazı hastalarda kuru göz yakınmalarının artmasına yol açabildiğini de söyleyen Prof. Dr. Öztürk, “Operasyon öncesinde mevcut kuru göz probleminin bilinmemesi durumunda hasta, ameliyat sonrasında ortaya çıkan batma, sulanma veya hassasiyetin yalnızca cerrahi işlemden kaynaklandığını düşünebiliyor. Ancak hasta ameliyat öncesinde de kuru göz açısından risk taşıyorsa bu belirtiler daha belirgin hissedilebilir. Bu nedenle hastanın mevcut şikâyetlerinin, kullandığı damlaların, kontakt lens alışkanlığının ve daha önce geçirdiği göz tedavilerinin ameliyat öncesinde bilinmesi gerekir” dedi.

HER GÖZ KAPAĞI TEDAVİSİ AYNI DEĞİL
Her göz kapağı fazlalığının aynı yöntemle tedavi edilmediğini söyleyen Prof. Dr. Öztürk, şöyle dedi: “Göz kapağı estetiğinde cerrahi plan; hastanın yaşı, kaş seviyesi, kapak yapısı, deri ve yağ dokusunun dağılımı, göz kapağını kaldıran kasların fonksiyonu ve gözün yüz içindeki konumu dikkate alınarak oluşturuluyor. Üst göz kapağındaki ağırlık hissi her zaman yalnızca deri fazlalığından kaynaklanmaz. Kaş düşüklüğü veya göz kapağını kaldıran kaslarla ilgili problemler de benzer bir görünüme neden olabilir. Bu nedenle başka bir hastaya uygulanan cerrahi yaklaşım veya çıkarılan doku miktarı her kişi için uygun olmayabilir. Gözün rahat biçimde kapanmasına engel olacak ölçüde fazla deri çıkarılması, göz yüzeyinin açıkta kalmasına ve kuruluk yakınmalarının artmasına neden olabilir.”
DOĞAL SONUÇ İÇİN ANATOMİK YAPI ÖNEMLİ
“Göz kapağı estetiğinde amaç, hastanın yüz ifadesini değiştirmek veya herkeste aynı göz çevresi görünümünü oluşturmak değildir” diyen Prof. Dr. Öztürk, şunlara dikkat çekti: “Doğal sonuç için hastanın kendi anatomik yapısının korunması gerekir. Çıkarılacak doku miktarı belirlenirken, estetik beklentinin yanı sıra göz kapağının kapanma ve göz yüzeyini koruma fonksiyonu da dikkate alınmalıdır.”
AMELİYAT SONRASI ÖNERİLER
Göz kapağı estetiği sonrasında iyileşme sürecinin hastanın göz yapısına, uygulanan yönteme ve yapılan işlemin kapsamına göre farklılık gösterebildiğini söyleyen Prof. Dr. Öztürk, şu önerilerde bulundu: “İlk günlerde göz çevresinde şişlik, morluk, gerginlik ve geçici hassasiyet görülebiliyor. Hastaların reçete edilen damla ve ilaçları düzenli kullanması, gözlerini ovuşturmaması ve planlanan kontrolleri aksatmaması gerekiyor. Kuru göz eğilimi bulunan kişilerde göz yüzeyinin nemlendirilmesine yönelik tedaviler ameliyat sonrasında da sürdürülmelidir.”



















